Hidroelektrik Santrallere Dur Demeyi Öğrenmek
7/04/2010, 08:57
Eğer mevzuya doğa gözlüklerimiz ile bakacak olursak Dünya gezegeninin tarihi boyunca geçirdiği en keyifsiz dönemlerinden birisine şahitlik ediyor olabiliriz. Şehirleşme, muazzam boyutlardaki karbon emisyonun rol oynadığı düşünülen ani iklim değişiklikleri, yok olmakta olan ormanlar, nesli tükenmekte olan hayvanlar, madenler, hidroelektrik santraller… Bildiğimiz anlamdaki doğal yaşamın çanına ot, gözümüzün önünde tıkanıyor.
Not: Bu yazıdaki nihai amacım sizleri Evren Özesen’in, hidroelektrik santral inşaatına direniş gösteren yöre halkını olay yerinde ziyaret edip fotoğraflayarak hazırladığı günlüğüne yönlendirmek. Eğer vaktiniz dar ise burada yazanlar yerine Özesen’in günlüğünde yazanları okumanızı tercih ederim açıkçası. Günlük burada.
Bu yıkımın makul bir zaman içerisinde durmasını ummak pek mantıklı gelmiyor.
Bunun en önemli iki sebebinden ilki dur durak bilmeksizin üreyen insan canlısı. Diğeri ise doğanın katlini öngören işlerden en çok gelir elde edenlerin, ortaya çıkan zarardan en az etkilenenler olması.
Mesela Bostwana’da De Beers’in açmak istediği elmas madeni yüzünden topraklarından edilen yerlilerin ve yaşam alanları tamamen yok olan hayvanların, De Beers’in birbirlerine olan aşklarını elmas ile ifade etmeye özendirilmiş dangalak çiftlerden kazandığı paradan fayda gördüğünü kim söyleyebilir? Zararın ve kârın asimetrik paylaşımı, yıkımın devamı önündeki engelleri de yumuşatıyor.
Zararın ve kârın paylaşımındaki adaletsizlik ve geniş çaptaki yıkımın boyutları bağlamında hidroelektrik santraller bence çok özel bir yere sahipler. Mesela zannetmiyorum ki şu güne değin herhangi bir hidroelektrik santralin kurulduğu bölgedeki insanlara verdiği hizmet, o bölgenin canlılarının kayıpları ile kıyaslanabilir olsun.
Bir hidroelektrik santral inşa etmek demek hafriyat demek, dünyanın toprağını bir yerden kaldırıp başka bir yere taşımak demek, kullanılan iş makinelerinden ve patlayıcılardan kaynaklı, yağ gibi, petrol gibi, endüstriyel ve toksik atıklar demek, ormanların, tarım alanlarının, kültürün, faunanın, floranın, yerel iklimin, yer altı sularının yok olup gitmesi demek… Şu anda Artvin’in çeşitli yerlerinde barajlar yapılıyor. Lütfen gidip şu fotoğraflara bir bakın. Bu fotoğraflarda gördüğünüz yerlerin bir kısmı yakında başlaması planlanan baraj inşaatları nedeni ile sular altında kalacak. Sular altında kalmayan yerler ise muhtemelen “keşke biz de sular altında kalaydık” diyecek. Çünkü hayvanlar artık karşıdan karşıya geçemeyecek, alabalıklar her akşam dereden yukarıya yüzemeyecek, gürül gürül akan bol oksijenli akarsular gidecek, yerini vadiler dolusu sentetik bir göl alacak, onun sebep olduğu iklim değişikliği birçok endemik türü küstürecek. O gölde semirecek sinek, yılan, kurbağa gibi canlıların yörenin doğal çeşitliliği üzerinde büyük bir etkisi olacak.
Bu esnada köylülerin eline ise üç kuruş para verilecek. Onlardan devletin gözünde beş para etmez, onların gözünde ise paha biçilemez olan evlerinden, değirmenlerinden geçmeleri istenecek. Nice asırlardır o vadide yaşayan halk aldığı sadaka ile büyük şehre göçecek. Üç nesil sonra ne o baraj kalacak, ne o köy, ne de o köylü.
