Konuk Fotoğrafçı: Okan Akan, “365 Projesi”
9/06/2010, 17:27
Meren’in Fotoğraf Günlüğü üçüncü konuk fotoğrafçısını takdim etmekten gurur duyar!
Okan Akan İzmir’de yaşayan, 10 yılı aşkın süredir profesyonel olarak reklam yazarlığı yapan bir fotoğraf sever. Kendisini İnsan ve İmge isimli harika günlüğünden tanıyanlarınız olabilir. Fotoğraf üzerine yazdıklarına bu güne değin denk gelmemiş olan talihsiz fotoğraf severleri de bu vesileyle bu günlükten haberdar etmiş olayım.
Okan birkaç gün önce bir yıllık, uzun soluklu ve muhtemelen epey çetrefilli bir projeyi bitirdi: 365 Projesi.
Bu proje Okan’ın bir yıl boyunca her sabah 8:30 dolaylarında çektiği fotoğraflardan oluşuyor. Aşağıda izleyeceğiniz fotoğraflar da, işte o fotoğraflardan bir seçki.
063/365, © Okan Akan |
Normalde seçkileri, konuk fotoğrafçı adaylarının hazırlamasını bekliyorum. Fakat Okan rica edince küratörlük işini keyifle kabul ettim. Bu konuda bana güvendiği için buradan kendisine teşekkür ederim. Epey uzun süren, dört aşamalı bir elemenin ardından projenin tamamını, bu yazı içerisinde izleyeceğiniz 8 fotoğraf ile ifade etmeye karar verdim. Bu fotoğrafları, Okan ile benim vizyonumun kesişim kümesi içine denk düşen fotoğrafların kendi içerisinde tutarlı bulduğum bir alt kümesinden ibaret olarak görüyor, bunu da sizi diğer fotoğrafları izlemeye motive etmek, “Meren seçmiş zaten” deme gafletinden alıkoymak için söylüyorum.
107/365, © Okan Akan |
Bir yıl boyunca her gün, belirli bir saatte fotoğraf çekmek üzere yola çıkmak… Başlamak çok zor olmasa da devamını getirip bitirmenin ne kadar zor olabileceğini tahmin edebileceğinizi tahmin ediyorum.
Bir yıl, her gün bir fotoğraf çekmek için ziyadesiyle uzun bir süre. Bir yıl boyunca icra edilen günlük bir rutinden aynı keyfi, daha önemlisi aynı tatmini almanın mümkün olduğunu, Okan’ın da bu işin üstesinden zorlanmadan geldiğini düşünmek muhtemelen epey naif bir bakış açısı olurdu. Bu konu üzerine daha derinlemesine düşünecekler böyle bir şeyi bitirebilmek için ne kadar güçlü ve sürekli bir itki gerekebileceğini hayal edebilirler.
Bu bağlamda, Okan’ı proje boyunca yalnız bırakmayan itki elbette onun bu projeye başlama aşamasındaki motivasyonu idi. Bu motivasyon, fotoğraf çekenlerin sıklıkla unuttuklarına inandığım, eksikliği ile yolun yarısında “ben neden buradayım?“, “bunu neden yapıyorum?” diye sorduklarında yanıtsız kalmalarına, yarım bırakmalarına neden olduğuna inandığım bir şey.
Projenin ardındaki motivasyonun, ikisinin de birbirinden önemli olduğuna inandığım iki tane bileşeni var:
- Fotoğrafın çoğunlukla trajik/nostaljik bakış açıları ile belgelediği Türk insanının nadiren belgelenen modern rutinlerine ve şehir hayatına da bir nebze ışık tutmak,
- Böyle bir yolculuğa çıkarak özgün bir bakış açısı geliştirmek ve bir anlamda “kendini bulmak”.
Toplumsal ve bireysel kaygıların birbirini beslediği bu durum, tüm proje boyunca fotoğraf makinesinin hem önünü, hem de arkasını gördüğünüz fotoğraflar ile harika ve belki de istemsiz bir denge çıkarmış ortaya.
129/365, © Okan Akan |
Fotoğraflara tek tek bakarken, niyet bir kere belli olduktan sonra kervanını nasıl da yolda düzüldüğüne şahit oluyor insan.
