<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Comments on: Geez Magazine</title>
	<atom:link href="http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/</link>
	<description>Işık, gölge, vesaire..</description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Feb 2012 10:12:36 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
	<item>
		<title>By: A. Murat Eren</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/comment-page-1/#comment-1783</link>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2009 19:34:38 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meren.org/blog/?p=365#comment-1783</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Bu bağğlamda merak ettiğim bir şey var Murat bey; Yayınlamak isteyen dergi crop yapmak istediğini izin alırken size bildirdi mi?&lt;/blockquote&gt;

Aslında hayır, bana bu konuda bir şey sormadılar. Fakat dergi yayıncılığının kolay bir şey olmadığını, bazen zaman kısıtları yüzünden insanların insiyatif kullanmak zorunda kalabileceklerini filan hesaba katarak bu duruma anlayış göstermeye karar verdim :) Fakat normalde böyle bir durumda izin alınması daha doğru olur diye düşünüyorum.

Bu arada siz hatırlatınca gidip baktım o eleştiriye (başkaları da bakmak isterse &lt;a href=&quot;http://www.fotokritik.com/274649&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;bu sayfada&lt;/a&gt; KemalGul isimli kullanıcının eleştirisi), eleştiren kişinin fotoğraftan bir şeylerin &lt;i&gt;silinmesini&lt;/i&gt; salık vermesi ve ardından insanların takındığı tutum çok şaşırtıcı gerçekten (mesela Koray olsa kendini tutamayıp terbiyesiz bir yanıt yazar sonra da siteden atılırdı).

Fotokritik&#039;te benzer bir öneriye sert tepki gösteren birisinin, bir derginin önerilen şeyin bir benzerini yapmasına sakin yaklaşıyor olması saçma duyuluyor, biliyorum. Bu farkın sebebi üzerine düşününce aklıma iki şey geldi. Birincisi fotoğraftan &quot;bir şey silmek&quot; ile fotoğrafı kesmek arasında bir fark var bence (ilki hoşuma gitmiyor ve itici geliyor, ikincisini ise lens&#039;lerimi takıp çıkarırken zaten optik yollarla yapıyorum bir anlamda (yani bu fotoğrafı 17mm ile değil 22mm ile çekse idim dergide basılan halini çekmiş olacaktım bir nevi (bu &quot;fotoğraftan bir şey silmek/fotoğrafa bir şey eklemek yanlıştır&quot; dediğim anlamına gelmesin, sadece ben sevmiyorum))). İkincisi ise sanırım o olayda KemalGul&#039;ün cesaretine biraz sinir olmuşum :)


Selamlar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bu bağğlamda merak ettiğim bir şey var Murat bey; Yayınlamak isteyen dergi crop yapmak istediğini izin alırken size bildirdi mi?</p></blockquote>
<p>Aslında hayır, bana bu konuda bir şey sormadılar. Fakat dergi yayıncılığının kolay bir şey olmadığını, bazen zaman kısıtları yüzünden insanların insiyatif kullanmak zorunda kalabileceklerini filan hesaba katarak bu duruma anlayış göstermeye karar verdim :) Fakat normalde böyle bir durumda izin alınması daha doğru olur diye düşünüyorum.</p>
<p>Bu arada siz hatırlatınca gidip baktım o eleştiriye (başkaları da bakmak isterse <a href="http://www.fotokritik.com/274649" rel="nofollow">bu sayfada</a> KemalGul isimli kullanıcının eleştirisi), eleştiren kişinin fotoğraftan bir şeylerin <i>silinmesini</i> salık vermesi ve ardından insanların takındığı tutum çok şaşırtıcı gerçekten (mesela Koray olsa kendini tutamayıp terbiyesiz bir yanıt yazar sonra da siteden atılırdı).</p>
<p>Fotokritik&#8217;te benzer bir öneriye sert tepki gösteren birisinin, bir derginin önerilen şeyin bir benzerini yapmasına sakin yaklaşıyor olması saçma duyuluyor, biliyorum. Bu farkın sebebi üzerine düşününce aklıma iki şey geldi. Birincisi fotoğraftan &#8220;bir şey silmek&#8221; ile fotoğrafı kesmek arasında bir fark var bence (ilki hoşuma gitmiyor ve itici geliyor, ikincisini ise lens&#8217;lerimi takıp çıkarırken zaten optik yollarla yapıyorum bir anlamda (yani bu fotoğrafı 17mm ile değil 22mm ile çekse idim dergide basılan halini çekmiş olacaktım bir nevi (bu &#8220;fotoğraftan bir şey silmek/fotoğrafa bir şey eklemek yanlıştır&#8221; dediğim anlamına gelmesin, sadece ben sevmiyorum))). İkincisi ise sanırım o olayda KemalGul&#8217;ün cesaretine biraz sinir olmuşum :)</p>
<p>Selamlar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Ata Haluk Enacar</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/comment-page-1/#comment-1782</link>
		<dc:creator>Ata Haluk Enacar</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2009 19:04:09 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meren.org/blog/?p=365#comment-1782</guid>
		<description>Fotoğrafı hobi olarak edinmeye(edindim mi bilemiyorum) karar verdiğim günlerde fotokritik adı verilmiş ama eleştirinin unutulduğu sitede görmüştüm bu fotoğrafı ilk.   Fotoğrafa baktım.  Bana düşündürdüklerini kelimelere dökmek zor geldi, hissettirdiğini ortaya koymakla yetindim.  

