Trafik Kazası Geçirip Modellerle Çalışmak
17/12/2009, 23:52
Büyük bir rastlantı eseri çok iyiyim, fakat dün küçük bir trafik kazası geçirdim. Yaya öncelikli bir bölgede fotoğraf çekerken Dur işaretinde durmayı unutmuş bir kamyon sürücüsü 25-35Km/h arası bir hız ile bana arkadan çarpıverdi. Çarpmanın etkisi ile havada başarısız bir yarım parende/Rıdvan volesi karışımı icra edip en başından beri olmam gereken yere, yani kaldırıma düştüm.
Kamyona arkam dönük de olsa, vücudumun hiç bir noktasının yere temas etmediği o kısa ve büyülü anda bana bir şeyin çarptığını anlamıştım. Aklımdan sırası ile iki şey geçti:
- Dostum, Duygu bunu duyduğu zaman çoooook üzülecek.
- Fotoğraf makinem! (tam da bu esnada meren arabanın momentumundan ödünç alarak elde ettiği potansiyel farkı kinetik enerji cinsinden kaldırıma iade etmek üzere yüzükoyun yere kapaklanmak üzeredir)
Beynin böyle panik anlarında girdiği alarm durumu inanılmaz. Arabanın bana çarpması ve benim kaldırıma kapaklanmam arasında geçen sürede eylemsizliğin bir oyunu ile elimden uçup gitmeye çalışan fotoğraf makinesini sıkı sıkı tutmayı akıl edip yere makul sayılabilecek bir pozisyonda iniş yapmakla kalmadım, Duygu için üzülmeyi bile başardım.
Yere düştüğümde sağ elimdeki fotoğraf makinesi -takılı olan 24-70 f/2.8 lens yukarıya doğru bakacak şekilde- yerden on santimetre yüksekte idi. Elbette Matrix’te yaşamadığımız için trafik kazası sonrası başımıza gelenleri tayin edemiyoruz, sadece çok şanslı idim. Bu şansım neticesinde geriye kalan sadece değişik bir deneyim, bir boyun ağrısı ve üzerine basılmasına katlanamayan sol topuğum oldu. Aslında “deneyim” kısmı dışında konuşmaya değer pek bir şey yok anlayacağınız, başta dediğim gibi, gayet iyiyim.
Bu olay olduğu esnada Jamie isimli bir model ile French Quarter’da çekim yapıyorduk. Beynim panik kipinden çıkıp standart giriş/çıkış kipine dönünce sanki birisi etraftaki bağırış çağırışların yavaş yavaş sesini açtı. Sürücünün de Jamie’nin de deli gibi bağırıştıklarını duydum. Benim arkam dönük olduğu için kaza anını görememiştim, fakat onlar görmüşlerdi ve panik olmaları normaldi.. Yine de sırf bir yerlerimin kırılmadığından emin olmak için yattığım yerde vücudumda bir acı var mı diye hissetmeye çalıştım. Turp gibiydim üzerinize afiyet.
Bununla beraber eğer sırtımda Lowepro 400AW çantam olmasaydı turp gibi olmayabilirdim. Araç doğrudan belime çarpmak yerine çantaya çarpmış, çanta da çarpmanın etkisini çok ciddi oranda azaltmıştı. Üstüne üstlük içindeki lensler filan da kırılmamıştı. Saçma sapan viral bir reklam gibi duyuldu şimdi, fakat bu amaçla üretilmiş olmasa da bu çanta sırtımda olmasaydı ne olurdu bilemiyorum (ayrıca çok da iyi bir ekipman çantası, “sürekli sokaklarda fotoğraf çekiyorum, uzun yollar yürüyorum, zırt pırt lens değiştiriyorum, lens değiştirirken çantayı çıkarmak, yere koymak filan istemiyorum, fotoğraf çantası olarak ne alsam acaba” diye düşünenlere tavsiye de edebilirim).
