Modellere Kanıp Doktoradan Kaytarmak
28/03/2010, 06:30
Geçtiğimiz aylardan birisinde New Orleans’ta henüz kurulma aşamasında olan bir mankenlik ve moda ajansının sahibi benimle bağlantıya geçip kendileri için çekim yapıp yapamayacağımı sormuştu. Ben de “yapabilirim ama bu sıralar çok yoğunum” şeklinde son derece as solist bir yanıt vermiştim (hakikaten çok yoğundum). Fakat John kendisini unutturmamayı bir şekilde başardı. En sonunda bu Cumartesi laboratuvara gitmek yerine fotoğraf çekmeye gittim.
Sonradan eklenen not: Bu arada aşağıdaki paragrafı görmezden gelebilirsiniz (sayfaya akın akın yabancı ziyaretçi geliyor, onlar için küçük bir açıklama bu).
My dear visitor who doesn’t know any Turkish: I know you have no idea about what’s going on here. You just clicked that link on one of your friends’ Facebook profile and ended up here. But it’s OK. You don’t need to know Turkish in order to appreciate the images, so please take a look. Maybe after that you’d like to go visit my home page (which would make much more sense to you ;)).
Model ajansının sahibi beni Jamie’nin fotoğrafları vasıtası ile bulmuş. Hani şu güzelliğini belgelemek uğrunda kamyonetin altında can vereyazdığım model olan Jamie (neyse ki beni bulan adamlar Türkçe bilmiyorlar (hoş şöyle bir şey de var ya, neyse)).
***
Bu fotoğrafları çekmeyi kabul etmiş olmamın sebeplerinden birisi New Orleans’ta işini çok kötü yaptığı halde anormal ücretlerle moda fotoğrafçılığı yapan bir fotoğrafçı kitlesinin olması ve benim de içten içe kendilerine sinir oluyor olmam. Onlara bir şekilde yaptıkları şeyin, kendisini moda fotoğrafçısı olarak tanımlamayan bir fotoğrafçı tarafından yapılamayacak kadar matah olmadığını hatırlatmak istedim (hoş bir yandan da moda gibi Maslow’un ihtiyaçlar piramidinin en tepesinde yer alan bir etkinliğe bulaşmak isteyenlerden ne kadar para koparsalar kârdır, helal olsun yiğitlerime diyerek görmezden de gelebilirim aslında, ama bunu neden yapamadığımı bilmiyorum (işini iyi yapmayan insanların işlerini iyi yapmadıklarını bilmelerini isteyen bir toplum amca var içimde sanırım)).
Bu arada ajansın sahibi bana “ee biz yeni sayılırız, henüz ciddi bir bütçemiz yok, ne kadar ücret talep etmeyi düşüneceksin” diye sorduğunda “ücret talep etmeyi düşünmüyorum, ajans ilk milyon dolarını yaptığında bana hediye bir lens alır, olur biter” çizgisinde bir duruş sergiledim (bah yaa, çakal Meren).
Misler gibi laboratuvarda geçirebileceğim bu cağnım Cumartesi gününü bu fotoğrafları çekmeye ayırmamda etkili olan sebeplerden bir diğeri ise bu model insanlarını hep pek güzellerinden yapıyor olmaları (hepsi dünya ahiret bacılarım olsun, o ayrı):
![]() |
Hiç tanımadığım bir insanı karşıma alıp onun içinden bir şeyler çıkarmaya çalışmaktan ne kadar keyif aldığımı anlatmam zor (fotoğrafların arasında “anlatmam zor” demem komik oldu tabi). Mesela bu ablamızın adı Kat. Evet. Öyle Kate filan değil, bildiğin Kat. Çünkü normal isminiz varsa model yapmıyorlar sizi. Her işin bir raconu var. Merhaba. Merhaba, buyurun. Ben model olacaktım. Tabi, isim neydi? Kezban. Kezban mı? Evet. E ama Kezban normal isim? Öyle olmuş evet, var mı bu işin bir oluru? :( Hmm, gelin size bundan böyle Keban diyelim. Ama baraj ismi değil mi o? Bir şey olmaz, bakın çok da zengin durdu: “Keban”. Kikirt, peki.