Tek kelime ile;

&quot;Nefis&quot;

Aradan geçen sürede fotoğraf baz alındığında kaç arpa boyu yol aldım bilmiyorum ama gene aynı kelimeyi kullanabilirim hiç düşünmeden.

Gene o fotoğrafın altında ikilemde kaldığım bir başka konu olmuştu;

Yorumlayanlardan biri &quot;Pencerenin çerçevelerini görmesem daha iyi olurdu&quot; türünden Fk üstünde çok yapılan türde ve ezbere bir görüş gelmişti.  O noktada fotoğraf sahibinin yani sizin çok da takdir ettiğim bir cevabı geldi; &quot; Fotoğrafı nasıl görmek istiyorsam öyle çektim&quot; ana fikirli. 

Bu bağğlamda merak ettiğim bir şey var Murat bey;  Yayınlamak isteyen dergi crop yapmak istediğini izin alırken size bildirdi mi?

Saygı ve Sevgilerimle</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Fotoğrafı hobi olarak edinmeye(edindim mi bilemiyorum) karar verdiğim günlerde fotokritik adı verilmiş ama eleştirinin unutulduğu sitede görmüştüm bu fotoğrafı ilk.   Fotoğrafa baktım.  Bana düşündürdüklerini kelimelere dökmek zor geldi, hissettirdiğini ortaya koymakla yetindim.  </p>
<p>Tek kelime ile;</p>
<p>&#8220;Nefis&#8221;</p>
<p>Aradan geçen sürede fotoğraf baz alındığında kaç arpa boyu yol aldım bilmiyorum ama gene aynı kelimeyi kullanabilirim hiç düşünmeden.</p>
<p>Gene o fotoğrafın altında ikilemde kaldığım bir başka konu olmuştu;</p>
<p>Yorumlayanlardan biri &#8220;Pencerenin çerçevelerini görmesem daha iyi olurdu&#8221; türünden Fk üstünde çok yapılan türde ve ezbere bir görüş gelmişti.  O noktada fotoğraf sahibinin yani sizin çok da takdir ettiğim bir cevabı geldi; &#8221; Fotoğrafı nasıl görmek istiyorsam öyle çektim&#8221; ana fikirli. </p>
<p>Bu bağğlamda merak ettiğim bir şey var Murat bey;  Yayınlamak isteyen dergi crop yapmak istediğini izin alırken size bildirdi mi?</p>
<p>Saygı ve Sevgilerimle</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: A. Murat Eren</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/comment-page-1/#comment-1781</link>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2009 18:59:12 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meren.org/blog/?p=365#comment-1781</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;‘iletisim kurmak hayal’ vurgunuza ‘iletisim bir ihtimal’ diye kendi duzeltmemi yapip :) bir katki saglar belki diye paylasmak istedim…&lt;/blockquote&gt;

Okudum, bitti :) Teşekkürler. Güzel yazmış Bilge Karasu. Fakat beni en çok etkileyen okuyacakların belki de onbinde birinin işine yarayacak bir metni kaleme almakta gösterdiği sabır oldu :)

Nitekim burada yazanları anlayabilecek kişiler zaten bunları kendi kendine keşfetmiş ve bunlar üzerinde düşünmüş kişiler arasından çıkacaktır bence. Hayatın bu üzünç detaylarından bi&#039; haber yaşama başarısı gösterenlere ise bu metnin pek bir şey vaad ettiğini sanmıyorum: eğer insanlar üzerinde daha önce düşünmedikleri şeyleri başkalarının düşüncelerinden yola çıkarak idrak edebilecek, anlatan kişinin anlamalarını istediği şekilde anlayıp değerlendirebilecek olsalardı, onca filozofa ev sahipliği yapmış bu gezegenin bu yaşında Bilge Karasu halâ insan iletişiminin en temel sorunlarından birisini tartışıyor olmaz, daha önce defalarca kaleme alınmış bir konuyu farklı kelimelerle yeniden kaleme almazdı muhtemelen :)