30 ila 50 yıldan daha fazla ömür biçilmeyen bu barajlar, 30 ila 50 yıldan fazla ömrü kalmamış olan şirket sahiplerinin, şirket yöneticileri ve hatta politikacıların cebini dolduracak.
Çünkü büyük şirketlerin, bu yöreye barajlar yapmanın ne kadar mantıklı olduğuna hiç zorlanmadan ikna edebileceği kadar vizyonsuz, “dünyanın en büyük barajlarından birisini yapıyoruz” demekte övünülecek bir şey olduğunu sanacak kadar cahil politikacıları seçtik. Yöre halkı kendini sesi duyulsun diye paralarken olanı biteni görmezden geldik. Bir anlamda vatandaşlık görevimizi yaptık. Zira bizden beklenen buydu. Ne şirketler ne de onların beslediği devlet erkanı bir tatsızlık çıksın istedi. Velhasılı bizimle, desteğimize muhtaç insanlar arasına hep bir şeyler girdi.
Deriner Barajı ile Artvin’in sesi kesildi. Yusufeli ve Barhal’da ise sesini gür duyuramayan cılız bir direniş var. Baraj inşaatlarının başlama tarihi yaklaştıkça çıkan sesin şiddeti de artar umarım. Fakat şimdilik Çoruh Nehri ve onu besleyen akarsular üzerinde yapılan cambazlıklar şöyle bir kenarda dursun.
Bu gün yaşanmakta olan bir hadiseden, Muğla’nın Köyceğiz İlçesi’nin Yuvarlakçay’ındaki hidroelektrik santral direnişinden bahsetmek istiyorum (bahsedeyim ki sonra henüz duymamış olanlarınızın yıllar sonra “duymamıştık biz” demeye yüzü kalmasın).
![]() |
Yuvarlakçay’ın köylüsü ile AKFEN arasında bir çekişme var. Evren Özesen Yuvarlakçay’a gidip hidroelektrik santral inşaatını durdurmaya çalışan halk ile vakit geçirmiş. Çektiği fotoğraflar ile direnen köylünün duruşunu açtığı bir günlükten kamuoyuna ulaştırmaya çalışıyor. Özesen’i TEKEL direnişi belgeselindeki muhteşem çalışmalarından hatırlayabilirsiniz. Bir fotoğrafçı olarak TEKEL direnişi karşısında takındığı tavrın bir rastlantı olmadığını göstermiş olduğunu düşünüyor ve kendisine buradan teşekkür etmek istiyorum.
Burada sizin de yapabileceğiniz bir şeyler var.
Hiçbir şey yapamıyorsanız, en azından çevrenizdeki insanların Yuvarlakçay’daki direnişten haberdar olmalarını sağlayın. Evren Özesen’in konu üzerine hazırladığı günlüğü burada, okuyun, neler döndüğünü öğrenin, başkalarına da okutturun: http://yuvarlakcayhesnobeti.blogspot.com/
Unutmanızı, görmezden gelmenizi, umursamamanızı isteyen, kendinizi avutabilmeniz için ihtiyacınız olan her tür afyonu hiçbir karşılık beklemeden önünüze koyuverenleri iyi belleyip, naylon poşet sarfiyatı azalsın diye markete kese kağıdı ile gittiğinizde, plastik şişeleri çöpe atmak yerine geri dönüşüm kutularına götürmek için biriktirdiğinizde ya da Facebook’ta “Hasankeyf Sular Altında Kalmasın Diyen Bir Milyon Kişi Bulabilirim” grubuna katıldığınızda sosyal sorumluluklarınızı yerine getirdiğinize dair hissettiğiniz yanılgıdan sıyrılıp, yanında durulmaya değer olanın yanında durmaya, geri getirilmesi çok güç olan şeylerin kaybolup gitmesine mani olmaya, bunları saman alevi gibi parlayan hislerle değil sabırlı, sakin ve kararlı bir şekilde icra etmeye çalışmaya davet ediyorum sizi. Bu davetiyenin önüne Evren Özesen’in Yuvarlakçay’da çektiği fotoğrafları arkasına da Artvin’de çektiğim fotoğrafları iliştiriyorum.
