Birisi Paraflaş mı Dedi?
7/05/2010, 09:44
Öncelikle birisi çıksa “önce bize ‘doğal ışık süperdir, aman diyeyim, mis mis, hayatta flaş kullanmam’ dedin, sonra ‘anne ben strobist oldum, ama paraflaşla hayatta işim olmaz’ dedin, utanmıyor musun şimdi karşımıza paraflaş ileçıkmaya?” dese şu tip bir taktik izlerdim muhtemelen: “evet, yaptım, ama bu kadar ön yargılı olma cağnım okur, hele bi’ sor bakalım, neden“.
Bu gün buradaki fotoğraf camiasından en sıkı dostum olan, söz düğün fotoğrafçılığından açıldığında adını anmadan geçmediğim Scott, bana geri çeviremeyeceğim bir teklifte bulundu. Ben de sırf ortada sahipsiz kalmasınlar diye -tamamen insani duygularla- bu iki adet Alien Bee B1600 paraflaşa kollarımı açtım (Sina çok evvelden işin bu noktaya varacağını öngörmüştü de ben ona da “daha neler, hayatta olmaz” demiştim (büyük konuşmayı pek bi’ iyi beceririm)).
Ayrıca Scott çok ısrar edince aşağıdaki heyula kılıklı müthiş şemsiyeyi, eşek ölüsü gibi olan bir pili ve RadioPopper alıcı ve vericileri de geride bırakamayıp kabul ettim. Bundan sonra içinde paraflaş geçen fotoğraflarda bol bol buluşacağız gibi görünüyor.
![]() |
Tabi eve gelir gelmez yukarı taşıdığım her şeyi kurcalamaya başladım. Bunları içine sığdırabileceğim fotoğraf çantalarına bakarken heyecanım filan gitti, fakat sonradan “eh, bundan sonra insanlardan lens değil çanta isterim artık” diye düşünüp çanta işini ertelemeye karar verdim.
![]() |
Sonra Duygu’nun bisikletle okuldan eve gelmek üzere olduğunu hatırlayınca “hah” dedim. Zira Alien Bee’lerden bir tanesini gün ışığı gitmeden dışarıda test etmeyi çok istiyordum.
Nihayet eve varıp da kendisini bekleyen şemsiyeyi görünce Duygu bu işten bir kaçış olmadığını anladı.
![]() |
Bense denemelerim esnasında canımı sıkan birkaç detayı fark ettim.
Benimki de dahil olmak üzere birçok fotoğraf makinesinin senkronizasyon hızı 1/250 saniye. Kapalı mekân çekimlerinde bir sorun yok, fakat yukarıdaki gibi gün ışığı ile başa çıkmaya çalışırken (yukarıda güneşin nerede kaldığını gölgelerden çıkarabilirsiniz), 1/250 çok yavaş kalıyor. Bu yavaşlığın yarattığı ışık fazlalığını dengelemenin tek yolu ise -fotoğraf makinesinin müsaade ettiği minimum ISO da kâr etmediğinde- lensin diyaframını kısmak. Bu durumda da ortaya iki problem çıkıyor. Birincisi, f/8′den sonra birçok lensin keskinliğini yitirmeye başlaması, diğeri de alan derinliğinden ciddi bir taviz vermek zorunda kalınması. Elbette ND filtreler bu derde biraz olsun deva olabilir, fakat iş iki-üç f-stop ile çözülecek gibi değildi. Ben bunları düşünüp içimden “elbet bir çaresini bulacağım” derken ve anlamsız denemeler yaparken Duygu aşağıdaki hale gelmişti tabi:
![]() |
Bu arada aşağıdaki fotoğraf, -her ne kadar pozlama biraz problemli de olsa- şemsiyenin harikalığını gözler önüne seriyor.
Eğer arkam dönük olsa, bu fotoğrafta gözler önüne serilecek bir şey daha var aslında. O da pantolonumun arkasında yer alan ve eve döndüğümde fark ettiğim tam bir karış boyundaki yırtık. Evet efendim. Bütün gün hastanede poposunda bir karış uzunluğundaki bir yırtık ile gezmiş olduğumu eve geldikten saatler sonra fark ettim. Bu pantolonun haftalar önce yırtıldığını, fakat nedense kendisini atmak yerine bir yerlere sakladığımı pek iyi hatırlıyorum. İşin fenası bunu şimdi hatırlıyorum. Çünkü bu sabah “aa ben bunu çok severim ki, neden giymiyorum acaba artık” derken hiç mi hiç hatırlamıyordum (kendi kendini yırtık pantolonu ile sabote eden doktora öğrencisi utançtan ölmüş şekilde bulundu, soruşturma sürüyor).
