@merenbey:
bana sorarsan daha çok şu denmek isteniyor: . Çünkü şöyle bir durum var: .

Montana, Bozeman, Yellowstone ve Kainatın En Güzel Birası

6/09/2010, 07:59

Üç hafta önce Montana’nın Bozeman şehrine gitmiştim. Sebep Montana Eyalet Üniversitesi’nde gerçekleşecek küçük bir topalntıya katılmak idi. Toplantı sonrasında hemen geri dönmek yerine Bozeman çevresinde ve Yellowstone Ulusal Parkı’nda birkaç gün geçirdik. Daha dönüş yolunda Montana’yı özlemeye başlamıştım.

Nitekim Montana benim çocukluk günlerimden beri özlemi ile yaşadığım Artvin gibi dağlara, derelere, ormanlara, vahşi yaşama ev sahipliği yapan, tatlı insanlarla dolu bir eyaletimiz idi.

Döndüğümden beri hem neresinden başlayacağımı bilemediğim için hem de çok yoğun olduğum için bir türlü Montana gezisi hakkında yazamadım. Bu geceyi bekliyormuş.

Ayrıca bu yazı son zamanlarda epey sıklaşan “meren kardeşimiz artık özet geçsin” serzenişlerine istinaden bol fotoğraflı, az yazılı, kısa cümleli filan formatında olsun. Sonradan gelen ekleme: Elimden geleni yaptım, iyi de başlamıştım aslında ama bu kadar oldu :(

***

Aşağıdaki fotoğrafı yolculuğun ortalarında çekmiştim. Tam da “galiba Montana’da kendimi kaybetmek üzereyim” derken karşıma çıkmış olması çok manidar idi. Montana müthiş bir eyalet. Haritadaki yeri de şurada.

Uçaktan indiğimiz gibi Montana Eyalet Üniversitesi’ne gittik. Aşağıdaki fotoğrafta üniversite kampüsünde yürüyoruz. Sağdan yürüyen kişi Mike, kendisi bir mikrobiyoekolog (mikrobiyal topluluk ekolojisi üzerine çalışan bir biyolog), soldaki de Chris, bilgisayar bilimleri profesörü, epey yetenekli ve kafalı bir istatistiksel analiz ve biyoenformatik insanı (ikisi ile de yürüttüğüm projeler olsa da Mike ile çok daha fazla vakit geçiriyorum). Gitmekte olduğumuz yer ise Mike’ın eski profesörünün ofisi (teorik olarak benim de akademik büyükbabam sayılıyor kendisi).

Yaklaşık 6 saat süren toplantının yarısı üzerinde çalıştığım projenin sonuçlarını göstermek, diğer yarısı ise metagenomics / metatranscriptomics / metaproteomics gibi -hakkında konuşmak için can attığım fakat bir türlü fotoğraf bağlamına oturtamadığım için bu günlükte ele almak istemediğim- konularda ne tür ortak projelere girişebileceğimizi tartışmak amaçlı idi. Bu küçük gruptan karşıda oturan iki kişi kendi alanlarında çok çok kallavi isimler olduklarından toplantı özellikle benim için epey eğitici oldu (aşağıda sunumunu Mac bir bilgisayarda yaptığı için çok sinirli olan ben kişisini net alan derinliğinin dışında görüyorsunuz (hemen önümde de küçük bir hack ile kalemini yanında taşıyan Moleskine defterimi havada asılı şekilde dururken görebilirsiniz)).

Toplantı bittiğinde aslında Montana’daki işimiz de bitmişti. Hemen New Orleans’a dönüp çalışmaya devam edebilirdik. Fakat Montana’ya kadar gitmişken öyle hemen dönmek olmazdı.

Hedefimiz Yellowstone Ulusal Parkı’na gitmek, Bozeman şehrinin içini ve dışını gezmek idi. Zaten Mike doktorasını ve doktora sonrası çalışmalarını Yellowstone Parkı’ndaki mikrop katmanları üzerinde yaptığı için bu bölgeyi avucunun içi gibi biliyordu (onun Yellowstone’daki araştırma sahasının fotoğraflarını çektim, belki o fotoğrafları mikrobiyoloji konusunda yazmak için kullanırım diyerek bu yazıda yer vermeyeyim dedim (kazık kadar adam oldum, çakallıktan vazgeçmiyorum (neyse))).