Selamlar, saygılar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>‘iletisim kurmak hayal’ vurgunuza ‘iletisim bir ihtimal’ diye kendi duzeltmemi yapip :) bir katki saglar belki diye paylasmak istedim…</p></blockquote>
<p>Okudum, bitti :) Teşekkürler. Güzel yazmış Bilge Karasu. Fakat beni en çok etkileyen okuyacakların belki de onbinde birinin işine yarayacak bir metni kaleme almakta gösterdiği sabır oldu :)</p>
<p>Nitekim burada yazanları anlayabilecek kişiler zaten bunları kendi kendine keşfetmiş ve bunlar üzerinde düşünmüş kişiler arasından çıkacaktır bence. Hayatın bu üzünç detaylarından bi&#8217; haber yaşama başarısı gösterenlere ise bu metnin pek bir şey vaad ettiğini sanmıyorum: eğer insanlar üzerinde daha önce düşünmedikleri şeyleri başkalarının düşüncelerinden yola çıkarak idrak edebilecek, anlatan kişinin anlamalarını istediği şekilde anlayıp değerlendirebilecek olsalardı, onca filozofa ev sahipliği yapmış bu gezegenin bu yaşında Bilge Karasu halâ insan iletişiminin en temel sorunlarından birisini tartışıyor olmaz, daha önce defalarca kaleme alınmış bir konuyu farklı kelimelerle yeniden kaleme almazdı muhtemelen :)</p>
<p>Selamlar, saygılar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Arzu F. Gungor</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/comment-page-1/#comment-1779</link>
		<dc:creator>Arzu F. Gungor</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2009 17:29:05 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meren.org/blog/?p=365#comment-1779</guid>
		<description>Merhaba,
&#039;iletisim kurmak hayal&#039; vurgunuza &#039;iletisim bir ihtimal&#039; diye kendi duzeltmemi yapip :) bir katki saglar belki diye paylasmak istedim...

(Bir zamanlar uye oldugum bir yazisma grubunda bir anlasmazlik uzayip gidince gundeme ilac olur umuduyla Bilge Karasu&#039;dan asagidaki denemeyi her gun birer sayfa dizip dizip arkadaslara yollamaya basladimdi, bu birlesmis hali..hem yayincisindan izinsiz paylasiyorum, hem de turkce karaktersiz dizmistim, yazarinin dil konusunda ne kadar titiz bir insan oldugunu da dusununce bu nedenler biraz yuzumu kizartiyor ama, &#039;kitabi edinin, kaynagindan okuyun arkadaslar!&#039; onerisi yapilabilir belki bahanesi ile :))

&lt;a href=&quot;http://www.metiskitap.com/scripts/catalog/book.asp?id=978&quot; title=&quot;http://www.metiskitap.com/scripts/catalog/book.asp?id=978&quot; rel=&quot;nofollow&quot;&gt;http://www.metiskitap.com/scripts/catalog/book.asp?id=978&lt;/a&gt;

izmir&#039;den selamlar,
Arzu F. Gungor

&lt;b&gt; iLETiSiMiN GUCLUKLERi UZERiNE YERLi YERSiZ SOZLER&lt;/b&gt; 
(Bilge KARASU/ &#039;Ne Kitapsiz Ne Kedisiz&#039;/Metis Yayinlari)

Saglam belledigimiz birtakim temel &quot;dusunceler&quot;imiz vardir; yillar boyu
dusunce, inanc, bilgi yapilarimizi bu temeller uzerine kurar dururuz.

Ama bunlarin da altinda, &quot;dusuncemsi&quot; adini vermekten baska cikar yol
bulamadigim birtakim ogeler var saniyorum. Bu &quot;dusuncemsi&quot;leri anlatmak icin
soyle diyecegim: Bunlar, bilgilerimizin, inanc ya da dusuncelerimizin
temelini olusturdugunu bildigimiz ana dusunceler degil; ulasilmasi kolay
sayilabilecek bu bildiklerimizin de altinda yatan, o temellerin temeli olan
birtakim ogelerdir. Dusunsel davranislarimizi en cok belirledikleri zaman
bile varligini usumuzdan gecirmedigimiz, &quot;kendimiz&quot;den ayirt etmedigimiz,
dusunus bicimimizi eselemeyi is edinmedikce belki bir yasam boyu farkina
varmayacagimiz birtakim ana gerecler; ham topraktan secilmesi guc, parca
parca birtakim cekirdekler...