Hastanede insanların bana tebessüm ve saygı arası yüz ifadeleri ile baktıklarını hatırlıyorum. Herhalde normal bir insanın o yırtıktan habersiz bir şekilde dolaşmasının imkansızlığından yola çıkarak bu konudaki öz güvenimi hayranlıkla izliyorlardı.
Yani aşağıdaki fotoğrafta bulaşık makinesi pazarlamacısı gibi objektife sırıtmakta olan kişinin üzerindeki pantolonun arkasında aslında bir karış yırtık var. Şu rahatlığına bakıp gel de öz güvene saygı duyma şimdi.
![]() |
Dakika bir gol bir. Aşağıdaki fotoğrafta da bendenizin yere düşen paraflaşı kaldırmaya çalışışını görebilirsiniz. Gülümsemeden eser yok tabi.
![]() |
85mm lensi aldığının ikinci günü düşürüp kırabilmiş bir insan olarak şu paraflaşı da ilk günden kırsaydım büyük bir başarıya imza atmış sayılabilirdim (fakat belli ki bu hayat yırtık pantolon ile gezenlere başarıları kolay kolay bahşetmiyor (eh, canı sağ olsun)).
Neyse.
Bundan sonra hemen küçük bir stüdyo kurup ne kadar klişe varsa yapacağım (burada pek kimse umursamaz ama ülkemde davul ve zurnalar eşliğinde karşılanırım yüksek ihtimal).
Tags: 24-70mm f/2.8, alien bees B1600, d700, dışarısı, duygu, meren









May 7th, 2010 at 10:17
Güle güle kullan Merenciğim. Ancak bundan sonra Meren kişisi “hayatta bunu yapmam” dediğinde kesinlikle inanmmayacağım =). Ha! Kıskandım mı? Evet =).
May 7th, 2010 at 10:54
Radio Popper da hızlı senkron yeteneğine sahip, bilmem senin setle nasıl bir durumdalar.
Alienbees+radipopper= http://www.youtube.com/watch?v=CWm3i3f3pOc
May 7th, 2010 at 11:07
Güle güle kullan Meren. Pekii bir soru: O şemsiyenin ucuna SB900 u takmakla paraflaşı takman arasında ne fark var? (Işık Gücü dışında)
Hani Joe McNally diye bi adam var ya hep speedlight kullanıyor. O bakımdan merak ediyorum.
May 7th, 2010 at 11:14
Araştırmaya üşendiğim bir konuyu burada sorayım hazır söz flaşlardan açışmışken.
makinenin senkron hızının üzerinde çekimlerde ne gibi sıkıntılar söz konusu?
ben manuel modda 1/400, 1/600 gibi değerlerde kullanıyorum. seri çekimler haricinde gözle görebildiğim bir sıkıntı yaşamadım.
May 7th, 2010 at 11:18
hayırlı uğurlu olsun dedikten sonra konuyla fevkalade ilişkisiz bişi sorcam.
eskiden yukardaki ‘merenin fotograf günlüğü’ yazısının olduğu mavi alana tıklayınca ana sayfaya dönüyordum ki bu benim gibi üşengeç bi insan için çok ii oluyordu. öle deme koskoca bi alana tıklamak var bide taaa yukarı kadar çıkıp o küçük ‘geri’ okuna denk getirmek var. zor işler bunlar.
neyse, ii bakın oralarda kendinize, üşütmeyin, kalın giyinin. (bu yaz sıcağında bağdemciklerini şişirebilmiş bir insanı dinleyin)
ve de esen kalın…
May 7th, 2010 at 14:33
Meren hayırlı olsun. D700 ün yanına harika bi ikili olmuş..
Umarım bir gün bende D700 üme kavuşunca alıcam bundan. O zaman çok çok sorum olur…
May 7th, 2010 at 17:16
bu soruyu ben de çok merak ediyorum: SB-900 alıp şemsiye ile kullanmak ile kocaman bir paraflaş almak arasında nasıl bir fark var?