Neyse. Jamie ve sürücüyü sakinleştirmem biraz zaman aldı. Sayısız defa “hastaneye gidelim“, “polise gidelim“, “iyi olduğuna emin misin” diyebilsinler diye bir 5 dakika kadar orada oyalandık. Jamie de sürücü de tir tir titriyordu (hallerini görünce bu kadar korkuya sebep olduğum için suçlu dahi hissettim biraz). İkisini de sakinleştirmeyi başardım, Jamie’nin çaktırmadan adamın plakasını aldığını gördüm bir ara, ben de gitmeden az önce kendisinin bir fotoğrafını çektim. Tam adam gitti ve olay yatıştı ki bu sefer de ben küçük çaplı bir şoka girdim (kötü bir şey olarak değil de “vay be, az önce nalları dikmiş olabilirdim ben, dur tazeyken bunun üzerine bir düşüneyim” türünden bir şok idi daha çok). Jamie’ye “bir 15 dakika kadar sadece yürüsek ben de o sırada düşünsem ve sonra çekimlere devam etsek olur mu?” diye sordum. “Omaz mı hiç merenciğim” dedi. Yürüdük. 15 dakika değil belki bir 5 dakika düşündüm. Aklımdan tahmin edebileceğiniz düşünceler geçti. Ardından insanların ve insana dair olanın fotoğrafını çekmeyi neden bu kadar çok sevdiğimin sebebini anladım derinlerde bir yerde (kamyon sürücüsüne böyle bir deneyim yaşattığı için minnettar olayazdım).
Bu ham düşünceleri burada tartışmam çok güç, bilinç (consciousness) ve Henri Cartier Bresson’un “decisive moment” olarak isimlendirdiği his ve onları bir potada eriten fotoğraf anlayışı üzerine belki başka bir yazı yazarım bir ara. Neyse. Öldüğüm zaman biyografime -biyografilerin hatalı olmasına alıştığımız için hiç çekinmeden- şöyle yazabilirsiniz:
Ve o elim kaza Meren’in fotoğraf hayatının gidişatını değiştirecek, onu bir süreliğine güzel modellerle çalışmak zorunda bırakacaktı.
Evet. Kısa bir süredir modellerle çalışmaya başladım. “Model” derken her an fotoğrafının çekileceğinden ya da çekilmekte olduğundan haberdar insanlardan bahsediyorum bu arada. Bir düğün esnasında bile insanlar fotoğrafçıyı unutabiliyorlar, fakat bir model ile çalışırken böyle bir durum söz konusu değil. Bu da her şeyi zorlaştırıyor benim için. Belki biraz da bu zorluk idi zaten benim için modeller ile çalışmayı çekici kılan (ya da trafik kazasıydı, artık ben bile emin değilim, biyografimi yazanlar ne yapsın).
İlk modelim Elsa isimli bir elbise tasarımcısı / model / sanatçı idi. Çekim çok keyifli geçti, benim açımdan çok da eğitici idi.
Bu tür çekimlerde hava şartlarının, çekimin kaçta yapıldığının, kullanılan lensin filan çok fazla önemi var. Elsa ile çalıştığımız gün hava kapalı idi. Hava kapalı iken bulutlar gökyüzünü kocaman bir softbox’a çeviriyor ve ortalığı nereye gideceğini şaşırmış olan fotonların sebep olduğu yumuşak bir ışık kaplıyor. Elimde ise bu tip ışık koşullarında çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim Nikon 85mm f/1.4 vardı, fakat iyi idare ettiğimi düşünüyorum (“Eh, lens süper tabi, maymun bile çeker onunla, ya biz ne yapalım?” demeyin. İyi fotoğraflar çekmek için pahalı ekipmanlara sahip olunması gerekliliği, duymaktan ve ima ediyor gibi olmaktan en çok rahatsız olduğum şehir efsanelerinden birisi. Eğer şuradaki fotoğraflara bakıp yazıyı okursanız ne demek istediğimi anlayacağınızı tahmin ediyorum: http://meren.org/blog/2009/11/dogal-isikta-caz/. “Ekipmanım yok ki” diye kendinizi kandırmayın, alın fotoğraf makinenizi çıkın dışarıya, olacak iş değil (o elim kazadan sonra böyle aniden sinirlenen bir insan oldum, mazur görün)).
![]() |
Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum türden bir fotoğraf çekmek de o güne nasipmiş (evet, benim çocukluğum babamın “şirketin yaptığı inşaatları çekmek için” aldığı ve bu yüzden çok çok önemli olan bu yüzden de bana hiç dokundurtmadığı Canon AE-1 fotoğraf makinesine bakıp fotoğraf hayalleri kurarak geçti, fırsatını yakaladıkça çekiyorum):
![]() |
Diğerlerinden farklı olarak bu fotoğraf 24-70 f/2.8 ile çekilmişti, aradaki farkı hemen görebileceğinizi tahmin ediyorum (iyi ya da kötü bir fark değil de, farklı bir fark, kontrast, renk, her şey bir anda değişiyor):
![]() |
![]() |
Hepsinin ötesinde, Elsa ile çalışmak yapabileceğim en iyi başlangıç idi sanırım. Zira kendisi elbise tasarımcısı olduğu için etrafında bir çok model var. Elsa’nın fotoğraflarını görenler “bunları kim çektiyse ben de onunla çalışmak istiyorum” diye bağlantı bilgilerimi almaya başlamışlar ondan. Ben de böylece “kızların teklif ettiği” bir noktada buluverdim kendimi.