Toplantıdan sonra herkes aç olduğu için önce bir lokantaya gidildi. Bira olayını kavradığımdan beri (şurada biraz ele almıştım) her gittiğim yerde yerel biraların tadına bakıyorum (bünyem günde bir biradan fazlasını kaldırmadığından her gün sadece bir bira deneyebiliyorum). Montana da çok değişik biralar ile dolu bir memleket. İsimler filan da çok acayip burada. Aşağıdakinin ismi “Dans Eden Alabalık” mesela  (bunu seçtiğim menüde “Alabalık Katili” ve “Şişko Lastik” isimli biralar da vardı). Şişenin üzerinde de kocaman bir alabalık ile dans eden bir balıkçı var (“bundan süper Brockfish Mountain filmi çıkar hacı“). Dans Eden Alabalık kesinlikle dünyanın en güzel birası değildi. O sırada bilmediğim şey ise dünyanın en güzel birası ile tanışmama sadece birkaç gün kalmış olduğu idi! (O bira ve ismi … az sonra!).

İlk gece Mike’ın bir arkadaşı olan Clara’nın evine gittik. Ertesi sabah Yellowstone Parkı’na doğru harekete geçmeden Clara ile evinin bahçesine uzun uzun sohbe etme şansım oldu. Yaşını başını almış insanlarla sohbet etmeyi oldum olası zaten çok sevmişimdir ama Clara da ekstra süper bir insan ve üstüne sağlam bir fotoğraf sever çıktı. Bir ara “ver bakayım şu makineni” dedi. Verdim. Çat diye çektiği fotoğrafa bir bakın, şimdi bu tatlı bir insan değilse nedir:

Bozeman ile Yellowstone dolaylarında durduğumuz her bar, her lokanta son derece otantik ve sıra dışıydı. Ayrıca her biri ayı, kurt, vaşak postları, duvarlara monte edilmiş bizon, kanada geyiği, elk, antilop kafaları ile dolu idi. Normalde çok rahatsız olacağımı tahmin ettiğim bu durum bölgeyi tanıdıkça benim için normal ve rahatsız edici olmayan bir hâl aldı. Özet geçen Meren kipini aktifleştirdiğim için ayrıntıya giremiyorum.

Mike’ın köpeği ile beraber kafile toplam 5 kişi idi. Aşağıdaki fotoğrafta sağlı sollu ormanlar, vadinin arasından geçmekte olan dere ile beraber normalde köpeğin yolculuk etmesi için hazırlanmış bölgeye konuşlanmış olan bir Meren kişisini görebilirsiniz.

Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz köpek kardeşimizin adı Jake. Kendisi en arkadaki bölmede seyahat etmek yerine sürekli arka koltuğa zıplayıp durdu. En sonunda “müsaade edin ben orada gideyim, zaten hem daha rahat hem daha manzaralı” diyerek herkesi ikna ettim ve arkaya geçtim. Fakat Jake bu mevzuyu çok enteresan bir şekilde benden üstün olduğu şeklinde yordu (Jake’e göre ben köpek kompartımanında seyahat ediyordum, kendisi ise insan koltuğunda). Daha önce oramı buramı yalayan, beni görünce ikiyüz metre öteden koşmaya başlayan Jake bu koltuk mevzusunu bir üstünlük meselesi haline getirip bana yol boyunca alfa erkeklik taslamasın mı. Bir kez olsun yüzüme bakmadı geri kalan günler boyunca. Aşağıdaki fotoğraftak mevzuyu özetliyor (alışkın olmadıkları için saygı görünce burnu büyüklük yapan insanların motivasyonunun ne kadar omurilikten geldiğini görün, onlara kızmak yerine şefkat göstermek doğal ve normal olan değilse nedir şimdi):

Aşağıdaki fotoğraf Yellowstone Ulusal Parkı’na Montana içinde kalan Kuzey girişinden giren ve benim gibi büyülendikten sonra çıkan herkes için gelsin.