Cesaret ve umut bulaşıcı şeyler, Yuvarlakçay’ın köylülerinden size, sizden de etrafınızdakilere bulaşmasını dilerim.
Tags: artvin, baraj, barhal, direniş, evren özesen, haber değeri, politika, toplumsal, yorum




April 7th, 2010 at 10:35
Merhaba,
Her sene tatil için bölgeden geçerken mutlaka uğradığım ve o buz gibi sularına da muhakkak girdiğim bir doğa harikası “Yuvarlakçay”. Flickr’da , çekitiğim “Yuvarlakçay” fotolarına 5-6 ay önce düşen bir yorumda Catherine adlı bir doğa gönüllüsünün fotoğraflarımdan birisini hidroelektrik santrali yapımını protesto için başlatacağı imza kampanyasında kullanmak istediğini öğrendiğimde tüylerim diken diken olmuştu ve çok üzülmüştüm. Bugün itibari ile sitesinde 1265 imza toplanmış ( http://www.ipetitions.com/petition/yuvarlakcay/ ) . Umarım Sn.Evren Özesen’in gibi tüm gönüllülerin sıkı takibi ve sesini yükseltmesi ile bu katliyam durdurulur .
April 7th, 2010 at 12:03
Sn. Evren Özesen’in hazırladığı günlüğün bir yerinde;
şeklinde bir pasaj geçiyor. burayı okuduktan sonra yutkunmak bile zor geldi. zor geçen kış aylarında bile nöbet tutan, yaptıkları direnişin amacına ulaşması için kar-yağmur demeden dimdik duran bu insanlara yardım etmek boynumuzun borcu. elimizden geldiğince paylaşmalıyız bu direnişi. bağırmadıkça, birileri onlara dur demedikçe orada tutulan nöbetler boşa gidecek. umarım korkulan olmadan son verilir bu direnişe..
senin aracılığınla Meren, Sn. Evren Özesen’e sonsuz teşekkürler. yalnız olmadığını bilsin yeter.
April 7th, 2010 at 17:14
Çok pesimist bir şekilde Evren’in günlüğüne gidip mevzuya gerçekten ilgi gösterenlerin bu sayfayı ziyaret edenlerin yüzde onu bile olmadığını düşünüyorum. Onlar da haklı, bir tek doğanın anasını belleyen hidroelektrik santraller değil ki ilgilerini bekleyen mevzu. Önlerinde insan hakları ihlalleri var, ifade özgürlüğü ihlalleri ve sansür var, ayrımcılık ve faşizm var, militarizm var, hayvan hakları var, yolsuzluklar, uluslararası haksızlıklar var. Bunlara ayıracak vakti ve enerjisi olmayanlar onlarla ilgileniyorlardır herhalde. Ot değiliz ya, kafamızı hep bir şeyler meşgul ediyor.
Fakat her seferinde sansasyonel bir şeyler yapmadan insanların ilgisini magazin değeri olmayan bir şey üzerine odaklamanın ne kadar güç olduğunu deneyimliyorum kendi adıma.
April 7th, 2010 at 17:49
teşekkürler murat,
linkinden epeyce insan ulaşmış aslında bloga, o kadar karamsar olma. ve bak bir de iyi haber var; http://www.yuvarlakcay.org‘dan:
bakalım bundan sonra ne olacak, umut verici..
April 7th, 2010 at 18:56
Harika haber Evren :) Dilerim ihalenin iptal edildiği günler de gelir.
Darısı diğer hidroelektrik santral direnişlerinin başına.
April 7th, 2010 at 19:39
Ne Yuvarlakçay’ı ne HES’i şimdi? Hem de şurada üniversite sınavının ilk basamak sınavına 4 gün kalmışken, hayret bir şeysiniz yahu! Bakın bizim mahallede bir çocuk vardı, habire eylemlere falan gider habire böyle çevreyle mevreyle ilgilenir; mahallede de anlatır dururdu insanlara, kimsenin işi gücü yokmuş gibi, sonra üniversiteyi kazanamadı. Üniversiteyi kazanamazsam ne faydam dokunabilir ki ülkeye? İzninizle, şu üniversiteyi bir kazanayım da sonra İnsan olurum!
