Anonim Ortaklıklar
2/05/2009, 20:54
Fotoğraf ile ister amatör ister profesyonel, fakat ciddi bir şekilde ilgilenen ve ürettiklerini paylaşan kişiler bir süre sonra fotoğraflarının kendilerinden izinsiz kullanılması ile ilgili dertlenmeye başlıyorlar. Bu duyguyu pek iyi anlıyorum ve doğal karşılıyorum, bununla beraber ben nadiren hissediyorum.
Daha önce bu günlükte fotoğrafların izinsiz şekilde kullanılması konusu ile dolaylı olarak ilgili olan, “kullanılan fotoğrafın sahibine atıfta bulunulmaması” sorununu fotoğrafa eklenen bir ifade ile “fotoğrafın kendi sahibine atıfta bulunmasını sağlayarak çözme“nin gerekliliği/gereksizliği üzerine bir tartışma dönmüştü.
Herkesin benim gibi hissetmesini beklemiyor olsam da ben fotoğraflarımın bir şekilde değerlendirilmesinden, haberim olmasa da bir takım çalışmalara anonim bir şekilde ortak olmaktan keyif alıyorum açıkçası (fakat Sina Demiral’ın başına gelen olayda olduğu gibi bir durum cereyan ederse birileri bunun bedelini ödemek zorunda kalabilir, o ayrı. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu orada, açıp okumalı).
Çeşitli yerlerde kullanıldığına şahit olduğum fotoğraflarımdan bazılarının yer aldığı sitelerden ekran görüntüleri aldım günlüğüme koymak için. Bakın neler oluyor..
Mesela fotoğraf gidiyor, bir edebiyat sitesindeki yazıya materyal oluyor:
![]() |
Benim çekmeye ve paylaşmaya değer gördüğüm bir fotoğrafı gören birisinin onu bambaşka bir bağlamda değerlendirip kullandığına şahit olmak çok keyifli. Tabi keşke insanlar haber verse, en azından gidip dolaylı olarak bir parçası olduğum bu yeni ürünü görsem diyorum. Fakat insanlar fotoğrafları kim bilir nerelerden buluyorlar, ya da belki Internet konusundaki deneyimsizlikleri onları orijinal sahibine ulaşmaktan alıkoyuyor. Fotoğrafın üzerine e-posta adresi isim yazmayı başka sebeplerle hoş bulmuyorum, EXIF içerisinde e-posta adresim var, fakat insanların EXIF’in ne olduğunu bilmelerini beklemek anlamsız.
Ayrıca çok nadir de olsa Oğuz Dinç gibi haber verenler de çıkıyor, üstüne bir de fotoğrafını misler gibi bir hikayenin tamamlayıcı öğesi olarak görünce insan, daha da bir seviniyor:
![]() |
Bazen aşağıdaki gibi çalışmalara bakıp “acaba bu çalışmanın sahibi fotoğrafı bulduktan sonra mı bu şiiri yazmış, yoksa şiiri yazdıktan sonra mı fotoğraf aramaya başlamış” diye merak ediyorum:
![]() |
Ya da birisinin bir fotoğrafımı “hayırlı” bir takım amaçların görsel tamamlayıcısı olarak değerlendirdiğine şahit oluyorum (böylesine canım feda, “bize şöyle bir fotoğraf lazım, çeker misin” deseler çıkar çekerim, o derece anlamlı buluyor ve seviniyorum):
![]() |
Ya da mesela gidiyor aynı fotoğraf, “komiklik, şakalar” oluyor (zaten lolcats‘in ailecek hastasıyız, bir gün ana sayfasında bu fotoğrafı görünce o kadar hoşuma gitti ki altında “kaynağı bilinmiyor” demesi umurumda bile olmadı açıkçası):
![]() |
Ya da bir başka fotoğraf birisinin profil fotoğrafı oluyor. Şimdi bu kişi gelip bana “fotoğrafını profil fotoğrafı yapabilir miyim?” mi desin? Ya da bir copyright ibaresi koyayım üzerine başka bir fotoğraf mı arasın? Mesela bir fotoğraf onu bu kadar beğenen birisinin değilse kimindir, bilemiyorum (öyle gibi görünse de forum mesajının fotoğraf ile ilgisi yok bu arada :) başka bir kişiyi tebrik ediyor, başka bir şey için harika olmuş diyor):
![]() |