Yellowstone gerçekten inanılmaz bir yer (Konya’nın 1.5 katı büyüklüğünde bir alana yayılmış koruma altındaki bir doğal park). Dünya üzerinde bu kadar jeolojik ve doğal muhteşemliği bu kadar küçük bir alana sığdıran başka bir yer var mı bilemiyorum. Parkta bir vadi içinde Pamukkale’deki travertenlerin aynılarına, bir vadi içerisinde fokur fokur kaynayan çamurlara, bir diğer vadide gayzerlere, bir diğerinde pH 0.02 gücünde asit göllerine, bir diğerinde 20 santimetre kalınlığında mikrop halılarına, bir diğerinde özgürce dolaşan bizon sürülerine rastlıyorsunuz. Size Yellowstone’u ayrıntıları ile anlatmam mümkün değil. Fakat ilginizi çekiyorsa bu muazzam bölge hakkında okumanızı, meşhur Yellowstone fotoğraflarına bir bakmanızı tavsiye edebilirim.

Mike için Yellowstone’un yeri ayrı. Resmen platonik bir aşk ilişkisi var park ile arasında. Parka girer girmez bambaşka bir insana dönüştü.

Yellowstone’dan fazla fotoğraf koymaya niyetim yoktu ama sırf Arpat’ı kıskandırmak için iki adet panorama koymaya karar verdim. Aşağıdaki fotoğraftaki gölün kenarına gittiğimizde zemin bir trampolin gibi zıplıyordu. Bu yolculuk boyunca jeoloji konusundaki cehaletim beni çok üzdü. Bu arada geçenlerde Evli Adamfotoğrafları daha büyük koysan da detayları görebilsek” diye sitem etmişti, onun hatırına bu yazıdaki panoramaların büyüklerini de sunucuya koydum. Aşağıdaki fotoğrafın büyük hali doya doya izlemeniz için şurada.

Parkta vahşi yaşam ile karşılaşmadan iki adım atamıyorsunuz. Bu arada yanımda sadece 20mm f/2.8 lensim vardı. Eğer güzelinden bir tele lensim olsa idi “aşağıdaki fotoğrafta gizlenmiş olan elkleri görebiliyor musunuz çocuklar?” temalı bir kitap için çekilmiş gibi duran fotoğraflara bakıyor olmazdınız tabi.

Bu panorama Yellowstone’un büyük kanyonunu ve o kanyonun içine dökülen ve Yellowstone Nehri’ni oluşturan 100 metrelik meşhur şelaleyi görüyorsunuz. Bu fotoğrafın kocaman hali de burada.

Her akşam kamp yaptık. Aşağıdaki fotoğraf Mike ile Marybeth’i 40-45 saniye boyunca hiç hareket etmemeye ikna ettikten sonra çektiğim uzun pozlamalı fotoğraflardan birisi. Jake’in beni nasıl da dinlemediğine ve inadına kıpırdayıp durduğuna dikkatinizi çekerim. Ayrıca sol tarafta görünenler Ay’ın beyaza boyadığı gökyüzünde küçük bir karanlık bölge bulup kendisini gösteren Kuzey Işıkları değilse nedir, bilemiyorum. Döndüğümde fotoğraflara bakarken görüp çok şaşırdım.

Yellowstone’un sabahları ne kadar soğuk olduğunu anlatmam mümkün değil (Ağustos’un ortasında üç kat giysinin içerisinde bildiğin titriyordum burada, uyku tulumunun dışına çıkmak 10 dakikalık psikolojik hazırlık gerektirmişti). Ağustos’ta böyle ise Mart’ta nasıldır bilmek istiyor muyum emin değilim aslında. Fakat aşkın gözü kör. Hakkında kulağıma çalınan onca kötü yoruma rağmen (tozlu, insanları kaskafa ve soğuk, herkes cahil, nüfus yoğunluğu çok az, dağ-taş, yapacak hiçbir şey yok, havası kuru, kışları sert, vesaire), Montana en sevdiğimler listesinin üstlerinde kendisine bir yer buldu (eh, hiçbir konuda ortak payda bulamadığım toplum ile Montana konusunda aynı fikirde olmam olsa olsa şaşırtıcı olurdu herhalde (ikioktaüstüsteaçparantez)).

Yellowstone’da birkaç gün geçirdikten sonra Bozeman’a geri döndük. Bu sayede ben de Bozeman’ın ne kadar muazzam bir yer olduğunu anlama şansı yakaladım.