İlk isim beni sadece fotoğraf çekerken değil bana arkadan bir kamyon çarparken de görme şerefine nail olacak olan Jamie idi:
![]() |
French Quarter’da yaptık çekimlerin hepsini. Işık koşulları rezaletti açıkçası. Saat ikide başladığımız için tepede olan, ama kış olduğu için tepede de olamayan böyle sokakların içindeymişcesine ortalıkta gezen, çok yüksek kontrastlar yaratan yüzsüz bir güneşimiz vardı.
Bu işe başlamadan önce TFP usulü çekimlerde çalıştığım modele 10 fotoğraftan fazla fotoğraf vermemeye karar vermiştim (TFP: Time for Photography/Time for Prints, basit olarak bir para alışverişinin olmadığı, fotoğrafçının istediği fotoğrafları çektiği, modelin istediği fotoğraflara sahip olduğu keyifli çalışma şekli). Zaten ben olsa olsa 1, bilemedin 2 tanesini daha sonra kullanacak kadar beğenecektim, benim o kadar beğenmediğim fotoğrafların da elden ele dolaşması fikri hoşuma gitmiyordu (10 tane sınırını da bu yüzden koymuştum). Fakat Jamie’ye göndermek için hazırladığım seçkiyi 27 fotoğraftan daha fazla daraltamadım. “Bu fotoğrafların benim ismim ile orada burada dolaşmasında bir sakınca yok” dedim resmen.
![]() |
Bir noktada kötü olan ışık koşulları ile kaçamak dövüşmek yerine yumruklarımı konuşturmaya, ters ışığı çok seven birisi olarak bu durumu lehime çevirmekte karar verdim (o elim kaza sonrası böyle cesur bir insan oldum):
![]() |
Bu fotoğrafı çok beğenmiştim:
![]() |
Jamie fotoğrafları gördükten sonra yazdığı e-postasında “daha önce hiç bu kadar ‘ben’ olan fotoğraflarım olmamıştı” demiş. Çok sevindim önce, sonra “iyi de bunun tamamı benim marifetim değil ki” dedim. Kızcağızın önünde trafik kazası geçirince aramızdaki bütün sosyal bariyerler kalktı tabi, rahat rahat kendisi olabildi.
![]() |
![]() |
Her seferinde bu kadar şanslı olmayabilirim elbette fakat küçükken hayalini kurduğum fotoğrafları çekmeye çalışma çalışmalarım devam edecek.
Bu arada bu da bana çarpan arkadaş ve kamyonu (kapanışı tuzlu yapayım da kendinize gelin dedim):
![]() |
Tags: 24-70mm f/2.8, d700, dışarısı, model














December 18th, 2009 at 00:39
Her zamanki gibi harika pozlar çıkmış efenim :) Trafik kazası için çok geçmiş olsun, ucuz atlatmışsınız diyelim.
December 18th, 2009 at 01:29
Geçmiş olsun, artık çekim yaparken daha dikkatli olursunuz…
December 18th, 2009 at 01:40
Cok gecmis olsun efenim. ” fotograf ugruna atlatilan badireler ” basligi da acilmali bence ;)
December 18th, 2009 at 01:48
Çok teşekkürler, bu sefer gerçekten şanslıydım, fakat kesinlikle dikkatli olmak gerekli.