April 7th, 2010 at 21:22
Her akarsuya bir baraj 1980lerden günümüze gerçekleşegelen hükümetlerin en güzel rant kapısıdır. Verimi oldukça düşük ,ömrü kısıtlı, doğal hayatı harb-u darp eden özellikle Türkiye gibi sert topoğrafyaya sahip ülkelerde devasa yapılara fazla mahal vermeyen dar boğazlara dikilen, günümüz hükümeti AKPsinin de neredeyse işi BUTİK barajcılığa çevirip, her köşeye bir turnike zengini oluşturma çabasıyla, tabir-i caizse ayyuka çıkmıştır.
Kısaca olan yine doğaya olmuş bu sefer de güzelim Karadenizimin Artvin’i nasibini almayayazmıştır.
Ancak, bir yanda doğa aşıkları; diğer yanda enerji aşığı milyonlarca insan, tam bir ikilem oluşturmuyor mu?
Maden sektöründe çalışan bir jeolog olarak bu çelişkiyi öyle çok görüyorum ki artık traji-komik bir hal aldı…
Tıpkı NTV’de maden yığını arabaların hızlanma testini yapan, petrolün dibine vuran concon abilerin, ormanı madenciler talan ediyor deyip, elinde yine maden ürünü mikrofonla ahkam kesmesi gibi bir karmaşa Türkiye’m gibi ülkelerin ”prime-time”mıdır :))…
Enerji açığının giderek büyüdüğü ülkemizde doğru önlemler almak yerine ,küçük yamalarla (nam-ı diğer HES) akarsuların yataklarını ve etrafındaki hayatı da öldürmeleri ise şehirleşmemizdeki önce üst-sonra altyapı prensibimizi(!) birkez daha açığa çıkarmıştır…
April 7th, 2010 at 22:29
evren özesen ve senin sayende yuvarlakçay köylülerini bu kadar kısa sürede böyle bir platform kurdukları, belgeledikleri ve yılmadıkları için ne kadar tebrik etsem az. her zaman derim bizim burada eylem yapmamız bir derece, ne zaman yöre halkı ağacını kesmez kestirmezse o zaman eylemler bir yere varır.
bu anımı anlatmadan geçemeyeceğim.2 sene önce gönüllü olarak katıldığım 4. yeşil yayla festivalinde karadenizde HES lerin ne olup ne olmadığı çevreye ve oradaki yaşam alanına vereceği zararları anlatılmış, yöre halkı bilinçlendirilmeye çalışılmıştı. sonrasında aynı grup yemek yerken benzer minvalde seyreden konuşmamızdan bir vatandaş rahatsız oldu. “sen buralı değilsin! rahat bırak suyumuzu. su benim değil mi? ne istersek onu yaparız. bu ampul nasıl yanacak, haberin var mı?” lafını hiç unutamadım.
iyi de bu yapılanlara dur demek için ille de oralı mı olmak lazım. bence artık oralı veya buralı olmanın hiç bi önemi kalmadı. karadenizde, muğlada, munzurda, izmirde yapılan bu katliamlara karşı çıkmak gerekir.
yeri burası değilse bunu kaldırabilirsin meren.
25 nisan da kadıköyde (http://www.karadenizisyandadir.org) çernobilin 24. yılında yaşamı yok eden enerjilere karşı sesimizi yükseltmek için toplanacağız.
April 8th, 2010 at 17:13
Hasankeyf, Yuvarlakçay…Şimdi de Barhal. Hepsi birer kocaman felaket. Sırada Munzur var :(
Bundan 2-3 hafta önce Hasankeyf, Mardin, Midyat ve Diyarbakır’da çekimler yaptım.
Murat, yazıya ve fotoğraflara olan genel bir ilgisizlikten bahsedince, Hasankeyf, Yuvarlakçay ve Barhal fotoğraflarını yazılarla birlikte bir blog sayfasında toplasak fena olmaz, diye düşündüm.
“Tıklama tembeli” internet tüketicilerine iyi bir hizmet sunmuş oluruz, dedim kendi kendime.
Hizmet aşkıyla bir anda parlayan gönül ampülüm aynı hızla sönüverdi.