![]() |
![]() |
Kat fena değildi fakat Chathan (aşağıdaki hanım kızımız) ile çok çok iyi anlaştık. Son derece zeki ve karakterli birisi idi. Böyle zengin filan duruyordu (aynı Keban)). Türkiye’de nasıl bilmiyorum fakat burada şu ana kadar tanıştığım modellerin neredeyse hepsi hayatta başka bir şeylerle ciddi olarak ilgilenmekte olan, modelliği ise ekstra gelir ya da keyif için yapan kişilerdi.Mesela aşağıdaki hatun kişi Hukuk Fakültesi okuyormuş. Birkaç ay evvel, Kimya üzerine doktora yapan birisinden, daha geçenlerde ise bilgisayar bilimlerinde yüksek lisans yapan bir modelden beraber çalışma teklifi aldım (bu tekliflerin hepsine de itinayla “aa ne süper fikirmiş, tabi çalışalım, hem maşallah siz de pek böyle bacaklarınız dört buçuk metreymiş oha nasıl yani” deyip sonra da ilgilenemedim). Ya beni bulanlar böyle insanlar arasından çıkıyor ya da buradaki modeller mevzuyu tamamen yanlış anlamışlar.
![]() |
Bu modelin -Duygu’nun tabiri ile- “küstah güzelliği” bu fotoğrafta gözden kaçırılacak gibi değil (fotoğrafı ben de birçok açıdan çok sevdim):
![]() |
Elbette en küstah olanlar bile bendenizin karşısında ancak bir noktaya kadar dayanabilirler:
![]() |
Aşağıdaki modelin adı ise Star. Aynı gün içerisinde çalıştığım üçüncü modeldi. Artık çok yorulmuş olduğumdan kendisine fazla vakit ayıramadım ve daha sonradan tatmin edici bulduğum sadece bir fotoğrafını çekebildim:
![]() |
Bu arada çekim esnasında John (ajansın sahiplerinden olan, Keban’ları model yapan şahıs) fotoğraf çekmeye ara verdiğim bir sırada yanıma yanaşıp gayet doğal bir ses tonu ile “Bi’ bakayım neler çekiyorsun” diyerek makineye doğru eğildi. Ben de monoton bir ses tonu ile “Hmm” diye cevap verdim. Böyle de aksi bir insanımdır. Şimdiden söyleyeyim ki yarın bir gün beraber çalışırsak hayal kırıklığına uğrayıp, “ama günlükte görseniz siz bunu, nasıl efendi, nasıl nazik böyle” demeyin.
Tags: 85mm f/1.4, dışarısı, moda, model










March 28th, 2010 at 07:54
Eline saglik cok hos olmus fotograflar…ya hazir moda fotografindan konu acilmisken hep merak ettigim bir seyi sorayim: sence bir mankenle calismak ile insanlarin dogal ortamda fotograflarini cekmek arasinda ne gibi farkliliklar var? Sonucta mankeni istedigin gibi yonlendirebiliyorsun, bir de basarili mankenler oldukca basarili bir sekilde manali bakislar atmayi poz vermeyi de biliyorlar. Tabi, bir konsept yaratmak, bakisin otesinde fotografi doldurmak yine de zor olsa gerek. Ama yine bir cok konuda daha fazla kontrolun var. Ote yanda insanlarin dogal modlarinda isler biraz daha karisik gibi. Ilginc bir bakis ifade yakalamak oldukca zor olabiliyor. Bilemiyorum, sen iki durumda da calismis biri olarak ne dusunuyorsun, zorluklari neler, nasil karsilastiriyorsun ikisini merak ettim
March 28th, 2010 at 09:37
Fotoğraflar her zaman ki gibi çok başarılı. Eline, emeğine sağlık… Konu moda fotoğraflarından açılmışken bende merak ettiğim bir kaç şey soruyum. Modellerin ünü, fotoğrafta kendisini belli eder mi? Yani her ne kadar fotoğrafı çeken çok önemli ise de modelin güzelliği ve kalitesi de çok önemli. Sen daha önce de modellerle çalıştığın için soruyorum. Sence tanınmamış bir modelle, çok ünlü bir model fotoğrafı çekmek aynı olabilir mi? Yani Naomi Campell fotoğrafı çekmekle, yukarıdaki “küstah güzelliğin” fotoğrafını çekmek aynı mıdır? bende bunu merak ettim açıkcası..