Kışları inanılmaz derecede soğuk olmasına, yazların kısacık olmasına ve soğuktan nefret eden bir insan olmama rağmen doktora sonrası araştırmalarım için Montana Eyalet Üniversitesi’ne gitme ihtimalimi yabana atmamaya karar verdim (tabi zaman ne getirir bilinmez).

Aşağıdaki fotoğrafta solda görünen tatlı araba tatlı Clara insanına ait, beni birkaç saniye önce şehrin içindeki patikalardan birisinin başına bırakmıştı kendisi (şehir merkezine gidecektim, bunun için otobüse binmek ya da araba ile gitmek yerine doğanın içinden küçük bir yolculuk yapabimek lüksünü değerlendireyim dedim). Bozeman’ın her yeri patikalar ile dolu. Dilerseniz bu patikalardan yürümeye başlayıp ulusal ormanlara, -bu fotoğrafta görünmeseler de- neredeyse her an ufukta görünen dağların doruklarına kadar yürüyebiliyorsunuz. Patikalar evlerin yanından, ana caddelerden filan başlayıp birleşip doğanın kucağına atıyor sizi. Böyle bir şey olabilir mi. Louisiana eyaletinin bataklıklar ile çevrili düz ovalarını sevmeyi her ne kadar öğrenmiş olsam da ben en nihayetinde bir dağ insanıyım. Montana’da iken dağları ne kadar özlediğimi ve onlarsız yaşayamayacağımı bir kez daha anladım.

Bu arada aynen Türkiye’de olduğu gibi Montana’da da tabelalara ateş etmek bir ata sporu. Mike beni Bozeman yakınlarında orman gezmeleri yaparken denk geldiğim bu tabelanın fotoğrafını çekerken görünce “sen bir de ‘geyik çıkabilir’ tabelalarını görsen” dedi. Raslamadık hiç, ama kafanızda canlandığına eminim.

***

Evet. Yazının başlarında keşfettiğimi söylediğim dünyanın en güzel birası ile tanışma vaktiniz geldi çattı. İşte biraların kainat güzeli:

Moose Drool

Moose Drool (“Mus Salyası” anlamına geliyor ve Mus Türkçe’de Kanada Geyiği olarak da biliniyor), Montana’nın Missoula isimli şehrindeki nispeten küçük bir bira maya atölyesinden çıkma yerel bir bira (“bu kadar korkunç isimli bir bira eğer güzel olmasa idi karşıma çıkacak kadar yaygınlaşamazdı herhalde” diyerek denemeye karar vermiştim). Bu bira hardal otu, çikolata, karamel, arpa maltı, Willamette, Liberty, Golding şerbetçiotları gibi karmaşık tatlar içeren bir mayaya sahip kahverengi ale türü bir bira. Tadı insanı çileden çıkarıyor. Hasbelkader yolunuz o taraflara düşerse denemeyi ihmal etmeyin (biliyorum böyle söyleyince komik oluyor ama bir keresinde bu günlükteki bir yazıdayolunuz Granada’ya düşerse Horro de Paquito isimli sokak kahvesine gitmeyi ihmal etmeyin” demiştim, daha sonra gidip de çok beğenen iki ayrı kişiden “gittik ve gerçekten çok beğendik, kthxbye” temalı mesajlar almıştım, bu işler belli hiç belli olmuyor). Moose Drool’un Montana dışında satılmadığını öğrendiğimde yıkıldım, sırf bu bira bile orada yaşamak için yeterli sebep olabilir :(

Beni “daha bir yıl önce ultra hafif biralar içip millete ‘o acı acı biraları içiyorsunuz ya .. aptalsınız olm siz’ filan diyordun, ne zaman bira eksperi kesildin başımıza be” diye azarlama hakkı olan dostlarım var. Onların önünde boynum kıldan ince. Muratçığım Gündüz, saygılar.

Bu arada Montana seyahati ile ilgili bahsetmeye değer onlarca hikayeden bu günlük yazısında yer vermek istediğim sonuncu hadise şöyle:

Bozeman’da bir bara gittiğimizde duvarları kaplayan ehliyetleri görüp şaşırdım. Aşağıda gördüklerinizin hepsi ehliyet, ve belki de bardaki tüm ehliyet koleksiyonunun yedide biri. Gidip tek tek insanların yüzlerine bakmak, nereden olduklarını okumak (her ehliyetin üzerinde o ehliyetin verildiği eyalet bilgisi yer alıyor), bu insanların ehliyetlerini buraya bırakacak kadar sarhoş olduklarını ya da bir eşkilde barda unutmuş olabileceklerini filan hayal edip kikirdemek filan çok zevkli idi.