Balık tutmasını sevmeyen, yumurta dötün ağzına gelince gıdıklayan bir toplumuz, ne yazık ki.
Hasankeyf fotoğraflarımı bir çok kişiye özel mesaj yoluyla ulaştırayım dedim, bundan da vazgeçmek zorunda kaldım.
Ben barajdan bahsediyorum, adam bana kullandığım ekipmanı soruyor. Fotoğrafla oynama var mı?, renkler çok canlı çıkmış, 5D Mark II’ nin iso performansı nasıl? diyor.
La havle vela…
Evren Özesen’ e kocaman teşekkürler.
April 8th, 2010 at 17:37
Bence böyle bir şey ile uğraşırsan bu boşa gitmez. Hatta aklımda bir “HES Gözlem” sitesi açıp Türkiye haritası üzerinde HES projelerinin hepsini gösteren, tıklanınca orada neler olduğuna dair bilgi veren, bölgeden fotoğraflar ve bu projelere karşı halkı bilinçlendirmeye çalışan yerel dernekler ile bağlantıya geçmek isteyenler için gerekli iletişim bilgilerini sağlayan bir web sitesi yapmak var. Tabi böyle bir çalışmanın HES’lerin neden kötü olduğunu, enerji ihtiyacını doğaya minimum zarar veren yenilenebilir enerji kaynakları ile çözmek için uzun vadeli politikalar izlenmesinin neden kısa ömürlü ve geri dönüşü olmayan projelerden daha makul olduğunu da 7′den 70′e herkesin anlayabileceği şekilde anlatan bölümlerinin de olması lazım.
Doktora olmasa kendimi tam zamanlı olarak böyle bir proje ile görevlendirmeyi çok isterdim :(
Belki 8-9 ay sonra yapabilirim bunu. Fakat o zamana değin sen aklındaki şeyi hayata geçirmelisin bence. İnsanların okuma/tıklama tembelliğine bakacak olsak yazı da yazmayalım zaten :)
Selamlar.
April 8th, 2010 at 17:41
Elif, bence tam da yerine yazmışsın :) Bağlantı çalışmıyordu, önemsemeyeceğini düşünerek admin arayüzünden bağlantının başına http:// ekledim.
April 8th, 2010 at 21:14
yukarıda bahsettiğiniz site için ben de gönüllü olurum isterseniz. web sitesi dizayn filan edemem ama içerik konusunda toplanması gereken verileri toplarım, dilim döndüğünce yazı yazarım. temmuzda altıparmaktan kaçkara inmeyi planlıyoruz kısmetse, o dönemde fotoğaf da çekebilirim …
April 8th, 2010 at 21:19
Ne güzel olurdu. Bu arada araştırmadım henüz, belki zaten vardır hali hazırda. Eğer yoksa bir günlük açıp her bir HES için bir post oluşturup yeni bilgiler geldikçe gönderiyi güncellemek ne güzel olurdu.
Ben vakit bulursam ben, olmazsa bir başkası düzgün bir arayüz hazırlama işine giriştiğinde de bulunmaz bir kaynak olurdu :)
April 9th, 2010 at 02:44
Ben de epeydir meren bu konularda ne vakit isyan edecek diye merak etmekteydim. Sonunda oldu…
Surada kuru kuru “destek oluyorum” demek ve üc bes dosta yapilan isin ne derece yanlis oldugunu anlatmak disinda hic bir halt yiyemiyorum. Sanirim bu isin en cok can yakan tarafi bu, hic bir halt yiyememek…
Bugün nerede olursa olsun aktiv bir sekilde bu karsi koyusa destek olan, olabilen insanlar gercekten cok sansli. Hic olmazsa yarin “biz oradaydik, elimizden geleni yaptik” diyebilecekler. Benim gibi karsidan bakanlar icinse gelecek kusaklar pek iyi seyler düsünmeyecek :(
April 9th, 2010 at 23:50
Bu arada burada da -nükleer enerjisi protestosundan başlayarak- mevzu üzerine verimli bir tartışma döndü: http://ff.im/iIGZd
Selimciğim, senin de destek olma fırsatın çıkar muhakkak. Mühim olan niyet. Benim de şimdilik niyetimden başka bir şeyim yok elimde. Niyeti bozar da Barhal’a gider iki-üç iş makinesini dereye atarsam hepiniz duyarsınız zaten ;)
April 11th, 2010 at 15:34
Bu tartışma da baz istasyonu tartışması gibi. Kimse baz istasyonu istemiyor ancak bir arkadaşını aramak isteyince neden çekmiyor bu cep telefonu diyor. Aynı şekilde, herkes nükleer ve hidroelektrik santrallere karşı. Peki nasıl elde edilecek bu enerji ? Termik ve doğalgaz enerji santralleri mi kuralım ? Sonra da herkes küresel ısınma, CO2 salınımı diye bağırıyor. Herkes mum ışığında oturup, televizyonundan ve bilgisayarından vazgeçsin o zaman.