*

Yasadikca, gorup gecirdikce, bunlari once sezmege, sonra da, azar azar,
secmege baslayabiliriz. Bunlari biraz daha iyi kavramaya calisinca da,
saglam sanip uzerine, o gune degin neler neler kurdugumuz temellerin, yer
yer, sarsildigini duymamiza sasmamali. O &quot;neler neler&quot;i kurarken
okumuslugumuzun, dusunmuslugumuzun, aydinligimizin en incelmis yontemlerini,
tekniklerini, aletlerini kullanmis, isi saglam tutmusuzdur ya, bunlarin en
altindakini, yani kendimizden ayirt edemedigimizi arastirmak, usumuzun
kosesinden bile gecmemistir cogu zaman. Ansizin, o saglamliklarin altinda,
dayanagini kolay kolay bulamayacagimiz birtakim cocukca &quot;kesinlik&quot;ler,
nereden edindigimizi kestiremeyecegimiz birtakim &quot;ilksel&quot; kavramlar buluruz
karsimizda. (Nasil yurudugumuzu, nasil soluk aldigimizi, basariyla(?),
eksiksizce(?) anlayip anlatabilir miyiz? Yurumemiz bozulunca, solumamiz
guclesince farkina vardigimiz birtakim seyler vardir. &quot;Dusuncemsi&quot;lerin
farkina varmak icin de, galiba, kimi islerliklerin aksamasi gerekiyor.)

&quot;Baska turlu dusunmek olanaksiz&quot; diyerek boguntular gecirdigimiz bir anda,
karsimizdaki baska turlu dusunebiliyor, soyleyebiliyorsa; bu baska turluluk
de, &quot;dusunce ayriligi&quot; diyebilecegimiz her seyin cok otesinde, bizim
dusunemedigimiz bir &quot;bulus&quot; olmanin cok otesinde, &quot;dusunulmesi olanaksiz&quot;
demekten baska bir sey bulamadigimiz bir bicimde ortaya cikiyorsa, bu
sarsilmayi, dagilmayi yasiyoruz, donakaliyoruz demektir.


*
Dil, yeni kavram obeklerini, degisen yasami, degisen &#039;dunyaya-bakis&#039;lari,
elbette, soyler olacaktir; dil bu yeniliklere de, degisiklere de yetissin,
onlari da kusatsin, icine alsin diye ugrasilacaktir (degisik duzeylerde,
degisik bicimlerde); ama bu arada dilin varolan kaliplarina uyarlanan yeni
ogelerde ufak ufak birtakim degisiklikler olacak, dilin kaliplari da bunlara
gore genislerken, ufak ufak birtakim degisikliklere ugrayacaktir.

Bu surec dile ozgu degil elbet. Dilde olup bitenlere, ayrintilara inerek,
bakacagimiz yer de degil burasi. Ama bu surecin temel anlamini kavramamiz
gerekir ki oteye gecebilelim. Dilin, dilin yarattigi bir dunyayi-kavrama
biciminin, yeni ogeleri etkilemesi, onlari belli bir dilin acisindan dile
getirilir kilmasi kadar, dilin de bu yeni ogelerin etkisiyle, bir olcude,
degisiklige ugramasi, surekli olarak goz onunde tutulmali sanirim. Ancak,
yeni ogeler gitgide buyuyen, genisleyen kavram cerceveleri ya da yasanti
yorumlari bicimini aldikca, yani dusunce dili, sanat dili gibi ozel
alanlarda devinilmeye baslandikca, soylem ozellestikce, bildigimiz kaliplar,
yapilar yetmemeye baslar.

Gucluk de burada baslar.

*

&#039;Tadina varmak&#039;, karsilastirmalar yapabilmektir, tarih bilmektir. Nerelerden
nerelere geldigini bildigimiz bir dil, hangi dunyayi dile getirmekle
baslayip bugune nasil ulastigini, bugun hangi dunyayi ne olcude dile
getirmekte oldugunu bildigimiz bir dildir. Hangi cerceveyi, cerceveleri dile
getirmekte basarili oldugunu bildigimiz bir dil. Hangi cerceveyi iletmekte
daha az basarili oldugunu, hangi cerceveye yabanci kaldigini, ilgi
gostermedigini-ya da, kalmis, gostermemis gorundugunu-bildigimiz bir dil...

Turkcenin kimi seyi dile getirmekte gucsuz (sinirli, basarisiz, olanaktan
yana yoksul v.b.) oldugunu soyleyen &#039;akli basinda&#039; aydinlarimiz o kadar da
az degildir. (&#039;Akli basinda&#039; olmayanlarla &#039;bilisiz&#039;leri hic katmayalim
hesabimiza.) Bu cesit savlar, Turkceyi sevenleri incitir. Savi ortaya
atanlarin da, incinenlerin de yanildigini, soyleyebiliriz: Turkce, yeterince
gelisememis, ya da, sevdigimiz icin kendisinden umudu kesmeye kiyamadigimiz
bir delikanli degildir ki!

Ama biraz baska bir acidan dusunulurse, savi ortaya atanlar da hakli
gorulebilir, incinenler de: Berikiler, su anda, Turkcenin anlatim
olanaklarinin (belli bir erek-soylem acisindan) yetersiz oldugu gozleminde
bulunuyorsa, hakli olabilir; otekiler de incinebilir cunku Turkcenin
yetersizligi gozlemlenip soylemekle ortadan kalkmaz; bu yetersizligin
giderilmesine calisilmasi gerekir. Yetersizligi gordugu halde bunu yeterlige
donusturmek icin ugrasmayan kisi bu isle kimi &#039;gorevlendirmektedir&#039; acaba?
Sorulmaz mi bu soru?