March 28th, 2010 at 11:32
Ya Meren, bu kızlardan hiçbiri güzel değil ki! Sadece en baştaki kız “idare eder”. Küstah güzelliği var dediğin kız da bildiğin çirkin be abi. Ha dersen ki, sen burayı karı kız sitesi mi sandın, o zaman yorumumu yayınlamazsan da anlarım be Meren. Ama sizin orlarda modeller pek bi tipsizmiş onu söyleyeyim dedim. Bu arada, modellere rağmen fotoğraflar süper. Ama sanırım bi önceki, hani şu kaza geçirdiğin zaman, yaptığın çekimler daha başarılıymış.
March 28th, 2010 at 19:03
Nazım,
Mankenlerle çalışmanın zorluğu sanırım ne yapmak istediğine göre değişen bir şey. Dediğin gibi “şunu istiyorum” diyorsun, yapmaya çalışıyorlar. Moda fotoğrafından da mankenlerle çalışmaktan da anlamayan, daha çok insanla çalışmayı seven birisi olduğum için çalıştığım mankenlere çoğunlukla ne istemediğimi söylüyorum (mesela yapmacık bakışlar, yorgun gülümsemeler, klişe pozlar istemiyorum, farkında olmadan o moda girdikleri zaman uyarıyorum). Onlar istemediklerim üzerinden ne istediğimi bulmaya çalışırken ben de bir pozdan diğer poza geçiş esnasındaki o kısacık zaman dilimlerinde ortaya çıkıp kaybolan “kendilerini” yakalamaya çalışıyorum. Bunu da çok büyük bir “challange” olarak görüyorum kendime. Eğer fotoğraflara bir daha bakacak olursan belki bu bahsettiğim şeyin izlerini sen de hissedebilirsin (ya da belki bu fotoğrafları çeken ben olduğum için başkasının hissetmesi çok zor bir şeydir bu) (fakat her çekimden sonra insanlar fotoğraflardaki kendilerine çok şaşırıyorlar, bir yabancılaşma nedeni ile değil de, kendilerini hep poz verirken görmeye alışık olduklarından muhtemelen).
Dolayısıyla benim açımdan bir mankenle çalışmakta çok çok büyük bir fark yok. Normalde yaptığım şeyden farklı bir şey yapmıyorum, sadece üzerilerinde güzel kıyafetler oluyor ve poz vereceklerini düşünerek gelmiş oluyorlar :) Tabi moda tasarımcılarının istedikleri fotoğraflar bunlar olmayabilir. Fakat onların ne istediği de benim umurumda değil (benimle çalışmak isteyenlere ilk hissettirdiğim şeylerden birisi bu oluyor zaten, o yüzden sürpriz olmuyor).
Uğur,
Daha önce ünlü bir mankenle çalışmadığım için bunun yanıtını ancak hayal edebilirim sanırım :) Fakat fotoğraf benim orada bu insanlarla yaşladığım kısa ilişkilere göre değişiyor. Eğer ısınamazsak birbirimize o iş pek olmuyor. Eğer mankenler ünlendikçe onlarla iletişim kurmak zorlaşıyorsa, ünlü ve ünsüz mankenler ile fotoğraf çekmek aynı olmaz sanırım.
Mr. No,
Hahah
Vallahi güzellik algısı kişiden kişiye o kadar değişkenlik gösteriyor ki, bunları inan tartışmaya değmez ;)
Sevgi, selam.
March 28th, 2010 at 19:29
eline sağlık Merenim..yalnız şu bedava işini iyi yapmamışsın.lens+2 de uçak bileti istesene,annenle ben oralara gelip görelim:P şaka şaka..
March 28th, 2010 at 21:21
Lowepro’nun sitesinde Unbelievable stories adlı bir köşe olması ve bunda yer alma olayı çok iyiydi :) bence ayrı bir hikaye konusu. Hatta burada(tr) haber değeri taşıyor diyebiliriz diye diyebilirim.
Keban hanfendinin 2. fotoğrafını pek bi beğenip tekrar tekrar 3 kere baktıktan sonra 1.4 lensin eşsiz ayrıştırma gücü karşısında hayranlığımı dile getirmek istedim.