December 18th, 2009 at 02:08
Kamyoncu arkadaş kamyonu ile değilde bizzat kendisi çarpsa daha fazla hasar bırakabilirmiş herhal, geçmiş olsun.Bende bi sürü kaza geçirdim ama böyle bi rönesans anı yaşamadım :) Fotoğraflar güzel gerçekten, zaten sürekli aklıma takılıyodu şu f/1.4 sonunda alıcam galiba, hele ilk fotoğrafdaki derinlik algısı inanılmaz sanki elimi uzatsam mankeni tutucakmışım gibi geldi bakarken muhteşem bi 3. boyut hissi. tebrikler
December 18th, 2009 at 03:14
Geçmiş olsun. İnsana çarpmış bir kamyoncu ve gülüyor, ilginç durum. :D
December 18th, 2009 at 03:34
İstesem bu adamı mahkemelerde süründürür, alacağım tazminat ile yeni bir araba filan alırdım kendime. Amerika burası, böyle durumlarda insanların birbirine yaptıkları şey de bu. Öyle bir külfeti de olmazdı, adamın çarptırılacağı tazminattan payını alacak olan bir avukat bütün davayı yürütürdü, benim ruhum bile duymazdı. Ben insanlarla ilişkilerimi böylesi sentetik ve çerçevesi kanunlar ile belirlenmiş şekillerde yaşamak istemiyorum. Dolayısıyla böyle bir şeye niyetim olmadığını ima etmekle kalmadım, adamı yatıştırmaya da çalıştım, o da çünkü “hayatım kaydı, bittim ben” diye tir tir titriyordu. Bu şaşkın, tedirgin, sevinçli gülümsemenin sebebi o. Aslında pisliğinden gülmüyor yani :)
Benim başıma benzer bir olay gelse karşımdakinden benim gibi davranmasını bekleyemem elbette, fakat bu özgürlük benim elimdeyken böyle bir karar vermiş olmaktan ötürü mutluyum. Galadriel’in yüzüğü geri çevirmesinin küçük çaplısı filan gibi :p
Selamlar.
December 18th, 2009 at 03:34
meren,contrast’ı artı ( + ) ‘da unutmuş olabilir misin acaba.. =)
kaza da can sıkıcı olmuş fakat güzel değişimlerin başlangıcı gibi görünüyor..
December 18th, 2009 at 04:51
Bir kaza haberi ancak bu kadar sempatik yazılabilirdi herhalde.. Üstelik arada çanta tavsiyesi de yapılmış pes doğrusu :D Çok geçmiş olsun.
Favorim alttan 5. fotoğraf, niye bilmiyorum :)
December 18th, 2009 at 09:15
Meren, çok geçmiş olsun. Doktora çalışmaların sebebiyle yazılarına ara vereceğini söylediğinde çok üzülmüştüm, ancak gerekli olduğunun idraki içinde kabullenmiştim. Şimdi kazayla ilgili yazını okuyunca çok sevindiğimi itiraf etmeliyim. Yanlış anlaşılmasın yazını ve resimlerini görmek beni mutlu ediyor. Fotoğraf algımı etkilediğini söylemeliyim. Kazayı bu kadar hafif atlatmış olmana da çok sevindim. Boynum dediğini duyunca, doktorların sıkça kullandığı kırbaç etkisi aklıma geldi. Bu konuyu hiç olmazsa, biz okuyucularının selameti için göz önüne almanı bekliyorum. Elsa’nın ikinci fotoğrafını ve Jamie’nin beşinci fotoğrafı benim favorim.
December 18th, 2009 at 10:09
Meren kardeşim büyük geçmiş olsun aman biraz daha dikkat, eminim kamyoncu da hayatının en önemli deneyimlerinden birini sayende yaşamış, insan olmanın nasıl bişi olduğunu gene senden öğrenmiştir…
December 18th, 2009 at 11:22
cok buyuk gecmis olsun :(
ama nedense diger arkadasin da dedigi gibi yuzumde bir gulumseme ile okudum bu post’u.
kamyoncunun gulen resmi de olaya son noktayi koymus :)
December 18th, 2009 at 11:23
Dostum geçmiş olsun.Sen bize lazımsın:)Bu arada çekimler çok güzel olmuş.Özellikle düğün fotoğraflarını da çok beğeniyorum.İşsiz kalırsan artık yapacak ikinci bir işin var.(tabi senin gibi bir adam nasıl işsiz kalırsa)
December 18th, 2009 at 13:57
Murat,
Çok çok geçmiş olsun. Bir doktora görünmek için hala geç değil.
Diğer taraftan kötü bir olay çerçevesinde de olsa o kadar keyifli yazmışsınız ki. Bir an kendimden şüphe ettim; ” Ya şu anda kaza geçiren birinin yazısını okuyorsun, manyak mısın neden gülüyorsun” diyerek.
Son fotoğraftan başlayayım. Kamyon ile değil de yürürken çarpışsaymışsınız daha fazla zarar verebilirmiş gibi geldi :p .
Jamie 3 ve 5 ise çok başarılı.
Bu arada sizin studyo ortamında neler çıkarabileceğinizi cidden merak etmeye başladım. Bence acilen denemelisiniz.