Ya da dünyanın başka bir yerinde insanların günlüklerine paylaştıklarına rastlıyorum, altında da anlamadığım muhabbetler dönmüş oluyor (fakat “art” diye imlemiş, bundan güzel hediye olabilir mi, ismimi yazmış yazmamış ne fark eder):
![]() |
Ya da bir fotoğraf gidiyor Çekçe, yalnızlık üzerine bir şiiri tamamlıyor, yine isim yok, bağlantı yok, ama dediğim gibi, afiyet olsun:
![]() |
Yukarıdakilere benzer bir diğer örnek olan ve bu yazıyı yazmamın asıl sebebi de aşağıda:
![]() |
Geçen gün Anıl Eraslan bana “Beşiktaş’ta bir sergin var!” konulu bir e-posta attı. Olay şu: misafir kaldığı evde Internet bağlantısı ile ilgili bir takım problemler yaşayınca yakınlardaki bir Internet kafeye gitmiş kendisi. Kafenin bir duvarında 30×40 boyutlarında basılmış bir fotoğrafımı görmüş ve şaşkınlıkla kasadaki amcamıza gitmiş, e-postası şöyle devam ediyordu:
Gidip sordum, “bu fotoğrafı nereden aldınız” diye.
- Valla işte bütün bu resimler internette dolaşıyo, Google’dan resim yazıp arayıp buluyosun
- Peki bu fotoğrafçının haberi var mı?
- Yok da biz nereden bilelim kime ait olduğunu, her yerde geziyo bu fotoğraflar. Geçen bi arkadaşın msn resmi olarak bile görmüştüm.
- O zaman size ben söyleyim kim olduğunu, en azından ismini yazın.
dedim ve siteni gösterdim.
Sonra da ekliyordu:
Çok iyi bir şey yaptığımı zannetmiyorum, oradaki fotoğraflara da bakıp “hmm, hmm” dedikleri için onların da piyasaya mal olması yakındır..
Çok sevindim okuyunca, kendisinden olay mahallinin bir fotoğrafını çekip göndermesini rica ettim, zahmet etti gönderdi sağ olsun.
Gördüğünüz gibi amcamız fotoğrafın uygun bir yerine “Ayet el Kürsi” duası asmış. Birisinin sizin ürettiğiniz bir şeyi alıp kendi dünyası içerisinde anlamlı hale getirişine şahit olmak, kendi ürettiğiniz şeyi onun gözünden görmek kadar güzel bir şey yok bence. Üstüne üstlük bunu bir ton insan görüyor, bu fotoğraf onlara kim bilir neler hissettiriyor. Müthiş.
Bu konuda bazı tutarsızlıklarım da var tabi.
Mesela bir fotoğrafımı alıp “bunu ben çektim” diye oraya buraya gönderen kişilere aynı sempatiyi duyamıyorum. Halbuki normal olan isminin yazılmasından rahatsız olmayan birisi olarak, yalnızca manevi kazançlar amaçlayan bu kişilere de aynı sempati ile yaklaşmam olurdu. Fakat buradaki antipatinin kaynağı fotoğrafın benim fotoğrafım olması ya da hakkımın yeniyor olması düşüncesi filan değil de, bunu yapmakta sakınca görmeyen insanların, yapmakta sakınca görmeyebileceği diğer şeyleri düşününce onlara karşı hissettiğim kızgınlık sanırım.
Ama mesela fotoğrafını alıp “bunu ben çektim” diye oraya buraya gönderseydi, haberi olduğunda James Nachtwey bu kişiye kızmazdı bence. Bu gezegen böyle süper insanlar yetiştirmeye de muktedir işte..












May 4th, 2009 at 06:36
ya valla google search değil google reader\’dan geldim abi!
May 4th, 2009 at 08:05
Merhaba,
Fotoğrafınızın Ayet-el kürsinin yan malzemesi oluşunaysa bayıldım. O fotoğrafın çok iyi bir fotoğraf olmasının ötesinde bir fenomen halini alması da duvarlarda yerinin olmasına bir sebep sanırım. Ancak o dönemlerde fotoğraflara verdiğiniz son derece yaratıcı isimlerin fotoğrafın izlenirliğini de büyük ölçüde arttırdığını düşünüyorum. Diğer yandan bana kalsa duvarlara asılacak çok daha etkileyici fotoğraflarınız var. Bu vesileyle iznimi de alayım; http://www.fotokritik.com/313753 :)
Yaklaşımınızı büyük ölçüde doğru buluyorum.