May 7th, 2010 at 18:29
Fotoğraf makinesinin perdesinin açılıp kapanma hızı flaş ile senkron olabildiği maksimum hızın (mesela Nikon D700 için 1/250) üzerine çıkarsa (mesela 1/500 olursa) flaşın aydınlattığı alan fotoğrafın tamamından daha küçük olabiliyor. Biraz karışık duyuldu, biliyorum, fakat olan tam anlamı ile bu. Biraz daha güzel canlanması için şu yazı içerisindeki görsellere göz atmak yardımcı olabilir: http://strobist.blogspot.com/2007/06/hacking-your-cameras-sync-speed-pt-2.html
Işık gücü dışında hiçbir fark yok. Ayrıca 4-6 civarı küçük flaşı bir araya getirip tek bir şemsiyeye doğrultarak paraflaşın gücüne erişilebilir. Fakat bunun avantajları ve dezavantajları var. Aklıma gelen en büyük dezavantaj yenileme süresi (paraflaşlarda refresh rate çok düşük, flaşları ise maksimum güçte patlatınca yeniden hazır hale gelmesi zaman alıyor). Avantaj ise 6 taneyi bir araya getirip Güneş gücünde bir paraflaş mimik etmek mümkün olabilirken ikişer tane halinde dağıtıp farklı ışık kompozisyonları da hazırlanabilir.
Nilay, evet, farkındayım (ben ile arada bir başlığa tıklıyorum sonra “aa onu değiştirmiştim ben” diyorum (bir ara düzelteyim :))).
Herkese selam, sevgi.
May 7th, 2010 at 22:00
Artık sen nü çalışmaya bile başlarsın yakında :/ meren’i de kaybettik a dostlar, ben ona yanarım, yanarım hey (ballad)
May 7th, 2010 at 22:17
Nü out,
Stüdyo ortamında kendisinden kan emilirken elindeki elmaya hüzünlü gözlerle bakan kadınların arkasından kameraya doğru sihirli değneğini sallayan sokaktan bulunmuş ve rica minnet kendisine etek giydirilmiş pos bıyıklı göbekli amcalar, in.
Hepinizi aldattım. Her şey bu günlere gelebilmek içindi. Trendin ve popun derin sulara yelken açıyorum artık. Ben giderim adım kalır, dostlar beni hatırlasın..
May 8th, 2010 at 00:04
ay meren allah iyiliğini versin, paraflaşı filan geçtim yırtık pantolonda kayboldum ahaha :) (zavallı blog takipçisi katılıp öldü! soruşturma devam ediyor)
“hayatta kitap yazmam” dermişsinki :P
May 8th, 2010 at 02:05
Elifçiğim, işte o mümkün değil. Vallahi billahi, şerefsizim + yemin ederim (10 yıl sonra bir radyo spikeri: “Geçtiğimiz hafta Kuntin yayınları tarafından piyasaya sürülen ‘bir şerefim kalmıştı’ isimli kitabın yazarı A. Meren Urat az sonra canlı yayın konuğumuz olup sorularınızı yanıtlayacak … tı … açıkçası kitabı biraz karıştırınca size bunu yapmanın haksızlık olacağını anladık, bunun yerine sizleri Ajdar Anık’ın Vaşington Portakalı isimli son çalışması ile baş başa bırakıyoruz” (Ajdar yanık sesiyle şarkıya girer)).
May 8th, 2010 at 16:56
Alienbees… alienbess…
Yaklaşık 1 yıldır nasıl ülkeye getirtecem diye kıçını yırtmış biri olarak, en son tam orada bir arkadaşıma aldıracakken set olarak hatta skype ile ben, arkadaşım ve alienbees yetkilisi bir hatunla üçlü konferans yapıp detayları öğrendikten sonra getiremediğim ve içimde uhde kalan alet. Ahhh ulaaan ah :))
Hayırlı olsun Murat öncelikle. Kırmadan :p güle güle kullan. Bence çok farklı alanlara itecek seni gidiş söylemedi deme :P (daha önceki söylemlerimle giderayak bir Nostradamus kılığına girer gibiyim ya hadi bakalım)
Açıkçası ben Alienbees’i aküsü ile beraber istiyordum aynen böyle. Stüdyoda tıkılı kalacak adam değilim. Sen de öylesin biliyorum. Artık bir araca atlayıp farklı yerlere gidip farklı konularda fotoğraf çekeceğini görüyor gibiyim mmmmmmm mmm :)))
Bize ikinci yazında biraz teknik güzelliklerinden, ışığın gücünden (mesela AB1600 aslında 1600watt mı yoksa 640 watt mı? true watt 640 diyor sanki?) ayrıntılardan böyle bilgilendirici bir yazı yazarsın belki. bir de photoshopsuz olarak fotoğraf ışığı kalitesini nasıl görebilirzi yüklersin belki? :P istek parça gibi oldu yahu ama idare et mahrumiyet bölgesinden, Türkiye’den yazıyorum bu satırları.