Moda fotoğrafı konusunda da model(duruş bakış) mekan(atmosfer doku) ve ışık(renk ton) seçiminin iyi yapılması gerekliliğine inanıyorum. Hatta kurgulanması gerekliliğine inanıyorum. Bu doğallığı öldürüyor deselerde sonuçta istenilen ve arzu edilen sonucu getirdiği ortada. Yapmacık mı? evet. Sonuç iyi mi? gene evet. Modeli biraz kastırmakta ve sıkıştırmakta sorun görmüyorum. Farklı ruh halini ve karakteristik ifadeyi ortaya çıkartabilmek, aynı zamanda duruş esnasında verilicek formun kıyafet üzerinde vurgulanabilecek birşey var ise ortaya çıkartmak gerek. Farklı olanı, tarzı vurgulamak aynı zamanda konsept üzerinde devamlılığı yakalamak vs vs. Modeller pro ise hangi açıdan hangi bakış yönü ve ifade ile iyi fotoğraf vereceğini bildikleri için fotoğrafçının en önemli yükünü omuzlarından alır. Ancak değil ise Allah sabır versin demek yerinde olacaktır. Saygılar diliyerek çekimlerin devamını dilerim efenim.
March 28th, 2010 at 23:38
Fotoğraflar gerçekten çok güzel. :) İnsan sırf böyle modellerin fotoğrafını çekebilmek için, fotoğrafçı olur yani o derece :D Şaka bir yana fotoğrafların makineden çıktıkları gibi olduğuna inanası gelmiyor insanın. Daha öğrenecek çok şeyim var.
March 29th, 2010 at 01:59
ümitorhan, fotoğraflar makineden çıktıkları gibi değiller (belki de öğreneceğin o kadar da çok şey yoktur ;)), kontrastı, renk doygunluğu ayarlanmış halleri bunlar hep :)
timuçin, moda fotoğraflarının kurgulanması gerektiği konusunda haklısın; zaten bir makyaj uzmanı, bir saç stilisti olmadan ciddi bir çekim yapıldığını hiç görmedim (hatta öyle ki moda çekimlerinde fotoğrafçının oynadığı rol bence makyaj uzmanınınkinden (make-up artist) daha fazla değil bence).
March 29th, 2010 at 05:01
” Siz ne veriyorsunuz? ”
soru cevabı,
” ee biz yeni sayılırız, henüz ciddi bir bütçemiz yok, ne kadar ücret talep etmeyi düşüneceksin ”
sorusuna süper gidermiş (:
March 29th, 2010 at 11:52
Merhaba Meren Bey,
Bi’ şey sormak istiyorum ama, umarım kişisel almazsınız. Düygü Abla sizi böyle güzel Kebanları fotograflamaya giderken kıskanmıyor mu hiç?
March 29th, 2010 at 17:18
Daha bu fotoğraf olayında çook yeniyim (ordan, burdan okuyup duruyorum işte) ama çektiğim fotolarda takıntı derecesinde objelerin ucunu kıyısını kesmeden tam olarak dahil etme çabası içinde buluyorum kendimi. Benim için bunun en uç noktası, kafanın üst kısmının kesik olması filan olabilir mesala. Ama şimdi, şu fotolarda kızcağızların kafalarının tepelerini kesik gördüğümde bunun bana hiç çirkin gelmemesi, “iyi kompozisyon yaratıp da güzel bir foto çekmeyi becerirsen, gayet de olur dostum” dedi. Bu da Meren’den öğrendiklerimin küçük bir parçasıdır, burdan paylaşayım dedim :)
Ayrıca da, uzaklardan gözüme geldiği kadarıyla (biyolokum.com aracılığıyla) bu “küstah” (Hintli?) güzelimizin en sondaki gülüşü Duygu kişisinin gülüşüne pek benzemekte sanki. Ya da bana öyle gelmekte. Kerevitlerden kaptırıp, kendimi “her şeyi yiyebilen Duygu’yu” okurken buldum dün; ordaki bi fotodan yola çıkarak bunu söylüyorum sanırım.
March 29th, 2010 at 17:19
miss mis.. ellerinize sağlık..