Sizin ki kadar yoğun olmasa da benim de bir kaç fotoğrafım özellikle kişisel blog sitelerinde şiir/yazı üstü olarak izinsiz kullanıldı ve bu bana tarifi zor bir haz verdi. Her ne hikmetse genelde ispanyolca blog siteleriydi ve acaba fotoğraflarımda hispanic bir tat var diye düşünmedim değil(ne demekse? :) ).
Ve aslında özellikle yabancıların internet üzerinden fotoğraf kullanırken fotoğraf sahibine daha saygılı olduklarını gözlemledim. Her seferinde adımı fotoğrafların altına copy right ibaresiyle koymaktan imtina etmemişlerdi. Ruslar için de aynı şeyleri söyleyebilirim. otoğraf kullanırken kesinlikle isminizi atlamıyorlar.
Bunu yaptıkları sürece izin almamalarına aldırmıyorum ve hatta fotoğrafımın kullanılmasından keyif duyuyorum.
Diğer taraftan özellikle başkalarının fotoğraflarıyla \"rekabetin\" içine giren zihniyete ise tahammül edemiyorum. Örneğin dpchallenge diye bir site var. Ben rekabet duygumu orada tatmin ediyorum ve boyumun ölçüsünü almak adına oldukça faydalı bulduğum bir yer. Ama mesela dpchallenge\’da \"delilik\" konulu bir yarışma açılsa orada yukarıda bahsettiğiniz fotoğrafınızın bir başkası tarafından kullanıldığını görmek benim için şaşırtıcı olmaz.
Yani rekabet ve beğenilme güdüleri işin içine girdiği zaman insannoğlunun herşeyi yapabileceğine inanıyorum. Ve ne yazık ki internet bunun kontrolünü imkansız kılıyor.
Saygı ve Sevgilerimle.
May 4th, 2009 at 13:35
ah keşke birileri de çektiğim fotograflardan birini /birkaçınını benden izinsiz kullansalar da , bağırıp ,çağırsam hır ,gür çıkarsam ortalığı velveleye versem ama nerde .
May 4th, 2009 at 13:49
izmir arrived from google.com.tr:
Her koşulda hoş gelmişsiniz efendim. Feedjit utansın.
Haluk Enacar:
Evet, beğenilme arzusu insanı her şeyi yapabileceği bir noktaya getirebiliyor, katılıyorum.. Fakat yine de bir başkasına ait olan bir şeyi kendisininmiş gibi kullanan birisi bununla nasıl barışık yaşayabiliyor onu anlamakta zorlanıyorum gerçekten (esinlenmek, benzerini yapmak başka bir şey, bunu teorik olarak herkes yapıyor zaten, fakat aynısını alıp kullanmak başka bir şey). Bu kişinin bir süre yaptığı şeyin saçmalığını fark etmesi, kendisini parazit gibi görmeye başlaması filan kaçınılmaz olsa gerek diye düşünüyorum. Böyle birisi o noktadan nasıl döner, nasıl kendisi ile barışır hiç bir fikrim yok. Öte yandan beğeninin başkasına ait olan üzerinden elde edebildiği kadarına bile muhtaç kalan insanları yetiştiren ailelere ve eğitim sistemine daha çok kızmak lazım belki de. Zaten sisteme kızmanın sonu yok, bunu da ekleyelim. Bu konuda kafam çok karışık.
Çok teşekkür ederim :) Hakikaten bastırıp asmak istiyorsanız bir e-posta atın, size orijinalini göndereyim, en azından kaliteli olsun :)
May 4th, 2009 at 13:55
mormomlati, birilerinin bir yerlerde kullanmadığını nereden biliyorsun? :)
May 4th, 2009 at 17:29
Baskı boyutunda elime geçirsem hiç çekinmeden bastırıp asarım malum fotoğrafını evin en güzel duvarına.