Bence bir set kurmalısın dostum. Bir tane ile yetmez. 1700 dolara 4 ışıklı akülü set kurabiliyorsun Alienbees ile. Sende akü ve 1 ışık var zaten. 1200 dolar falan daha lazım belki sana şimdi. Tek ışık yetmeyecek ben sana söyleyeym de :))
Öperim istanbul’dan… selamlar, güle güle kullan :)
(Bu yolun devamı profoto’ya geçiştir. Benden söylemesi :))
May 8th, 2010 at 18:17
Sinacığım, teşekkür ederim :)
Bir tane değil iki tane var bunlardan (tembellikten bir tanesi ile oynadım ilk gün). Ayrıca flaşlarım da var, muhtemelen iki paraflaş + iki flaş uzun bir süre idare eder beni.
Dediğin gibi sayfada 1600 efektif, 640 gerçek watt diyor, henüz pek bir fikrim bu rakamları doğru değerlendirmek için, fakat yukarıdaki şemsiye/softbox ile bile 3/4 güçte akşam güneşinin hakkından geldi.
Biraz öğreneyim, şöyle efendi gibi bir inceleme yazısı yazarım artık :) Daha Yalçın’ın bağlantısını verdiği hack’lere bile bakamadım. Bu sıralar pek bir yoğunum.
Hehe
Bütün bu ekipmanlar için fotoğraf kendi kendisini finanse ediyor, bu kadar pro’luk yeter bana :p
Sevgi, selam.
May 19th, 2010 at 09:58
Ah! Amerika’dan ürün getirip gümrüğünü mümrüğünü her şeyini sizin için halleden, tüm ücretin ödemesini kapıda yaptığınız bir firma var… B800 istedim, $280′lik alete $410 masraf çıkarttılar. Yine de 2 ay sonra İsveç’e yerleşiyor olmasaydım kesinlikle alıyordum.
Açıkçası elimde 5 tane falan ufak flaş var ve paraflaşa geçmeye niyetim yok, ama sırf AlienBees ve Einstein -ve özellikle PLM- sebebiyle bu lafımı yeme ihtimalim oldukça yüksek. :)
May 19th, 2010 at 16:16
Neresi o firma Cem? Bilgi alabilir miyiz?
May 19th, 2010 at 18:18
$280′lik alete $410 masraf mı! İnanılmaz :(
Ben insanlara “Amerika vizesi ve bilet alın, buraya gelin, fotoğraf ekipmanlarınızı buradan alın (mesela Amazon’dan kaldığınız otele gelecek şekilde satın alın), üstüne 3-4 gün de tatil yapın, geri dönün, Türkiye’den almaktan daha karlı olur” diyorum. Gerçekten de daha karlı oluyor, bir full frame body, iki lens, iki flaş için cebinizde bir sürü para bile kalıyor.
May 19th, 2010 at 22:23
Pardon, yanlış anlaşılmış olabilir… $410′a $280′lik cihazın fiyatı da dahil. :)
Hatta tam fiyat dökümü şöyle, birebir gönderdikleri e-postadan kopyalıyorum:
alienbees
$289.65
Turkiye Kargo
$55
SF Service/Gumruk
$58
Kredi Karti Kur (2%)
$8
Free Istanbul Teslimat
$0
TOPLAM TUTAR:
$410.63
VIP Siparis toplam tutari kredi kartiniz veya paypal ile $410 + 25 TL olacaktir.
Sitenin adresi salefashion.com —girdiğiniz anda “bunela?!” tepkisini verebilirsiniz, bildiğiniz ’90lardan kalma siteleri, ama anladığım kadarıyla iyi çalışıyorlar. Sağda solda bayağı iyi yorumları var, iMac getirtenler falan var. Hem VIP serviste kaybedecek bir şeyiniz yok, ürünü görmeden ödeme yapmak zorunda bile değilsiniz.
May 19th, 2010 at 23:28
İş modellerine bakınca bu arkadaşların yaptığı şeyin kanuni olarak problem teşkil etmiyor olması mümkün değilmiş gibi geldi bana (hukukçu birileri göz atarsa net bir şey söyleyebilirler, fakat bu “servis” işi biraz sakat bence).