March 29th, 2010 at 18:14
Mehmet, ı ıh :)
Çiğdem,
Oluyor öyle (bu arada ben de tam bu konuda bir yazı yazmayı planlıyordum). Kompozisyona, perspektife, odak uzaklığına dair düşünceler, fotoğrafa dair düşüncelere, deneyime ve vizyona bağlı olarak değişiyor. Ben de ilk başladığım zamanlar “kadraj eğri olmaz“, “kafa, kol, bacak kesilmez“, “çekilen hayvan/insan kadrajın dışına doğru bakıyor/ilerliyor olursa o fotoğraf güzel olmaz” gibi anlamlsız kurallarla kendimi sınırlamaya çalışıyor, hatta utanmadan bunları başkalarına empoze etmeye çalışıyordum :p Sonra fotoğrafın böyle basit bir çerçeve içine sığacak kadar küçük bir şey olmadığını anladım. Fakat bunlar zaman alıyor bence (bunda başka fotoğrafçıları izlemek çok faydalı oldu). Sen yine bildiğin gibi çekmelisin, zamanı gelince o bariyerler kendiliğinden kalkar (ezber ile değil de kendilinden kalkmasının güzelliği ise kendiliğinden kalktığı zaman onun yarattığı boşluğu senin tarzının dolduracak olması) (bu arada dediğin gibi o Hintli ablamızı Duygu’ya benzeten başkaları da oldu :) oysa ben hiç fark etmemiştim çekerken).
lunawar ve uygarmitat ve nunu’ya da teşekkür edeyim hazır yorum yazmaya oturmuşken :)
Selamar.
March 30th, 2010 at 22:23
Ne münasebet! Tabi ki kıskanıyorum! Ama hatunları ben göremedim, “selvi boylum al yazmalım, bi yanak ver gız zilli!” diyemedim diye kıskanıyorum.
April 1st, 2010 at 01:02
yabancılar notunu gönderdikten sonra, google translate ile bir bakayım nasıl gözükecek dedim. “Modellere kanıp doktoradan kaytarmak” olan başlığı “Blood from PhD to model and slacking” olarak çevirdi, gülmekten yarıldım… :))
April 1st, 2010 at 01:14
Mehmet, sen dedikten sonra ben de bir kontrol ettim, inanılmaz korkunç. Benim “Ben bugün bunu çektim” kategorimi “Today I got my check” olarak translate ediyor. Muhakkak zamanla daha iyiye gidecektir de, şu anda felaket :)
May 15th, 2010 at 16:02
hobby olarak degil de,bir yerlere cekilen fotograflar oldugu icin soyluyorum ki 2. ve 4. fotograflardaki kadraj yamukluklari diger fotograflarin guzelligi ve hoslugunda golgede kaliyor gibi geldi bana.
bir de fotograf konusunda parasal noktalara takilmaman konusunda ise soyle bir dusuncem var; piyasanin gercekten hakettigi miktarda kaliteli fotografi hakettigi miktarda bir ucretlendirmeye gitmedigini hepimiz soyleyebiliriz.ama sen is yaptigin yerlerden 1 lens yerine 2 lens isteyecegin zaman,sana is verecek olan firmalar ( ki orta ve buyuk olcekli firmalardir bunlar ) “bu kadar dusuk fiyat da nedir boyle !!” gibi bir tepki verebilir.tabi ki bu tepkinin nedeni hem kendi gorselinin degerinin kendi sirketindeki calisanlarina ve paralel sirketlere bu kadar dusuk bir ucret olmadigini kanitlamak hem de “buyuk bir is yaptim” edasina burunmektir.
buradaki kastim “cok para kazanip 3 tane Gallardo almak yerine neden Mercedes’e binmiyorsun ? ” demek degil, sadece gerceklik ile gorunen arasindaki farki vurgulamaktir.
August 31st, 2010 at 16:50
Daha bu fotoğraf olayında çook yeniyim (ordan, burdan okuyup duruyorum işte) ama çektiğim fotolarda takıntı derecesinde objelerin ucunu kıyısını kesmeden tam olarak dahil etme çabası içinde buluyorum kendimi. Benim için bunun en uç noktası, kafanın üst kısmının kesik olması filan olabilir mesala. Ama şimdi, şu fotolarda kızcağızların kafalarının tepelerini kesik gördüğümde bunun bana hiç çirkin gelmemesi, “iyi kompozisyon yaratıp da güzel bir foto çekmeyi becerirsen, gayet de olur dostum” dedi. Bu da Meren’den öğrendiklerimin küçük bir parçasıdır, burdan paylaşayım dedim :)