Dili durmadan kurmak zorundayiz. Yasamla, dusunceyle surekli bir etkilesim
icinde olan, var ettigimiz, bizi var eden bu araci, durgu durak bilmeden
kurmak zorundayiz. Bilmek ile yetinemememiz de bundan.

Dil yalniz bir kurallar dizgesi, daha dogrusu, belli kurallar uyarinca
olusmus bir dizge degildir; bir esneklikler dizgesidir de: Bu esneklikler,
kurallarin yanisira gelismis bir &#039;kacamaklar&#039; dizisi degil, bu kurallarin
obur yuzudur, bu kurallarin getirdigi olanaklardir. Kurallar bilinebilir,
esneklikler ise arastirilabilir, aranir, bulunur. Her bulus yeni bir kural
ogesi olustururken yeni bir olanak hazirlar. Kurmak dedigimiz, islemek
dedigimiz, bu!

Ama bunu soylersek, ardindan bircok sey daha soylememiz gerekecektir.


Anlama kaliplarinin (anlam-sinirlarinin) alabildigine zorlandigi,
zenginlestirildigi cagimizda (*) sanat alani, ozellikle soz sanatlari alt
alani, insani saskina ceviren bir cesitlilik gosteriyor. Genellikle gunluk
konusma diline oldukca yakin gorunen bir yazi dili, en degisik gorusler
adina benzesen, en benzesen gorusler adina da sovusen kiliklara girebiliyor;
belirsizligi azaltma cabasi, bir yanda, az yaygin sozcugu arayip bulma
sonucunu verirken, bir yanda yayginligi olcusunde belirsizlikle &#039;yuklu&#039;
sozcugun kullanimi, yaniltici bir &#039;anlama rahatligi&#039; sagliyor. Genellikle
alt-yazin adi verilen bir yazi turleri toplulugu, bir yandan alabildigine
hosgoruyle karsilaniyor, bir yandan da &#039;yazin&#039;in yerini almak icin her
olanaktan -cogu zaman saldirganca- yararlaniyor. Bir boluk okur, gitgide
daralan vakitler icerisinde &#039;zahmetsizce&#039; okumak isteyenlerin safina
katilmak durumunda kalirken, uyarilmaktan kacinmanin kisir dongusune
kapilirken, dilini birkac deyimle birkac yuzu asmayan sozcuge indirgerken,
yaraticilik adina (zaman zaman yayginlasan, birkac hafta ya da ay icerisinde
eskitilesiye de birkac anlam degistiren) &#039;yeni&#039; deyimlerle yetinirken,
anlayamadigi yazilarin, metinlerin cogalmasi karsisinda kizginliktan baska
bir sey duymuyorsa sasmamali. Buna karsilik bir baska boluk okur, anlam
sorunlarinin cetinliginden habersiz, terimleri gunluk dile aktariyor, acik,
belirsizligi giderilmis bir soylem kurabildigi duygusu icinde iletisimi,
neredeyse bosalmis kaliplarla yurutmeye cabaliyor. insanlarin
&#039;anlamadiklarini bilmeleri ama anlama yolunda hicbir caba harcamamalari&#039;
durumu ile, &#039;hic anlasamadiklarini anlamamalari, buna karsilik
karsilarindakini anladiklarina, kendilerinin de karsilarindaki insanlara
apacik seyler soylediklerine sarsilmaz bir inanc beslemeleri&#039; durumu
karsikarsiya getirildiginde, kotuler arasindan en az kotusu diye hangisini
secmeli ki?

(*) Kimi cagin, ozellikle, bu niteligi tasimis
oldugunu saniyorum; gene de sunu eklemeli: tarih boyunca kimi cagin anlama
cabasina olaganustu onem vermis oldugunu dusunduren ipuclari kendi cagimizin
bir kurmacasi degilse...



*


insanin duyup dusunebilecegi, dile getirmek, yani iletmek isteyebilecegi
seyler, cok cesitli.

Bunlari iletmek, yani baskasinin da kavrayabilecegi, anlayabilecegi kaliplar
icerisine sokmak cabasinda, bilineni secmek kadar esnekliklerin sagladigi
olanaklardan yararlanma yollarinin yaratma ya da ogrenmenin de buyuk yer
tuttugunu, er gec gorur, anlariz.

Daha iyi bir verici olmak da ogrenilen bir sey, daha iyi bir alici olmak
da...ilettigimizi daha iyi kurmak, iletileni daha iyi acmak, anlamlandirmak,
elbette ogrenilmek ister, caba gostermege hazir olmamizi gerektirir.

Verici, iletisini, kendi secimini, ayiklamasini yaptiktan sonra verir.
iletisini alacak bir alicinin bulundugunu varsayarak... Alici da, secimini
yaparak, ayiklayarak alacaktir iletileni.