Proje boyunca Okan’ın anlatımındaki, tekniğindeki, bakış açılarındaki değişimi fark etmemek mümkün değil. Sephia’ya çalan fotoğrafların zamanla siyah-beyaz’a dönüşmesi, dik kadrajların sayısı yavaş yavaş azalırken -belki de insanın görsel algısına olan yakınlığından ötürü anlatım açısından her zaman daha etkin ve samimi bulduğum- yatay kadrajların sayılarının artmaya başlaması, kontrastın, low-key’lerin, siluetlerin kümeler halinde yoğunlaşıp sonra seyrelmesi, perspektifin adım adım özgün bir anlatıma yakınsamasını ve kendi dilini keşfetmesini izlemek benim için gerçekten çok eğitici ve keyifli idi. Hatta şimdi bu sayfadaki seçkiye baktığınızda, Okan’ın fotoğraflarından hazırladığım seçkinin bu tip bir dönüşümün izlerini taşımasına özen gösterdiğimi düşünebilirsiniz. Fakat öyle değil. Seçkiyi kişisel ve projenin amacına paralel bir bakış açısı ile bir araya getirmiştim, en nihayetinde “bunlar” dediğim fotoğrafların bu paragrafta bahsettiğimin bir sağlaması olduğunu görmek bana da sürpriz oldu.
Projeyi baştan sona doğru izlerken “ne olur açın şu evreni biraz daha” diyesitemedengillerden gelen Okan Akan’ın evreninin açılışına tanıklık ediyorsunuz. Buradan yola çıkarak, nasıl ki böyle bir rutin için bir yıl ne kadar uzun ise, bu kadar ciddi bir değişim için bir yılın aslında ne kadar kısa olduğunu görüp sevinmek ve ümitlenmek işten bile değil bence.
194/365, © Okan Akan |
Okan görsel dilini rafine etmek ve özgün bir bakış açısı kazanmak uğruna lens tercihlerini de sınırlamış (başta çok sınırlamış, sonra biraz gevşemiş). Tair 135mm f/2.8, ve Panagor 28mm f/2.5 gibi, netlik ayarını elle yapmayı gerektiren, eski, fakat optik anlamda canavar gibi olan lensler ile çıkmış yola. Bu da fotoğraflardaki tutarlılığa katkıda bulunan bir etken. Aynı zamanda binlerce dolarlık lenslerin insanı nasıl bir bakış açısına hapsettiğini de gösteriyor. Daha yeni olanın, daha pahalı olanın, daha kolay kullanılanın bizi özgürleştireceğine dair sanrımız modern yaşantının artık köklü denebilecek alışkanlık ve örüntülerine dayanıyor. Gelgelelim, algımızı daracık alanlara sıkıştıran işte o yeni ve pahalı lensler biraz da.
214/365, © Okan Akan |
Çok yakın çevremle sohbet ederken Internet’in ve teknolojinin karşımıza çıkardığı ve artık neredeyse “normal” statüsüne gerileyecek kadar alışkanlık haline gelmiş olan muhteşemliklerin bizi daha şımarık, daha sabırsız, daha doyumsuz insanlar haline getirdiği fikri sürekli gündeme geliyor. Bu dönüşümün etkilerini çok geniş bir yelpazede gözlemlemenin de mümkün olabileceğini düşünüyorum. Artık ilgisi daha kısa süren, daha aceleci, “detaylara” daha az önem veren bir türe doğru evriliyoruz. YouTube’e gidip videoları “izlenme sayısına” göre sıralıyor, en çok izlenen videolara da üstün körü göz atıyoruz. Günlük yazılarını “resimlerine bakmak” sureti ile okuyor, yazarın sadede gelmeyişinin faturasını sayfayı terk ederek kesiyoruz; gazeteler bile “bikinili fotoğrafları için tıklayın” linklerini haberlerin sonuna ya da ortasına değil başına eklemeye başladılar. Albümleri değil şarkıları dinliyor, filmlerin yönetmenlerini ve oyuncularını değil başlarını ve sonlarını hatırlıyoruz. Blogları kitapların, mikroblogları blogların, sadece multimedia paylaşan log/bookmark sitelerini mikroblogların yerine koyuyoruz. Artık neredeyse bedavaya dağıtılan bas-çek dijital fotoğraf makinelerinin vizöründen bile bakmıyor, bir yere gittiğimizde onu her yöne çevirip her şeyi çekiyoruz, çektiğimiz şeye ise ne çekerken ne de çektikten sonra dönüp bakabiliyoruz. Fotoğraf sitelerinde fotoğrafların küçük hallerinden bile ne mal olduklarını anlayıveriyoruz, o kadar çok fotoğraf, o kadar çok fotoğrafçı var ki hiçbirisinin ne dediğini pek umursamıyoruz. Her yönden onca muhteşemlik yağmur gibi yağarken sıradan insanlarla, sıradan işlerle, sıradan düşüncelerle vakit kaybetmek istemiyor, bize özü verilsin, bize özet geçilsin istiyoruz. Çünkü biz de müşkül durumdayız. O kadar çok şey var ki hangi birisine yetişeceğimizi bilemiyor, hiçbir yönü olmayan o koşturmaca esnasında aslında birçok şeyi kaçırıyoruz.