Yıllardır monitörümün masaüstünden hiç eksilmedi, dar zamanlarda modelinle konuştuğum dahi oluyor : )
Konuya yaklaşımın ve tevazün örnek olur umarım,
Kıytırık bir fotoğrafı bir şekilde bir yerde (üstelik iyi niyetle) kullanılınca büyük sanatçı edalarıyla ortalığı velveleye verenlere selam olsun.
May 17th, 2009 at 15:52
Bir ara okuldayken fotoğrafçılık dersi almıştım. Okulun bize sunduğu aletler çok dandikti fakat o aletler sayesinde zevk alınan şeyin “görsel olarak iyi bir iş çıkartmak” dan çok öte bir şey olduğunu anlamıştım.
Bir peyzaj fotoğrafı çekmeye çalışıyorduk fakat, ellerim titriyor diye dirseklerimi dayayacak yer bulmam gerekmişti. İki dakika oradaki manavla muhabbet edip samimiyet kurup meyve kasalarından birini ödünç almıştım. Fotoğrafı o kasaya dayanarak çektim. Fotoğraf çok güzel olmadı ama bu noktada basit de olsa fotoğraf sosyal bir beceri gerektirmiş, alınan hazzı başka bir boyuta taşımıştı. Sonra o manavla baya selamlaşır falan olmuştuk :)
Bahsettiğiniz konu da bunun gibi birşey sanırım. Kulağa hoş geliyor.. gerçi benim başıma gelse uyuz olur muyum olmaz mıyım bilemedim :)
May 29th, 2009 at 04:09
E bunlar çok güzel örnekler. Niyet iyi olunca, hizmeti yararlı olunca insanın hoşuna gidiyor.
Geçen gün facebook’ta aynısını yaşadım. Bir küçük kız duvarına renkli balat sokağı fotoğrafımı basıp asmış. Beni de taglamış. Ama hala şu ticari kullanımın hatta yok yahu konu gercekten para değil, ticari kullanım için fotoğrafı alan kimsenin içindeki o “nerden haberi olacak yemişim fotoğrafını iki tık tık yapıyor cekiyor basarım ben bunu 5 kuruş para vermeden” hissiyatı midemi bulandırıyor.
Yurtdışında üniversitelerinde istanbul ile alakalı sunumlar için istenilen fotoğrflar, reklam ödevleri için letişim okuyanlar vs… ınlarca kişi arayıp yada deviantart’tan not atıp istedikleri an yüzümde oluşan tebessümü hiçbir maddi güce değişmem nitekim.
Bugünü full sana ayırdım. Böyle topluca bakıp okumak daha zevkliymiş yazılarını. 1 sezon dizi bitirmiş gibi oldum :))
Konu ile alakasız bir dip not: Dizi deyince aklıma geldi. Sen şimdi uzakta olduğun için belki takip etmiyor duymamış olabilirsin. Turkmax’ta yayınlanan “1 kadın 1 erkek” adında bir dizi var. Müthiş… Coupling tadında. Ve sansüre uğramadan yayınlanması da ilginç haliyle. Zira bazı sahneler TV’de Türkiyede görmeye duymaya alışık olmadığımız, aslında alışık olduğumuz ama duyulmasına izin verilmeyen diyaloglarla dolu gayet şirin naif bütçeli iki kişilik bir dizi :)
May 29th, 2009 at 04:36
Fark ettim Sina :) Ne kadar sevindiğimi ise anlatamam. Bir açtım posta kutumda bir sürü e-posta, bir de ne göreyim Sina bir sürü yorum bırakmış. Bu gün benim doğum günüm, katiyen ehemmiyet verdiğim bir yıl dönümü değildir fakat bu yorumlar doğum günü hediyesi gibi oldu açıkçası. Öyle kabul edersek de şu ana kadar aldığım en güzel doğum günü hediyesi olduğunu söyleyebilirim samimiyetle :) Çok teşekkür ederim.
Bu diziyi Düygü söyleyince keşfettim ben de. Hastası oldum, senin beğenmene de şaşırmadım :) O doğallıkları filan müthiş olmuş. İnsanların hiç gerçekleştirmediği diyalogları, hiç yaşamadıkları hayatları bize yutturan saçma sapan diziler ile kıyaslanamayacak kadar tatlı bir yapım..
Tekrar teşekkür ediyor, buradan sevgiler, selamlar gönderiyorum :)