Onca ehliyetin arasında tanıdık bir şey hemen dikkatimi çekti :)

Buradan Onur Özay isimli kardeşime seslenmek istiyorum. Eğer kendisini tanıyan varsa lütfen iletsin: “Onurcuğum, nüfus cüzdanını Bozeman Main Street üzerindeki Kristal Bar’da unutmuşsun (hehe), bardakilere 3.5 dolar bıraktım, ‘şuradaki kimliğin sahibi geldiğinde ona benden bir Moose Drool içirin lütfen’ dedim, ‘tamam’ dediler. Haberin olsun“.

Tags: , , , , , , , , ,


“Montana, Bozeman, Yellowstone ve Kainatın En Güzel Birası” için 37 yorum yapılmış.

  1. Cigdem

    Ucundan kiyisindan fotografa girmis kuzey isiklarinin hastasi olduum! Sahane detay :)
    Biranin sadece orada satiliyor olmasi buyuk hayal kirikligi yalniz, zira asiri merak uyandirdin:)

  2. Cigdem

    Bir de gorunus olarak Guinness’e cok benziyor, o yuzden mi yoksa sen dedin diye mi ‘cok guzel gorunuyo bu yeaaa’ diye bir fikir uyandi bilemedim simdi.

  3. Müjdat

    N’çün almıyorsunuz yanınıza bir seyahat lensi efendim?N’çün?(Buna rağmen yazıdan ve fotoğraflardan pek memnunum)

  4. Cigdem

    Ay bu da son, soyle bir sey var aslinda, satiliyor sanki: http://www.bigskybrew.com/Wheres_the_Beer
    Hatta ve hattaaa brewforia’da var 1.79′a :D Amerika’da olsaydim direk siparis vermistim biraya ac insan olarak :D

  5. sefer kılıç

    tabeladaki kurşun delikleri bizim yolları hatırlattı. kurşun dışında av tüfeği ilede ateş edilmiş. bellki avcısı bol bir yer, zaten bardaki ayı postlarından falan da anlaşılıyor. dünyanın en büyük doğal parkı sanırım yellowstone, hemen dibinde bu kadar avcı güzek çelişki :) bizim manyas gölündeki ördek avcıları gibi.

  6. Uğur

    sen böyle gezip gördükçe (tatma konusunda aynı fikirde değilim) bizde geziyomuş gibi oluyor be meren. yine harika bir gezi olmuş. hava güneşli ama yinede soğuk kendini hissettiriyor gibi. fotoğraflara diyecek yok yine her zaman ki gibi. ama bende Müjdat Bey’in serzenişine katılmadan edemeyeceğim! neden lens koleksiyonunu almazsın ki yanına..
    bu arada bira konusunda içimin yağlarının eridiğini belirtiyim. neyse ki yakında abd seyahatim var. yolum düşer mi bilmem ama eğer düşerse denemekle kalmam fotoğraflarını da çekerim. ehliyetimi bırakır mıyım bilmem ama en azından adımın yazdığı bir kimlik bırakırım emin ol :]

  7. Murat Gündüz

    Şu an Mersin’deyim,  yani cehennem yerinin dünya prömiyerinin olduğu şehi, nefes alırken burnumdan ateş fışkırıyor. Bu koşulda, “özet” yazında geçen fotoğraftaki, o soğuk bira bardağı ve içindeki “Mus Salyası” isimli birayı tatma isteğimi tahmin ediyorsundur :(.  Soldaki bardağın ağzından akan o köpüğe kurban olurum ben :(. Bu arada, tahmin edebileceğin gibi, bu sene Oktoberfest’e, cennete, gidiyorum :). Abita’da, (tadını kullanılan suyun muhteşemliğinden alan) senin de belirttiğin gibi güzel bir biradır, onu da ihmal etmeyelim lütfen, arada gönlünü alınız :) Özledim sizi.
     