İşte beni bu projeye dair en çok etkileyen şeylerden birisinin ardında da bu var: Okan’ın bir fotoğrafçı olarak, modern hayat içerisindeki trendlerin dışına çıkıp, kendisini bu über muhteşemlikler arasında arayıp, kendisini onlarla ifade etmeye çalışmaktan ziyade, şansını “şehrin” ve “insanın” günlük sıradanlıklarında denemeye karar vermiş olması. Projenin günleri arasında ilerlerken, her gün ne kadar çok şeyin yanından yürüyüp geçtiğinizi görebilirsiniz.
227/365, © Okan Akan |
***
Okan, Andre Kertesz’in en sevdiği fotoğrafçı olduğunu söylemiş. Bununla beraber Lewis Hine, Diane Arbus, August Sandler, Paul Strand, Ansel Adams, Martin Parr, Elliott Erwitt, Henri Cartier-Bresson gibi duayenlerin portfolyolarını da sık sık ziyaret ettiğini söyleyerek kimlerden etkilendiğinin ip uçlarını vermiş. Açıkçası Okan’ın fotoğraflarını izlerken Martin Parr ve Alex Webb aklıma sık sık gelmişti.
237/365, © Okan Akan |
Bildiğim kadarı ile Okan’ın aktif olarak yer aldığı tek fotoğraf paylaşım ortamı benim bir türlü ısınamadığım Flickr. Kendisi orada sıkı bir şekilde takip ettiği isimlerden örnekler vermiş:
- Umberto Verdoliva (http://www.flickr.com/photos/umbertoverdoliva/)
- Thom Thom (http://www.flickr.com/people/thom_thom/)
- minacat (http://www.flickr.com/people/minacat/)
- Julien Legrand (http://www.flickr.com/photos/supajug/)
- Claude Renault (http://www.flickr.com/photos/clodreno/)
- Lukas Vasilikos (http://www.flickr.com/photos/vasilikos/)
Ayrıca “Türkiye’den Özgür Çakır, Birol Üzmez, Engin Güneysu ve Hakan Çınar’ı takip ediyorum son dönemlerde” deyip, “Korkut Bostancı da oldukça değişik fotoğraflar üretiyor: http://www.flickr.com/photos/bostankorkulugu/” diye eklemiş.
266/365, © Okan Akan |
Biraz da müzikten bahsetmesini rica etmiştim. Bu sayede Miles Davis ve Badly Drawn Boy’un proje boyunca mp3 listesinden eksik olmadığı çıktı ortaya.
Bebop dönemi cazcılarını (Charlie Parker, John Coltrane, Dizzy Gillespie, Oscar Peterson, …) sevdiğini, modern rock da dinlediğini yazmış; modern rock favorilerinden bazıları da The Shins, Blur, Beck, Midlake, God is an Astronout imiş.
***
Dilerim Okan’ın serisinin tamamına göz atmayı ihmal etmezsiniz: http://www.flickr.com/photos/okanakan/sets/72157620190444328/
Ayrıca günlüğünde projeye dair, bu tip bir çalışmaya girişmek isteyenlerin kesinlikle okuması gereken notlar paylaşmış: http://insanveimge.blogspot.com/2010/06/365-projesi-hakknda-notlar.html
***
Okan Akan, bu günlüğün ağırladığı üçüncü konuk fotoğrafçı idi. Konuk fotoğrafçı arşivinin tümüne bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: http://meren.org/blog/category/konuk-fotografci/
Tags: 365, belgesel, haber, insan, izmir, kişi, konuk, korteks, mesaj, okan akan, proje, şehir, yorum



June 9th, 2010 at 18:04
Güzel bir yazı olmuş Meren.