Yaptıklarının tam bir kanuni dayanağı olmaması, kendilerinin Türkiye orijinli bir şirket olmaması filan alıcı olarak bizim umurumuzda olmayabilir, işlerini düzgün yapıyorlarsa bize ne bu detaylardan. Fakat bir problem çıktığında peşine düşemeyeceğiniz bir şirketle çalışıyor olduğunuzu da göz önünde bulundurmalısınız bence. eBay’de bir kullanıcıları var. Fakat eBay kullanıcısının yaptığı alışverişlerin çok büyük bir kısmı “alış”.
Kimsenin fikrini değiştirmeyeyim, fakat buradan görüp Amerika’dan ürün satın alma için bir alternatif olarak düşünecekler için kaygılarımı dile getirmem gerektiğini hissettim :)
Selamlar.
May 20th, 2010 at 00:27
Haklısın aslında, ben de zaten araştırırken öyle keşfetmiştim…
Öte yandan, maksimum $60 tutacak vergiye sahip $168′lik Polaroid filmlerini getirmek için $50 isteyen kargo firmasının, “mali danışmanlık hizmeti” adı altında yaptığı vergi miktarını hesaplama işlemi için $390 istemesi yasadışı olmalı. Ama olmuyor, yasal yasal geçiriyorlar. :)
Neyse, sonuç olarak Amerika’da olmadığımız taktirde Paul C. Buff ürünleri dahil birçok şeyi almamız zor ötesi, ucuz-pahalı farketmez. :)
May 20th, 2010 at 00:33
Ne yazık ki öyle ve bu bence çok büyük bir haksızlık :(
Bir fotoğrafçılar koalisyonu kurmak lazım…
May 22nd, 2010 at 12:07
Oooo Cem Bey İsveç’te de bir kapımız olacak demek ki :)
Ben de alışverişsiz olmaz diyerek, cebimde bol para olsun diye erteleyip duruyorum ABD gezimi :P
August 3rd, 2010 at 11:24
Ne diyelim sevgili Murat, hayırlı olsun. Yanlız dikkat et bu meret insanda feci alışkanlık yapıyor. Nasıl yapmasın ki? Işığı istediğin zaman istediğin gibi kontrol etmenin cazibesi çok fazla. Ne demişler, ışığa hükmedemezsen o sana hükmeden ve iyi fotoğraf şansa kalır.
September 22nd, 2010 at 21:12
uzun zamandır kit objektifli d80 kullanıyorum. hiç şu bisikletli fotolarındaki gibi renkler alamadım şu güne kadar.
ufak ufak nikonun renklerinde sorun olduğunu düşünmeye başlamıştım ki, fotolarınla karşılaştım(canon kullanan arkadaşlarımın fotolarında çok daha keskin, canlı ve doğru renkler var sanki)..
nedir bu işin sırrı?(sıklıkla manuel ayarlıyorum wb’ı.. ama auto modda bıraktığımda oluyor.. sonuç 3 aşağı, 5 yukarı hep aynı.. hiç o bisikletli fotolarındaki keskinliği, renkleri elde edemedim.. yaklaşamadım dahi..)
f değeri düşük objektif ve harici ışık kaynağı mı sadece?
April 8th, 2011 at 17:02
Birden fazla flaşı bir araya getirip yapılan çekimleri ganglighting olarak adlandırıyorlar (tereciye tere satar gib oldu gerçi ya). Hatta syl Arena’nın bir kitabı vardı Speedliter’s Handbook diye. bir bölümü sırf ganglighting setupları ile ilgili, 16 tane 580ex II ‘yi aynı anda tetikliyor ve inatla para flashtan daha verimli olduğunu iddia ediyor. flaşları istediğin gibi konumlandırabildiğin için ve devasa bir softbox etkisi yaratıyor ganglighting. Sen ne düşünüyorsun bu konuda? 4 tane ttl flaşı birarada high speed sync ile tetikleyip, hss’ten dolayı kaybolan yaklaşık 2.5 stopluk flaş yada güç kaybını kompanse etmek mantıklı mıdır ?
http://i53.tinypic.com/2h7ic61.jpg
http://i53.tinypic.com/33bpyep.jpg
http://i51.tinypic.com/fw0xfs.jpg
http://i56.tinypic.com/2ngbm9f.jpg