  8. arpat

    of be ya.. sen git 7 sene o kıtada kal, bi kere olsun gitme Yellowstone’a.. yaram deşildi.. :[
    battı balık yan gider.. 600mm lens alacak param olana kadar da gitmeyeceğim.. sonra beş parasız dolanırken “Merhaba, ben Onur Özay!” deyip içeceğim o Mus salyasını..
    bu arada, istediğinde “get lost” olabilmek ne süper bir şey.. Atlantik’in bu yakasında ender bulunur bir lüks..
     

  9. riemann

    “Mynd you, møøse bites Kan be pretty nasti…”

  10. berna mutlu aytekin

    fotoğraflara baktıkça nefesim kesiliyor, yazılarını okuyunca da oradaymışım gibi hissediyorum. Blogundan fotoğrafçılık adına çok bilgi öğrendim. Çok teşekkür ederim bu kadar emek sarf ettiğin için.

  11. filiz t.

    Sayende bir miktar gezip görmüş kadar oldum.

    Ancak insanoğlu gene de nankör. Hangi insanoğlu mu? işte ben. :)

    Keşke ben de oraları kendi gözümle görebilseydim, acaba neleri çekerdim diye düşünmeden edemedim. Çokça özendim.

    Ben de gezip görmek istiyorummmmmmm……Bekli duyulmuyordur ancak şu anda bağırıyorum belki evren duyar da bir çaresine bakar diye:))

    Fotoğrafların çok güzel
    Yazın çok güzel
    Benim sabah isyanım daha da güzel :))

    sevgiyle kal

  12. Aziz Saltık

    Süper yazı ve süper fotoğraflar. Özellikle ikinci panoramaya bayıldım en çok sevdiğim tarafı da pozlamanın doğallığı (bunu nasıl anlatayım bilemedim aslında) oldu yani fotoğraf çekildiğinde ışık nasılsa fotoğrafta da öyle, HDR yapayım, exposure compensation yapayım, ND filtre kullanayım falan gibi dertlere düşülmemiş. Neyse o, sanki o anda orada duruyormuşum gibi hissettiriyor.
    Elinize sağlık ve Selamlar.
    Aziz

  13. A. Murat Eren

    Herkese teşekkürler. Fotoğraflar konusunda olumlu şeyler duydukça bu 20mm lensi daha çok seviyorum. Bir ara ona özel bir yazı yazayım :)

    Yorumları okurken aklıma takılan birkaç şey oldu, söylemezsem çatlarım (özet geçme kipinde olduğum için kısa tutmaya çalışıyorum bakın).

    Uğur,

    Müjdat Bey’in serzenişine katılmadan edemeyeceğim! neden lens koleksiyonunu almazsın ki yanına..

    Çok yürüyeceğiz, kamp filan yapacağız, ağırlık taşıma lüksüm yok diyerek en ufak en etkin lensimi alıp gideyim dedim. Orada da pişman olmak ile “böylesi iyi olmuş” arasında gidip geldim :)

    Çiğdem,

    Hatta ve hattaaa brewforia’da var 1.79′a :D Amerika’da olsaydim direk siparis vermistim

    Bu süper oldu :) Gönderim ücreti 20 dolardan fazla alıyorlar, üstüne şişe ile draftın taze tadı arasında üzücü bir fark oluyor, fakat yine de sipariş edeceğim.

    Berna, teveccüh göstermişsin, teşekkür ediyorum.

    Diğerlerine de sevgi, selam :)

  14. evli adam

    sitem etmekte haklıydım, haklılığım kanıtlandı. harika fotolar. fotoğraf gibi bence kişisel ve zevkli bir mevzuyu bilgiçlere bırakmayalım. saygılar meren.

  15. Burcu Arık

    Kıskandım diyeceğim olmayacak, iyisi mi çok özendim diyeyim ben :))) Uzun bir süredir izlediğim en iyi fotoğraf günlüğü. Büyük bir merak ve keyifle okuyorum.

  16. nurvenur

    Bazi fotograflar cok surreal olmus. Eline saglik. Su Yellowstone’u gormeden ABD’den ayrilirsam bana yuh olsun diyeyim. Kayzer’lerin oldugu bolgelere gitmedin mi? Orada ki goruntulerde olagan ustu.

  17. A. Murat Eren

    Kayzer’lerin oldugu bolgelere gitmedin mi? Orada ki goruntulerde olagan ustu.