Ben de bayadır yapmayı ertelediğim röportajına başlamıştım sabahtan, hala devam ediyoruz :)
June 9th, 2010 at 18:49
Güzel bir yazı hakkaten.
İzmir’li olarak, İzmir’den böyle güzel işler çıkartan fotoğrafıçlara daha bir gıptayla bakıyorum. Hele ki her gün geçtiğim yerleri iyi bir şekilde fotoğraflamışsa kişi, neredeyse kıskanıyorum fotoğrafçıyı :)
Projenin tamamına bakıyorum da harika işler var. Bizi Okan Beyle tanıştırdığınız için ayrıca teşekkür ederim Meren Bey. Takipteyiz…
June 9th, 2010 at 20:32
Merhaba
Dibim düştü dersem sanırım duygularımı kısa ve öz anlatmış olurum.
Bir yandan bu işte yeniyim daha çok fırın ekmek yemem gerektiğini bir kez daha fark ettirdiklei için içime su serpiliyor (fotoğraflarla 10 yıldır uğraşıyormuş) diğer yandan da ben ne zaman bu denli süper fotolar çekeceğim diye merak ediyorum:)))
Harikuladeler….Hele 266 ve 237 muhteşem…
June 9th, 2010 at 23:52
Okan’la tanışıyoruz.
Projesinin çekimleri sabah 8 de olsa da biz akşamüstleri hep Karataş’ta karşılaşırız. O iş çıkışı omzunda fotoğraf makinesi, elinde Efes kutusu Güzelyalı’ya yürürken ben bisikletle Bornova’ya dönüyor oluyorum.
Projesini de zevkle takip ediyordum, burada rastlamak sürpriz oldu.
June 9th, 2010 at 23:56
Aha!
Müthiş :) Dünya hakikaten küçük ve herkes gerçekten birbirini bir şekilde tanıyor doktor beyciğim.
Selam, sevgi.
June 10th, 2010 at 00:28
özellikle baştan ve sondan 2. olan fotoğraflara bayıldım. yalın ve günlük rotaları dahilinde fotoğraf çekmesine imrendim. fotoğrafla ilgilenmeye başladığımda makine çok ağır olduğu için evimin çevresinde konular arardım ki çekip dönebileyim, sonra mimarlık proje gezilerinde kendime muzurluklar uydurur, tanımadığım insanların evlerine girer, bahçe duvarlarından atlar, “zaten gittiğim” yerden fotoğraf sayesinde farklı bir deneyim çıkarırdım. şimdi gezdiğim yerlerde hızla gördüğümü kayıt altına alıyorum, ve artık kendimi fotoğraf çekiyor saymıyorum. zaten ilginç ve turistlere iyi fotoğraf çıksın diye tasarlanmış bir yerden, tanımadığım ve iyi ışık bekleyecek zamanımın falan olmadığı ortamda, muhtemelen en bariz olan açıları anca yakalayarak fotoğraf çekiyorum, sayılmaz o. elindeki makineyi sadece balatta amca ve çocuk çekmek için günlük fotoğraf gezilerine çıkaran çoğu kişiye de lazım belki böyle bir proje.
bugün fotoğraf günlüklerine girilen bir önceki yazı da okan akanın kendi ağzından adeta, bir seçki de görmek güzel oldu, hızlı olması açısından:P
bugün adeta sapık gibi takip ettiğim (cidden, isimlerini bulup gugıldan aratmalı, kim kimin arkadaşı kim kime gönderme yapmış görmeli) birkaç bloggerın tesadüfen erkek arkadaşımın tanıdıkları çıkmaları üzerine aynı masada toplandık. senin blogun var mı dedi biri, gevelemeye başladım “ya var gibi de ben anı yazıyorum gezi falan yani tam blog değil de..”- anlatmaya çalıştığım: ben kendim için ve uzun yazıyorum, okunmasını beklemiyorum. uzun ve komik bile olmayan blog mu olur lan? günlük o. blog girdisi gibi yorum giriyorum diyeyim siz anlayın.