Her ileti, alici olabilecek herkese yoneltilmis degildir. Her alici her
iletiyi almak zorunda degildir; almak olanagini da bulamaz zaten.

Her iletinin yorumu, cozumu, acimi, ayni bicimde, ayni tutumla yapilmaz.
Alici olarak, cok degisik vericilerin ilettigini anlayabilmek icin
yontemlerimizi cesitlendirmek, esnek kilmak, her duruma uydurmak zorundayiz.

imdi, zorlandigimiz zaman, dile getirme ya da anlama cabamizda bir engele,
bir sinira dayandigimizi duydugumuz zaman, dilin sinirlarindan
(sinirliligindan, sinirli olanaklarindan, baska dillere oranla
yoksullugundan) ya da vericinin (soyleyenin, yazanin) beceriksizliginden
(bilgisizliginden, kafasindaki karisikliktan, kotu niyetinden (**) ) soz
edebiliriz. Sucu, once, &#039;baskalari&#039;nda arayanlardan olabiliriz. Blli bir
anda, belli bir yerde hakli olabiliriz de boyle dusunmekle...Sucu once
kendinde arayanlardan olabiliriz; &#039;ben beceremiyorum&#039;, &#039;ben anlayamiyorum&#039;
diyenlerden olabiliriz. Bu durumda da hakli olabiliriz elbet, belli bir
anda, belli bir yerde...

Ama ille de suc arayacak yerde, dile getirmek ya da anlamak icin neler
yapabilecegini dusunenlerden, arastiranlardan da olabiliriz; bu yol da var
cunku...Elimizdeki aletleri, bilgileri kullanir, yetmedikleri yerde yeni
aletler gelistirmege, yeni bilgiler edinmeye calisiriz; dusunebildigimiz
herseyi denedikten sonra da engeli asamiyorsak &#039;dile getiremedim&#039; deriz,
anlayamadim&#039; deriz. Verici ya da alici olarak basari gosteremedigimizi
soyleriz. Bir oyunu kurallarinca oynamis ama kazanamamis
gibi...Gerceklenmeyen &#039;temel&#039; varsayimlarin aciligi olmayacaktir bu
basarisizlikta. Olsa olsa soyle bir sonuca variriz: &#039;Sinirli olan, engel
yaratan, dil degil, vericinin kafasi; metin degil, alicinin kafasi...&#039; Bizim
dile getiremedigimizi bir baskasi dile getirebilir, bizim anlyamadigimizi
bir baskasi anlayabilir. Cok gorulmustur bu; biraz tarih bilmek yeter.

1982

(**)&#039;Kotu niyet&#039; tasima suclamalari, cogu zaman,
karsimizdakini beceriksizlikle suclama anlamina gelir. &#039;Kotu niyet&#039;, ancak
fark edilmedigi zaman etkili olur. karsimizdakinin &#039;kotu niyet&#039;li oldugunu
anliyorsaniz, ya beceriksizdir, bu kotu niyeti gizlemeyi basaramamistir,
aliklik etmistir; ya da, sizin capinizi kestirememistir ki, ayni kapiya
cikar...)