    Gittim :)

    Kesinlikle olağanüstülerdi. Fakat fotoğraflar onların güzelliği yanında o kadar sıradan kaldı ki koymaya utandım. Zaten İnternet’te çok fazla sayıda harika fotoğrafına rastlamak mümkün hepsinin, “yapma merenciğim, etme evladım” dedim kendime :)

  18. CaGaTaYGENCAY

    ahaha Facebooktan bulmak gerek heralde :D

  19. ayse

    ”Kainatın en güzel birası” tanımlaması biraz iddialı olmuş… Çok çeşitli ve güzel biralara sahip olan Çek diyarı insanları buna alınabilir. Ben de Çek arkadaşlarımın paylaşmaktan keyf aldığı bu videoyu göndereyim istedim.

     Selamlar…

    Beer Nation: http://www.youtube.com/watch?v=hSqO16fA9yY
     

  20. A. Murat Eren

    ”Kainatın en güzel birası” tanımlaması biraz iddialı olmuş…

    Hahah. Bence yazar orada son derece efendi bir tahmin yapmış. Bence yani kesin kainatın gerçekten de en güzel birasıdır filan :p

    Video süpermiş bu arada. Zaten hiç gitmemiş olsam da Çek Cumhuriyeti en favori ülkeler listemde ilk beştedir :)

  21. ayse

     
    Yazıya ”yabancılaşma” ancak bu kadar güzel yapılabilirdi… tebrik ediyorum… Çek konusuna gelince en kısa zamanda uzun süreli gidilesi bir yer şiddetle öneririm… 6 aylık bir araştırma projesi ile başlayıp sonu gelmeyen bir serüven oldu benimkisi… (fazla öneride bulundum ama eklemeden geçmeyeyim, henüz kapitalist mantık oturmamışken erken gidile… aksi halde 10 sene sonra şimdiki farklılıklarla karşılaşmak mümkün olmasa gerek…)
     

  22. A. Murat Eren

    henüz kapitalist mantık oturmamışken erken gidile… aksi halde 10 sene sonra şimdiki farklılıklarla karşılaşmak mümkün olmasa gerek

    Kesinlikle. Ben de en kısa zamanda gitmek istiyorum gerçekten. Bunu özellikle de Batıdan gelen standartlaşma – tektipleşme – mass production dalgası oraları da yıkıp geçmeden yapmak istiyorum.

    Teşekkürler.

  23. Varol

    Fotolar süper gerçekten bloğuna bayıldım :))

  24. ani

    Bu postunu tesadüfen Montana’dayken okudum ve Whitefish’te Moose Drool’u denedim, beğendim (çok güçlü acı aromalı bira sevmiyorum, bu hem hafif aromalıydı hem de tamamen su gibi değildi, ama sanırım gerçek biracılar tatsız diyebilirler), tavsiyen için teşekkürler! (ayse gibi ben de kainatın en güzel birası iddialı bir tanım olmuş diyorum, diğer yarışmacı biralara da başarılar diliyorum). Ayrıca Montana’yı da çok beğendim, yemyeşil, bol sulu bir memleket.

  25. Onur Ozay

    Haha…kardes, kimligi aldim bir de buz gibi Moose Drool ictim serefine… Yine gelirsen haber et beraber icelim…

  26. A. Murat Eren

    Onur! Bir gün bu yazının sana ulaşacağını biliyordum :) Fakat Moose Drool içerken bir fotoğrafını çekip bana göndermemiş olmana çok gücendim :)

    Gelirsem haber edeceğim, beraber içeceğiz o zaman.

    Sevgiler!

  27. mberq

    ya bilseydim seni benim yaşadığım yere davet ederdim keşke bana haber verseydin ben yellowstone national parkı,  normalde 4 günde bitiriliyormuş ancak ben sadece iki gün gezebildim yani az çok bende biliyorum mike kadar olmazsak birde deprem sonucu ikidağın birbirinden ayrılması sonucu ve o dağların hemen eteğindeki göl mü yada nehiir mi hatırlamıyorum ancak o suyun o yarıktan içeri girip koca ağaçların suyun içinde kalmasını ve muhteşem bir manzara oluşturmasını görmeliydin sen o zaman fotoğraflık manzara gör neyse eğer doktoranı yaparsan inşallah görürsün. birde kaldığmı yeri söylemeyi unuttum yeri söylemedi ben west yellowstone ile bigsky arasında kalıyordum yani 320 guest ranch buffalo horn creek…