April 11th, 2010 at 15:43
Bu kadar tartışıldı, örnekler verildi. Akıllı biliminsanlarının çözümleri belgelerle ortaya konuldu. Aslında herşey o kadar basit ve anlaşılır. Ama yine de anlamayan ve/veya kabul etmeyenler var.
Uzun lafın kısası: TEK YOL DEVRİM !
:)
April 11th, 2010 at 16:25
@udk: Aslinda her sey o kadar basit ve anlasilir degil malesef. Anlasilir olsaydi bunca insan cözüm icin ne yapilmasi gerektigi konusunda zilyon tane cözüm üretmezdi.
Her teknolojinin getirdigi zararlar ve yararlar var. Ben konunun uzmani degilim ama kendimce arastirmalar yaptigimda rüzgar tribünlerinin cok sayida kusun ölümüne sebep oldugunu, insan kulaginin duyamayacagi frekans araliginda cikardigi seslerle cevrede yasayan hayvanlari -denizlerde kurulduysa, deniz canlilarini- rahatsiz ettigi mikro düzeyde eko sisteme zarar verdigini ögrendim. Bunlarin dogrulugu konusunda su an icin gösterebilecegim referans yok. Ama yeniden arastirabilirim. Diger yenilenebilir ve temiz oldugu söylenen enerji kaynaklari icinde yeteri kadar zarar-yarar bilgisi verilebilir. Yani tamamen temiz elektrik üretim yöntemi diye bir sey duymadim ben simdiye kadar.
Her zaman oldugu gibi yapilmasi gereken, zarar-yarar terazisinde yarar lehine olabildigince agirlik olusturmak. Ne yazikki elimizdeki degiskenler terazinin bir tarafini agir tutabilmek acisindan oldukca karmasik. Yani elimizdeki kalemler siyah ve beyaz degil, tonlarca gri kalem var ve tam beyaza ulasmak bu nedenle mümkün degil.
Dipnot: Su “tek yol devrim” ve türevi laflarina da iyiden iyiye gicik olmaya basladim. Devrim isteyen 100 kisiye “devrimden anladigin nedir?”, “ne devrimi istiyorsun?” desek, 100 farkli görüs ortaya cikar. Saga sola devrim yazarak acikcasi insanlar neyi amacliyor anlamis degilim. udk lafim dogrudan sana degil, ama üzerine alinabilirsin :)
April 11th, 2010 at 16:48
Selim Bey, ben bu tür tartışmalarda böyle “sevimsizlikler” yapmasını çok severim. Tartışmayı “harlamanın” yanısıra, tartıştığımız insanları tanıyabilmek, nerede durduklarını görebilmek için işlevsel bulurum.
Hani derler ya; Laf lafı açıyor, laf da insanı…
Dostça selamlar
:)
May 1st, 2010 at 03:43
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=994327&Date=30.04.2010&CategoryID=85
Akfen Yuvarlakçay’a HES yapmaktan vazgeçtiğini açıklamış! Muazzam bir haber. İşte direnişin nelere kadir olduğunun bir göstergesi.
Darısı Yusufeli’nin, Barhal’ın ve HES tehlikesi ile yaşayan diğer bölgelerin başına.
May 4th, 2011 at 23:14
Yaşar Kemal’in dediği gibi tam anlamıyla doğa düşmanı olduk Yolda çılgın projeler var…