BiLGE KARASU
------------------</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba,<br />
&#8216;iletisim kurmak hayal&#8217; vurgunuza &#8216;iletisim bir ihtimal&#8217; diye kendi duzeltmemi yapip :) bir katki saglar belki diye paylasmak istedim&#8230;</p>
<p>(Bir zamanlar uye oldugum bir yazisma grubunda bir anlasmazlik uzayip gidince gundeme ilac olur umuduyla Bilge Karasu&#8217;dan asagidaki denemeyi her gun birer sayfa dizip dizip arkadaslara yollamaya basladimdi, bu birlesmis hali..hem yayincisindan izinsiz paylasiyorum, hem de turkce karaktersiz dizmistim, yazarinin dil konusunda ne kadar titiz bir insan oldugunu da dusununce bu nedenler biraz yuzumu kizartiyor ama, &#8216;kitabi edinin, kaynagindan okuyun arkadaslar!&#8217; onerisi yapilabilir belki bahanesi ile :))</p>
<p><a href="http://www.metiskitap.com/scripts/catalog/book.asp?id=978" title="http://www.metiskitap.com/scripts/catalog/book.asp?id=978" rel="nofollow">http://www.metiskitap.com/scripts/catalog/book.asp?id=978</a></p>
<p>izmir&#8217;den selamlar,<br />
Arzu F. Gungor</p>
<p><b> iLETiSiMiN GUCLUKLERi UZERiNE YERLi YERSiZ SOZLER</b><br />
(Bilge KARASU/ &#8216;Ne Kitapsiz Ne Kedisiz&#8217;/Metis Yayinlari)</p>
<p>Saglam belledigimiz birtakim temel &#8220;dusunceler&#8221;imiz vardir; yillar boyu<br />
dusunce, inanc, bilgi yapilarimizi bu temeller uzerine kurar dururuz.</p>
<p>Ama bunlarin da altinda, &#8220;dusuncemsi&#8221; adini vermekten baska cikar yol<br />
bulamadigim birtakim ogeler var saniyorum. Bu &#8220;dusuncemsi&#8221;leri anlatmak icin<br />
soyle diyecegim: Bunlar, bilgilerimizin, inanc ya da dusuncelerimizin<br />
temelini olusturdugunu bildigimiz ana dusunceler degil; ulasilmasi kolay<br />
sayilabilecek bu bildiklerimizin de altinda yatan, o temellerin temeli olan<br />
birtakim ogelerdir. Dusunsel davranislarimizi en cok belirledikleri zaman<br />
bile varligini usumuzdan gecirmedigimiz, &#8220;kendimiz&#8221;den ayirt etmedigimiz,<br />
dusunus bicimimizi eselemeyi is edinmedikce belki bir yasam boyu farkina<br />
varmayacagimiz birtakim ana gerecler; ham topraktan secilmesi guc, parca<br />
parca birtakim cekirdekler&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Yasadikca, gorup gecirdikce, bunlari once sezmege, sonra da, azar azar,<br />
secmege baslayabiliriz. Bunlari biraz daha iyi kavramaya calisinca da,<br />
saglam sanip uzerine, o gune degin neler neler kurdugumuz temellerin, yer<br />
yer, sarsildigini duymamiza sasmamali. O &#8220;neler neler&#8221;i kurarken<br />
okumuslugumuzun, dusunmuslugumuzun, aydinligimizin en incelmis yontemlerini,<br />
tekniklerini, aletlerini kullanmis, isi saglam tutmusuzdur ya, bunlarin en<br />
altindakini, yani kendimizden ayirt edemedigimizi arastirmak, usumuzun<br />
kosesinden bile gecmemistir cogu zaman. Ansizin, o saglamliklarin altinda,<br />
dayanagini kolay kolay bulamayacagimiz birtakim cocukca &#8220;kesinlik&#8221;ler,<br />
nereden edindigimizi kestiremeyecegimiz birtakim &#8220;ilksel&#8221; kavramlar buluruz<br />
karsimizda. (Nasil yurudugumuzu, nasil soluk aldigimizi, basariyla(?),<br />
eksiksizce(?) anlayip anlatabilir miyiz? Yurumemiz bozulunca, solumamiz<br />
guclesince farkina vardigimiz birtakim seyler vardir. &#8220;Dusuncemsi&#8221;lerin<br />
farkina varmak icin de, galiba, kimi islerliklerin aksamasi gerekiyor.)</p>
<p>&#8220;Baska turlu dusunmek olanaksiz&#8221; diyerek boguntular gecirdigimiz bir anda,<br />
karsimizdaki baska turlu dusunebiliyor, soyleyebiliyorsa; bu baska turluluk<br />
de, &#8220;dusunce ayriligi&#8221; diyebilecegimiz her seyin cok otesinde, bizim<br />
dusunemedigimiz bir &#8220;bulus&#8221; olmanin cok otesinde, &#8220;dusunulmesi olanaksiz&#8221;<br />
demekten baska bir sey bulamadigimiz bir bicimde ortaya cikiyorsa, bu<br />
sarsilmayi, dagilmayi yasiyoruz, donakaliyoruz demektir.</p>
<p>*<br />
Dil, yeni kavram obeklerini, degisen yasami, degisen &#8216;dunyaya-bakis&#8217;lari,<br />
elbette, soyler olacaktir; dil bu yeniliklere de, degisiklere de yetissin,<br />
onlari da kusatsin, icine alsin diye ugrasilacaktir (degisik duzeylerde,<br />
degisik bicimlerde); ama bu arada dilin varolan kaliplarina uyarlanan yeni<br />