  28. Pinar.

    montana’da okuyacak bir arkadaşımı bu sayfaya yönlendirmekle kendimle gurur duydum. :) Sonuçta hangi biranın içilip hangisinin içilmiceği gibi konular hayati önem taşımakta,teşekkürler. :D

  29. GK

    haha :D yurdum insanı hemen belli oluyor

  30. esra eren

    Sayın Murat Eren,
    Gezinim.com; ekibinin yaşayarak edindiği izlenim ve deneyimleri, henüz gidememiş, görememiş meraklı okurlarla paylaşan online bir içerik sağlayıcıdır. Bir tür güncel seyahatnamedir. Devamlı zenginleşir, gitmeye görmeye değer bulduğu etkinliklerin duyurularını yapar.

    Blog sayfanizda gordugumuz kadariyla siz de bu tarz bir takim yazilar yazmaktasiniz.

    Uygun gorurseniz bu tur yazilarinizi Gezinim.com da yayinlamak, sizi de aramizda gormek isteriz.

    Bize gezinim@gmail.com veya
    http://www.gezinim.com/iletisim/

    sayfasi araciligiyla ulasabilirsiniz.

    gorusmek uzere.
    Saygılarımızla

  31. A. Murat Eren

    Merhabalar,

    Uygun gorurseniz bu tur yazilarinizi Gezinim.com da yayinlamak, sizi de aramizda gormek isteriz.

    Bu sayfalardaki yazı ve fotoğraflar Creative Commons BY-NC-SA ile lisanslı. Lisans uyarınca istendiği gibi kullanmalarından mutluluk duyarım.

    Teklifiniz için ise çok teşekkür ediyorum, fakat aynı yazıları ikinci bir adreste yayınlamak fikri bana pek cazip gelmiyor.

    Sevgi, selam.

  32. Ayse

    Bir şımarıklık yapıp, yeni gezi yazısı ve fotograf istiyorum ben. Çok fazla ara vermedin mi?
    Selamlar…

  33. Asof

    Sevgili Murat Eren,

    Blogunuzla tesadufler silsilesi sonucu yeni tanistim ve cok guzel buldum. Blogunuzu kiz arkadasinizin yazdigi leziz ankara simidi tarifi sayesinde bir arkadasim buldu ve sonra okumaya basladik. Tesaduf bu ya Artvin’den bahsetmeniz ve soyadinizin Eren olusu okudukca dikkatimi cekti. Benim de Annem artvinli ve kendisinin kizlik soyadi Eren (burada anne hasreti hissedildi). Okumaya devam ettikce yorumculardan gelen Odtu’ye ozgu esprileri gordum (Kimya 101′i yedi kere almak gibi bende malum calculus gazabina ugrayanlardanim da), sonuc mu daha da cok okudum bu saate kadar ayakta kaldim (3.34 am). Bir jeoloji mezunu olarak bu gece Montana’ya gidip su biradan deneyesim geldi, fotograflar harika, neyse ben bi kac post daha okuyayim. Bu arada biz de Amerika’nin Connecticut koyunde yasamaktayiz, Montana’nin Ny ve Boston arasina sikismis versiyonu diyelim !

  34. A. Murat Eren

    Asof,

    Yorumun için teşekkür ediyorum. Belki de bir yerden akrabayızdır annen, dolayısıyla seninle :) Yeterince geriye gidersek hepimiz akrabayız zaten bir noktada.

    Yolun düşerse Montana’yı ziyaret etme fırsatını kaçırma. Birayı da dene kesinlikle ;)

    Sevgi, selam.

  35. aliarslan

    tek kelimeyle harika bir sunuydu. kendimi biran orada gibi hissettim. şuan hastanede beyin cerrahi kliniği doktor odasındayındayım ve sana teşekkürlerimi sunuyorum

  36. Dogancan

    Selam,
    Bozeman tam anlattigin gibi. MSU’da ogrenciyim ben ve buraya gelmeden once okumustum yazini, geldigimde anliyorum dogrulugunu. Insanlar yardimsever, hava soguk ve Moose Drool cok guzel:)
     
    Bozeman’dan selamlar :)

  37. dreksen

    çok hoş bir anı yazısı  ve güzel resimler..teşekkürler.

Bir yorum bırakın, şanınız yürüsün