Saygı ve Sevgilerimle.
December 18th, 2009 at 14:12
Geçmişler olsun…ve trajediye dönüşmesi bu kadar mümkün olan bir durumun, bir biçimde dahil olan herkes için (Meren, Duygu, model Jamie, kamyon şoförü, biz blog okurlari :)) ve her şey için ( bu fotoğraflar, bu yazı, fotoğraf makinası, ekipmanı, çantası, kamyon?….) böyle olumlu ve üretken neticelenmesi simya gibi bir şey, kutlarım gerçekten. :)
December 18th, 2009 at 15:20
Büyük geçmiş olsun. Birçokları gibi ben de keyifle okudum bu trajedik olayla ilgili yazıyı. Kapanışı tuzlu yapayım dediğin yerde fotoğrafı görünce tuz tadı geldi resmen ağzıma, ancak bu kadar iyi tasvir edilirdi şöförün fotoğrafı.
Ufak bir hatırlatma yapmak istiyorum. Fotoğrafların teknik bilgilerini yazmıyorsun, belki çok da önemli değil, belki özellikle vermek istemiyorsun. Fotoğrafı kaydedip exif bilgilerine bakmak istedim o da görünmüyor. Belki tif çalışıyorsun belki de görülmesini istemiyorsun. Değerleri yazmaman ya da exif’in olmayışı özellikle yapılıyorsa -ki öyle olduğunu düşünmüyorum- söylenecek birşey yok ama değilse bu değerleri merak edenler olduğunu bir hatırlatmak istedim. Blogunu fotoğraf konusunda oldukça ilham verici buluyorum ve işin teknik kısmını öğrenmek de iyi fotoğraf çekebilmenin bir parçası sonuçta.
December 18th, 2009 at 15:47
Çok geçmiş olsun… Söylediğinizde Duygu da çok korkmuştur herhalde. Kendinize iyi bakınız lütfen…
December 18th, 2009 at 16:27
Ara verdiğiniz için “tüh” derken keyifli bu yazıyla “süprizzz” der gibi göz kırptınız. Çok geçmiş olsun. Özellikle Jamie ile olan çalışmalarınızı, ters ışık kullanımınızı oldukça etkileyici buldum ama kamyon şoförü varken modelleriniz gölgede kalmış :)
December 18th, 2009 at 17:01
Çok geçmiş olsun, diğer blog okurlarının dediği gibi bu trajik olayı o kadar komik anlatmışsı ki bende suratımda bir gülümseme ile okudum, şaka bir yana yine de boynunu bir doktora göstermen de fayda var. :)
Fotoğraflar her zaman ki gibi birbirinden güzel, benim favorilerim 2. ve 6. fotoğraf.. ışığı gerçekten çok güzel ayarlamışsın, ayrıcam netlik de çok çok iyi !!
keep up the good work!
December 18th, 2009 at 20:00
Her birinize tek tek teşekkür ediyorum. “Doktora görün” tavsiyelerini ciddiye alacağım :)
Eren,
Fotoğrafların teknik bilgilerini yazmayışımın sebebi bu günlüğün insanlara fotoğraf tekniği öğretmeye çalışan gereksiz fotoğraf sitelerinden birisine dönmesini istemiyor oluşum. Bunun meyvelerini de topluyorum; az, öz, beni yazmaya iten bir kitle takip ediyor bu günlüğü. Diğer alternatif, buraya aslında hiç bir işlerine yaramayacak teknik bilgileri bulmaya gelen insanların doluşması olurdu. Bu hiç istediğim bir şey değil. Zaten bu ihtiyaca cevap veren bir sürü günlük, bir sürü site, bir sürü forum var.
Exif bilgilerinin işleyişin hangi aşamasında canına okunduğuna ise bakayım, onların görünmemesi bir hata.
İlham verici buluyorsan ne mutlu bana.
Teknik ile ilgili şöyle bir itirafta bulunayım: Ben fotoğraf tekniğini herhangi bir kaynaktan öğrenmedim. Bu yüzden öğrenmem biraz uzun sürdü, fakat bir acelem yoktu ve benim için keyifli idi. Artık dijital fotoğraf makineleri var, bu işin her tür ayrıntısını deneme yanılma usulü öğrenmek çok kolay. Bu yüzden teknik konularda boşa ahkâm kesip insanları benim aldığım keyiften mahrum bırakmak istemiyorum. Hem zaten öyle engin bir teknik bilgim de yok, bu konulara fazla girersem saçmalamaktan da korkuyorum, ben de halâ deniyor ve yanılıyorum. Neyse. Ayrıca fotoğraflarına baktım, senin teknik anlamda benden alacağın ne olabilir, bilemiyorum.