June 10th, 2010 at 06:39
Ne kadar harika bir inceleme olmuş. Kocamsın diye demiyorum allaa canımı alsın. Yani Okan Akan zaten muhteşem bir iş çıkarmış ama senin yazdıkların, yazıda da bahsettiğin o tüketmeci, kullan-atçı halimize bir “durun ulan, durun da iki bakın, adam ne kadar harika bir iş yapmış” diyor. Senin seçtiklerinden en çok etkilendiğim fotoğraf 227/365. Adamın kuşlara baktığı… Sabah acele acele işe okula yürürken (ve aynı acele yürüyüş gün boyunca biz popomuzu sandalyeye koyduktan sonra bile gezindiğimiz internette sürer iken) oturup o kuşlara şöyle sakince bakamayışımız, ya da o adamın arkasında durup sakince kuşlara bakan adama bakamayışımız, hayatı içimize çekemeyişimiz… Birşeyleri yakalayacağız diye depar halinde koşmaya çalışırken o kadar hızlı koşmamız ki, her şeyin flu çizgiler haline gelmesi… Okan Akan’ın (bu projenin tüm zorluğuna rağmen) gün içinde en azından bir kere durup bakması. Gözümün kenarında bir gönül adamı damlacığı ile okudum, izledim. Ve bana diyecek tek bir şey kaldı İkinizin de YÜREYİNE SAĞLIK! :)
June 10th, 2010 at 09:43
Proje iyi okunmuş iyi yorumlanmış bu yazıda…
“…“şehrin” ve “insanın” günlük sıradanlıkları…” dır kalacak olan
June 10th, 2010 at 09:44
Evet biyolokum katılıyorum sana…Dün akşam başladım diğer fotoğraflara bakmaya henüz bitiremedim hepsini..Yavaş yavaş bakıyorum. Bana neler hissettirdi diye bakıyorum..Ben olsam bu kareyi çeker miydim? acaba diye bakıyorum. Yada nasıl çekerdim diye bakıyordum. O nedenle bitiremedim bakmayı..Görmeyi…Gerçekten de yüreğinize sağlık..Birilerin güzel şeyler yapıyor olması birilerin de bunu bulup ortaya bu şekilde saçması, bizlerinde (nacizane) övünüyor olması (azıcık kıskansak ta) bana umut da veriyor…Verdiğiniz umut için de ayrıca teşekkür ederim..
Sevgiler, saygılar….
June 10th, 2010 at 10:21
Ben daha kucucuk bir cocukken birlikte Kemeraltina alisverise gidip Konaktan otobuse biner yahut dolmusla gelirdik Balcova’daki evimize :) Ayni o ilk fotograftaki (063/365) amca gibi buldugumuz butun golgelere siginirdik Izmir’in sert gunesinden korunmak icin. O fotograf bana biricik dedemi hatirlatti. Keske diyorum 10 yil once kaybetmeseydimde o durakta otobus bekleyen benim dedem olsaydi. Uzaktan bakinca onun siluetine o kadar benziyor ki. Sabah ofisimde cayimi yudumlarken beni gulumsettin Meren :D bu fotograflari secerek. Sonsuz tesekkurler sana. Fotografi ve fotograf cekmeyi iste bu yuzden cok seviyorum. Ellerine ve yuregine saglik Okan AKAN…
June 10th, 2010 at 11:31
Bu proje çok yakınımda doğdu büyüdü :) Böyle bir projenin nasıl emek verilerek bitirildiğini çok yakından görmüş oldum . Çok dibinde olunca bazen bütünü net görmekte zorlanılır ya . Uzaklardan bu kadar güzel anlayıp, çözümlemiş olmanı takdir ettim Meren , yüreğine sağlık :)
June 10th, 2010 at 12:53
Murat,
O kadar güzel toparlamışsın ki yaşadığım süreci, çektiğim fotoğraflarla birlikte değişimimi gerçekten de çok içeriden baktığım için göremiyordum oluşan bütünü. Projenin bütün aşamalarını bire bir benimle yaşayan Berna haklı, uzaktan bakış sürecin bütününü yalın bir şekilde görmemizi sağladı bizim de. Teşekkür ederim projeni çok kapsamlı yorumladığın için.
Bora’yla tanışmamıza şaşırmışsın:) akşamları o bisikletinde ben omuzda 5d elde bira karşılaştık proje süresince. akşamları fotoğraf çekmiyor, insanları, hayatı izleyerek kendimi şarj ediyordum bir nevi. bora ile ayaküstü sohbet de bu keyfin kremasıydı:)
Projeyi beğenen herkese teşekkür ederim. Burak Demirci’nin kişisel tarihinden bir anıyı uyandırdığım için de ayrıca mutlu oldum.