Selamlar.
December 18th, 2009 at 21:13
yazmıcam artık ara vermem lazım dedin ama bi baktım ff de yazıp çiziyosun, olmadı foto ekliyosun “aaa olmaz ama halk salak değil meren efendi ya kır kıçını otur ders çalış, bir an evvel dön blogunun başına, ya da gez ama bize belli etme!” dedim demez olaydım neredeyse kırılıyormuş :( (çok samimi oldu bu açıklama ama napiim elimde diil) herşeyin merenbey usulüyle tatlıya bağlanmasına çok sevindim. fotolara laf yok ama benim favorim elsa 2 hatta bunu ff de görünce “allaaah yaşasın ders çalışma bahane bi sürrü foto çekiyo meren, üüf dayanamaz günlüğe ekler, ekler di mi?? ekleeer ekler merak etme” filan dedim.
December 18th, 2009 at 21:22
Hahahah
Elifçiğim, fotoğraf çekmek kolay, FF’te yazıp çizmek de vakit almıyor (bak geçen hafta bir makale submit ettim mesela, öyle diyeyim), ama günlüğe yazmak çok vakit alıyor. Fotoğrafları yükle, yazı yaz, bilmemne. O yüzden ara vermiştim, daha da yazmayacaktım aslında da kamyoncuya şükür :p (çalıştığım hoca da mail atmış dün “önümüzdeki iki gün yokum, saygılar merenefendi” diye, “e ne duruyorum, blog yazsam ya” dedim ben de, ondan yani :)).
Selam, sevgi.
December 18th, 2009 at 21:35
bi şikayetim yok walla (yeterki yaz) bi ara yandaki sütun kayboldu :( “aman allahım napıcaz” diye panik oldum hatta stalker hesabı neredeyse ff ye üye olmak üzereydim ki, günlük imdada yetişti.. senin gibi biri blog işi zor demesin; ben derim ama :) hazır bloga bile tahammül edemedim. bu yaşımda kod çözmek zorunda kaldım (gülmee!) word yazdığım yazı niye hata veriyo diye sonra tabii google efendiye sorup öğrendik sorun türkçeymiş filan falan… hem yazı yaz hem foto ekle o da sinir bişey yazıyı tersten eklemem lazım filan dayanamadım kısacası :(( tekrar geçmiş olsun..
selamlar, sevgiler
December 18th, 2009 at 21:56
Ah ben de Lovecraft okumaya başlar ve Gorgyle heykellerin yanında ölüm hakkında filozofik bir konuşma yaparsın sanmıştım. Önce geçmiş olsun demek istiyorum. Bence ölümün olasılığının bedenlendiği o araç şoförünü kaçırmamalıydın. Yaşamsal bir şey göstermiş sana. Müthiş bir şey. Her şey bir yaşam nesnesine ya da ölüm nesnesine dönüşebilir. Olayın kişisel hayat üstünde kesinlikle bir etkisi olur. Ölüm kadar uyandıran ikinci bir şey yoktur. Beynin refleksi hemen yaşama sarıllmak olur. Yaşam için temel içgüdüler aniden öne çıkar. Bazı kişiler ölüm tehlikesi atlatınca aniden yemek yemek isteiği duyar ama genel refleks cinsel enerjinin öne çıkmasıdır. Soyu devam ettirme içgüdüsü gibi. 9/11 olayından sonra çok söylendiği gibi. Bu yazıda mankenleri fotoğraflamak konusunu öne çıkararak zihnini yeniden düzgün bir ritme sokma isteiğin gibi. Ama bunu yapma. Ölüm düşüncesinin açtığı kapıyı kapatma. Bu rahatsızlık veren duyguyu sessizce izle. Müthiş bir enerji aktığını göreceksin. Sanki ilhamın merkezinde duruyormuşçasına beynin kaçmak için deliler gibi yaratımda bulunduğunu göreceksin. Orada durmayı başarırsan bir ömür boyu eşsiz bir sanatçı olursun. Ölüme ve güneşe dik dik bakılmaz derler ama körlerle sanatçılar hergün bakarlar…
December 19th, 2009 at 01:38
Hehe, adamınki kurtardım paçayı, bugün bir mucize yaşadım gülüşü yani. :) Doğrusu da o zaten, sonuçta zarar gören bir şey olmamış. Ama benzer bir olaya tekrar sbebiyet vermemesi için biraz gözünü bari korkutsaydın, daha dikkatli davanırdı bir daha. :)
December 19th, 2009 at 12:31
Gecmis olsun.. Böyle bir düşmeden sonra boyun fıtığı olan bir insan olarak nacizane tavsiyem boynunu göster mutlaka.
December 20th, 2009 at 05:53
Çok geçmiş olsun. Kaza geliyorum demiyormuş.
Sorcam sorcam diyip duruyorum bir türlü vakit olmadı yazmak için yanlış bir zaman oldu sanırım:$ Bloguna eklediğin resimleri herhangibi bir yazılım ile düzenliyormusun ? Resimler çok keskin görünüyor.
December 20th, 2009 at 18:20
Çok ama çok geçmiş olsun, böyle durumlarda en güzeli hayatın torunlarına anlatacağın maceralar kümesi olduğunu düşünüp devam etmek. geçmiş olsun tekrar :) resimlere devam…
December 20th, 2009 at 21:44
meren çok geçmiş olsun. bence önemli bir kaza atlatmışsın. kazadan sonra hastaneye gitmeyerek de hata yapmışsın, neyse ki bir şey olmamış.
December 20th, 2009 at 23:21
way be… acaip geçmiş olsun ya…
bişeyinin olmaması seni de duyguyu da rahatlatmıştır :) o zman fotoğrafa devam :P
kamyoncuda panik yapmışa belli yüz ifadesine bak :D hiç normal bi gülümseme deil.. fotoğraflar yine çok güzel… ve tekrar geçmiş olsun =)
December 21st, 2009 at 15:54
Murat, dünyaya bilim adamı gözleriyle bakmanı seviyorum, bu yüzden yazını gülümseyerek okudum.
Bu kaza umarım bir ders olmuştur ve artık “önce güvenlik sonra fotoğraf” demeni bekliyorum.
Sen bizim uzaklardaki gözümüz, kulağımız ve vicdanımızsın, kendine azami dikkati göstermen gerekiyor. ;)
December 21st, 2009 at 18:07
Çok geçmiş olsun öncelikle. Ben de “meren bey ne zaman yazar da biz de keyifle okuruz” diye siteni her gün açıp kontrol ederken, bu yazını gördüm. Önce üzüldüm, sonra sevindim. Sonra bir kez daha insâni yönünle öne çıkıp, o durumda bir çoğumuzun yapmayacağını yapıp, kamyoncu insanını şikayet bile etmemişsin. Belki de fotoğraflarındaki o deruni ve ruhani cazibe, kişiliğinin fotoğraflarındaki yansımasından kaynaklanıyordur. Gülbeşeker yazı ve fotoğraflarını sabırsızlıkla bekliyor olacağız. Sağlıcakla kal.
December 22nd, 2009 at 02:10
çok geçmiş olsun, sadece anı olarak kalması işin sevindirici yanı, fotoğraflar ise harika.
December 22nd, 2009 at 02:42
Hepinize çok çok teşekkür ediyorum arkadaşlar. Beni duygulandırıyor ve mahcup ediyorsunuz.
Artık kazaya dair hiç bir iz kalmadı vücudumda, hiçbir ağrım sızım yok. Öyle ki bu gün itibarı ile o kazanın yaşandığını vücudumdaki izlerden yola çıkarak ispatlamaya kalksam ispatlayamam :) Daha dikkatli bir insan olmaya da karar verdim (ne kadar becerebilirsem artık).
Sfenks,
Fotoğraflardaki keskinliğin sırrı fotoğrafları yeniden boyutlandırdıktan sonra keskinleştirmek ve o boyutu değiştirmeden yayınlamak. Keskinleştirme ise bildiğin sharpen efekti ile yapılan bir şey (sharpen her fotoğraf işleme uygulaması içerisinde yer alan, çeşitli betiklerle fotoğraf yönetimi yapan insanlar için ImageMagick gibi kütüphaneler içerisinde de sunulan basit bir fonksiyon). Tabi baştan keskin çekilmemiş fotoğrafı sharpen ile keskinleştirmek pek mümkün değil, sharpen daha çok yeniden boyutlandırma esnasında kaybolan detayları yeniden belirginleştirmek için kullanılmalı (zira bir fotoğrafı lensin görüp kaydettiğinden daha keskin hale getirmeye çalışmaktan verim almak pek mümkün değil).
Selamlar.