June 10th, 2010 at 17:50
İlk fotoğraftaki durağın önünden, geçtiğimiz iki sene boyunca tam da bu saatlerde yürüyerek geçtim. O durakta otobüs bekleyen yüzlerce insan gördüm, belki durağın gölgesinde bekleyen bu amcayı da gördüm bir sabah. Hatırlamıyorum. Bu fotoğrafı görünce, tam da Meren’in yazdığı konularda – henüz onları yazdığından haberim yoktu – düşündüm.
İki sene boyunca sabahları o duraktaki insanlara “bakmaya” zaman ayıramayacak kadar yoğundum. Kuşkusuz, baksam bile böyle göremezdim; ama, bakmadım bile. Bir itiraf: Şimdi de çalışmanın diğer fotoğraflarına bakamayacak kadar yoğunum. Ve bir gerçek: Henüz 18 yaşındayım.
Her ne kadar yakında bu yoğunluktan – kısa bir süre için – kurtulacak olsam da yaşamımın son iki yılını nasıl geçirdiğimi, yalnızca bir kareyle çok daha iyi anladım. Meren’e ve Okan Akan’a teşekkürler.
June 10th, 2010 at 18:05
Okan’ın projesinin içinden birisi olarak Okan’la gurur duyuyorum… İyi ki böyle bişey yaptın…
June 10th, 2010 at 20:09
insanın cebinde kelimeleri olmalı, çok değil derdini anlatacak, sade, temiz, anlaşılır cümleler kurmak için. Okan Akan’ın fotoğrafları cümleleriyse eğer, işte o değerli kelimeleri bir senede biriktirdiği ve bizlerle paylaştığı için kendisine teşekkür ederim.
müthiş, şimdi üzerine wabi-sabi ile ilgili yazın okunmaz da ne yapılır merenbey!
not : pop up süper olmuş. son 2 senedir host dosyası nedir? yasaklı sitelere nasıl girilir? efendime söyliyeyim proxy atamak filan gibi şeyleri de öğrenmek zorunda kaldığım için çok mesudum.
June 11th, 2010 at 01:10
Sevgili meren bey,
Okan’ın pek sevdiğimiz bu işi kadar, onu bir çırpıda haberi olan ve olmayan insanların gözü önüne seriveren senin bu yazını da çok beğendim. Bilmem bilinçli mi yaptın ama yazının sonunu bağlamamışsın bi yere, iyi de olmuş. Zira Okan son fotoğrafında keyifli keyifli “take care” derken, “ben bu işi kaptım hacım, arkası geliyor” diyordu. Sen de bu fikre yataklık ediyorsun gibime geldi.
June 11th, 2010 at 12:04
Okan, öncelikle projeni tamamladığın için çok tebrik ederim. Facebook ve Flickr sayesinde sıklıkla izledim projeni, bu yüzden fotoğrafları bir çırpıda görmedim, vakit buldukça en son gördüğümden itibaren eklediklerini takip ederek kendimceyyorumladım zamanında. Şimdi burada projenin bitişini güzel bir haber şeklince öğrendiğime çok sevindim, Meren Bey’e teşekkürler ayrıca. Sevgi ve sabırla sürdürülmüş bir işi oturup keyifle izliyorum şimdi ve belki bir gün ben de tekrar fotoğrafa vakit ayırabilirim diyorum, 70 cm boyundaki iki adet canavarın esiri olduğum için :). Fotoğrafını çekebildiğim yegane yaratıklar onlar bu aralar.
Fotoğrafların arasında beni gerçekten etkileyenler oldu. Sayısı da hiç az değil aslında, burada tek tek saymamın da bir anlamı yok. Başladığın günden itibaren yaşadığın ilerleme, gelişme ise tartışmasız çok net görülüyor ki bence en önemlisi de bu, senin için de öyle olduğunu tahmin ediyorum.
Yeni projelerini merakla bekliyor olacağım.
June 13th, 2010 at 16:48
Okan Akan’ı gönülden tebrik ederim.
İzmir’in ve insanının ruhunu çok güzel resmetmiş.
Teşekkürler Meren.
June 14th, 2010 at 12:14
bana “Smoke” filmini hatırlattı bu proje . Smoke filminde tütün dükkanı işleten abimiz her sabah aynı saatte, aynı noktada, aynı kamera ve lens ile fotoğraf çekiyordu. Tabi bütün film bunun üzerine dönmüyordu ama önemli bir motif olarak yer alıyordu.