December 22nd, 2009 at 05:58
Aslinda bunun icin yorum yazmak istemezdim ama gecmis olsun dileklerimi iletmeden gecemedim. Aslinda gecmis zaten :)
December 22nd, 2009 at 12:57
çok çok geçmiş olsun.
günlüğe ara vermeee.. hem çalış hem yaz olmaz mı. ben inanıyorum bu yeteneğe sahip bir insansın. evet evet öylesin. yaz sen..
: ))
December 22nd, 2009 at 23:52
Oncelikle cok gecmis olsun. Sana carpan sofore tesekkur mu etmeli acaba yazilarindan bizi magdur etmedigin icin…
Bastan 6 ve 7. fotograflarin muhtesem olmus. Paylasim icin tesekkur ederiz
Calismalarin onemli bu sebepten ara vermeni anliyoruz ancak bizleri de unutma lutfen…
December 24th, 2009 at 14:14
Merhaba Meren,
Çok geçmiş olsun. Ayrıca, aşağıdaki tavırda yaşandığı ülkede takdire layık, bunun için de tebrikler.
Dostlukla,
Utku
December 25th, 2009 at 21:56
çok geçmiş olsunn sen adaha iyisin iyisindir umarım
December 25th, 2009 at 22:24
Meren, geçmiş olsun dostum.
Kamyoncu kime çarptığını bilse bir daha tamponu yıkamazdı.
December 26th, 2009 at 22:54
Öncelikle geçmiş olsun. Allah korumuş, verilmiş sadakanız varmış. Bazen böylesi resetler insanın hayatında bir şeyleri sorgunlamasını sağlıyor.
Fotoğraflara gelince, alttan 3. fotoğraf çok hoşuma gitti. Ben, özellikle ters ışıklarda siyah-beyaz fotoğrafları daha bir seviyorum. Siyah-beyaz severleri de düşünün biraz :) Lütfen
January 15th, 2010 at 20:03
Çok geçmiş olsun. bana da 5 yaşındayken araba çarpmıştı. o gece ki hastane deneyimimden sonra önce sola sonra sağa sonra tekrar sola bakmanın önemini anlamıştım. demek ki yaşa göre hayat dersleri de farklılık gösteriyor :D birşey olmamasına sevindim. fotoğraflarsa çok güzel. ellerine sağlık.
January 21st, 2010 at 18:05
Geçmiş olsun diyorum öncelikle… Tam da mola verdiğiniz dönemde keşfettim blogunuzu hemen arşivi dolaştım ve çok beğendim :)) Şimdi yeni postlarla döndüğünüzü görmek güzel. Ters ışık fotograflar bayıldım bu arada
January 27th, 2010 at 16:26
Kazada ölseymişin, rahmetlinin son resimleri diyecekmişizdi :D
March 26th, 2010 at 12:04
lan olm ne yalancısın..!!! bu çekimler sana ait deil…!!
March 26th, 2010 at 18:25
Ufak da olsa bir delil ile beraber gelince daha keyifli oluyor böyle şeyler :( Mesela “bu çekimler sana deyil Muzaffer’e ait, işte de isbatı!” filan gibi destekleyici bir şeyden bahsediyorum.
March 26th, 2010 at 18:37
Arkadaş algıda zorluk çekmiş sanırım fotoğraflarını görünce Sayın Meren. Bundan sonra fotoğraflarının altına not olarak; “Fotoğraflarım, bazı beyinlerde kalıcı hasara yol açabilir hatta saçmalatabilir!” ibaresi koy da bakmadan önlemini alsın insanlar :)
March 26th, 2010 at 19:22
Destek olmak için yazdığınızı biliyorum, gerçekten çok teşekkür ederim ama böyle şeyler demenin crow’a bir faydası yok :)
Bana gelene kadar ne fotoğrafçılar var (yerimi biliyorum), dolayısıyla hepsini iltifat olarak addediyor ve fazla üzerinde durmadan bir kenara koyuyorum (crow’un dedikleri de buna dahil) ;)
March 28th, 2010 at 07:42
[...] Trafik Kazası Geçirip Modellerle Çalışmak [...]
October 22nd, 2010 at 11:09
Meren, burda bir yerlerde daha önce gördüğümü düşündüğüm fakat şimdi bulamadığım bir link var.Hani çeşitli lenslerle çekilmiş fotoğrafları ve aralarındaki farkı gösteren bi’şeylerdi sanırım. Hatırladın mı? Bulursan o linki mail atar mısın?