Belki aynı şekilde kısıtlamaları arttırmalı, belki bunu da ben yapmalıyım? :) Sokağımın köşesi beni hep tahrik etmiştir bu konuda.
http://www.wwangle.com/blog/wp-content/uploads/2008/12/smoke1.jpg
June 14th, 2010 at 12:54
Sevgili Okan’ı bir fotoğraf paylaşım sitesinde tanıdım…
Fotoğrafa dair söylemlerini, analizlerini, kaygılarını, tasarılarını ve en önemlisi bu etkileşimdeki sürekliliğini izledim. Belleğindeki verilerin yaratılma, aktarılma ve tüketilme biçimindeki duyarlılığına; sanatsal üretimin “pozitif” yanlılığı ile kendi yaratıcı potansiyelinin açığa çıkardığı “öznel örtüşmeye”; görüntü üretiminin özgürleştirici etkisinin tinsel bir parçası haline gelmesine ve nihayetinde tüm bu içeriği saflaştıran bilincin giderek özgün bir beceriye doğru çözülmesine tanıklık ettim. Yaşamın kör zorunluluklarına bağımlılıktan çıkarak, onları kendi denetiminde yorumlamasına ve önüne yeni özgürleşme alanları açarak “gündelik somut yaşamları” yeniden kurma eylemine hayranlık duydum.
Aslında sanal dostluğumuzu, yetinilmesi çok zor karşılıklı sohbete de dönüştürdük. Projesi üzerine yetersiz fikirlerimi de paylaştım kuşkusuz, ancak Okan’ın iç zenginliklerini yapıtına yansıtabilme yetisi zaten yaşamla barışık örtünmesiz bir değeri var edebilme gücünü taşıyordu. Her şey nesnel dünyayı gözlemlemekle başlamış, kavramsal genelleme ve hatta soyutlama marifetiyle somutlamaya varılmıştı. Yapılan iş; yapay ölçütlerle duyumsanan, güzeli yeniden yaratmaya soyunan değil; yaşama dair bildiklerimizi derinleştirme gereksinimine yanıt veren bir imgelem tasarımı idi. Başka bir deyişle, hayatın içine, ortasına inen, yerleşen bir fotoğraf. Üstünde başında birikenleri silkeleyen, yükünden arınmış bir fotoğraf…
Belki bir başkası kalkıştığında hemen bayağılaşılabilecek, düzeysizleşebilecek bir teknik-duygu birlikteliğinden katıksız bir inci çıkarılmış…
Tüm içtenliğimle kutlarım…
June 15th, 2010 at 23:50
Gerçekten çok güzel. Çok özlemişim İzmir’i ve Kordonu..
June 29th, 2010 at 18:33
Uzun bir ara verdiğim internette fotoğraf paylaşma eylemine yeniden başlamak istiyordum. Bir süredir de bunun için uygun site aramaktaydım(eskiden deviantart kullanırdım). Bu yazı vesilesiyle Okan ‘ın da kullandığı Flickr kullanayım dedim. Oluşturulan gruplarda “post 1 award 3″ mantığını pek çözemedim açıkcası, ama yine de güzel bir ortama benziyor. Acaba meren, senin bu siteye ısınamama sebebin nedir?
October 19th, 2010 at 00:17
Okan beyin emegine cok saygi duydum. Meren beyin blogu ile bugun tanistim. Her firsatta ziyarete gelecegim.
Okan bey kizmazsaniz bir iki kelime yazmak isterim, lutfen kabalik olarak algilamayin. Fotograflarinizin agir bir emek ve cok iyi incelenmis bir belgesel fotograf calismasi oldugu cok belirgin. Bilgisayar ekrani uzerinden teknik degerlendirme yapmak her ne kadar ideal degilse de, leke kullaniminizdaki hassasiyet ton degerlerinde biraz kontrastin ve dramatik etkinin cekiciligine kapilmis hissini verdi. Kadrajlarinizin dusune tasina cekildigi o denli belli ki, 3 kare uzerinden ahkam kesmek kimsenin haddi degil. Ama fotogrfa dilinizi kendinize gore olusturacaginiz gunler, hem klasiklerin bir versiyonu olmaktan kurtaracak hem de sizi cok daha derin fotograflar uretmeye goturecektir. Tekrar elinize saglik. Islerinizin gerisini de gormek umudu ile. Selamlar.