ogelerde ufak ufak birtakim degisiklikler olacak, dilin kaliplari da bunlara<br />
gore genislerken, ufak ufak birtakim degisikliklere ugrayacaktir.</p>
<p>Bu surec dile ozgu degil elbet. Dilde olup bitenlere, ayrintilara inerek,<br />
bakacagimiz yer de degil burasi. Ama bu surecin temel anlamini kavramamiz<br />
gerekir ki oteye gecebilelim. Dilin, dilin yarattigi bir dunyayi-kavrama<br />
biciminin, yeni ogeleri etkilemesi, onlari belli bir dilin acisindan dile<br />
getirilir kilmasi kadar, dilin de bu yeni ogelerin etkisiyle, bir olcude,<br />
degisiklige ugramasi, surekli olarak goz onunde tutulmali sanirim. Ancak,<br />
yeni ogeler gitgide buyuyen, genisleyen kavram cerceveleri ya da yasanti<br />
yorumlari bicimini aldikca, yani dusunce dili, sanat dili gibi ozel<br />
alanlarda devinilmeye baslandikca, soylem ozellestikce, bildigimiz kaliplar,<br />
yapilar yetmemeye baslar.</p>
<p>Gucluk de burada baslar.</p>
<p>*</p>
<p>&#8216;Tadina varmak&#8217;, karsilastirmalar yapabilmektir, tarih bilmektir. Nerelerden<br />
nerelere geldigini bildigimiz bir dil, hangi dunyayi dile getirmekle<br />
baslayip bugune nasil ulastigini, bugun hangi dunyayi ne olcude dile<br />
getirmekte oldugunu bildigimiz bir dildir. Hangi cerceveyi, cerceveleri dile<br />
getirmekte basarili oldugunu bildigimiz bir dil. Hangi cerceveyi iletmekte<br />
daha az basarili oldugunu, hangi cerceveye yabanci kaldigini, ilgi<br />
gostermedigini-ya da, kalmis, gostermemis gorundugunu-bildigimiz bir dil&#8230;</p>
<p>Turkcenin kimi seyi dile getirmekte gucsuz (sinirli, basarisiz, olanaktan<br />
yana yoksul v.b.) oldugunu soyleyen &#8216;akli basinda&#8217; aydinlarimiz o kadar da<br />
az degildir. (&#8216;Akli basinda&#8217; olmayanlarla &#8216;bilisiz&#8217;leri hic katmayalim<br />
hesabimiza.) Bu cesit savlar, Turkceyi sevenleri incitir. Savi ortaya<br />
atanlarin da, incinenlerin de yanildigini, soyleyebiliriz: Turkce, yeterince<br />
gelisememis, ya da, sevdigimiz icin kendisinden umudu kesmeye kiyamadigimiz<br />
bir delikanli degildir ki!</p>
<p>Ama biraz baska bir acidan dusunulurse, savi ortaya atanlar da hakli<br />
gorulebilir, incinenler de: Berikiler, su anda, Turkcenin anlatim<br />
olanaklarinin (belli bir erek-soylem acisindan) yetersiz oldugu gozleminde<br />
bulunuyorsa, hakli olabilir; otekiler de incinebilir cunku Turkcenin<br />
yetersizligi gozlemlenip soylemekle ortadan kalkmaz; bu yetersizligin<br />
giderilmesine calisilmasi gerekir. Yetersizligi gordugu halde bunu yeterlige<br />
donusturmek icin ugrasmayan kisi bu isle kimi &#8216;gorevlendirmektedir&#8217; acaba?<br />
Sorulmaz mi bu soru?</p>
<p>Dili durmadan kurmak zorundayiz. Yasamla, dusunceyle surekli bir etkilesim<br />
icinde olan, var ettigimiz, bizi var eden bu araci, durgu durak bilmeden<br />
kurmak zorundayiz. Bilmek ile yetinemememiz de bundan.</p>
<p>Dil yalniz bir kurallar dizgesi, daha dogrusu, belli kurallar uyarinca<br />
olusmus bir dizge degildir; bir esneklikler dizgesidir de: Bu esneklikler,<br />
kurallarin yanisira gelismis bir &#8216;kacamaklar&#8217; dizisi degil, bu kurallarin<br />
obur yuzudur, bu kurallarin getirdigi olanaklardir. Kurallar bilinebilir,<br />
esneklikler ise arastirilabilir, aranir, bulunur. Her bulus yeni bir kural<br />
ogesi olustururken yeni bir olanak hazirlar. Kurmak dedigimiz, islemek<br />
dedigimiz, bu!</p>
<p>Ama bunu soylersek, ardindan bircok sey daha soylememiz gerekecektir.</p>
<p>Anlama kaliplarinin (anlam-sinirlarinin) alabildigine zorlandigi,<br />
zenginlestirildigi cagimizda (*) sanat alani, ozellikle soz sanatlari alt<br />
alani, insani saskina ceviren bir cesitlilik gosteriyor. Genellikle gunluk<br />
konusma diline oldukca yakin gorunen bir yazi dili, en degisik gorusler<br />
adina benzesen, en benzesen gorusler adina da sovusen kiliklara girebiliyor;<br />
belirsizligi azaltma cabasi, bir yanda, az yaygin sozcugu arayip bulma<br />
sonucunu verirken, bir yanda yayginligi olcusunde belirsizlikle &#8216;yuklu&#8217;<br />
sozcugun kullanimi, yaniltici bir &#8216;anlama rahatligi&#8217; sagliyor. Genellikle<br />
alt-yazin adi verilen bir yazi turleri toplulugu, bir yandan alabildigine<br />
hosgoruyle karsilaniyor, bir yandan da &#8216;yazin&#8217;in yerini almak icin her<br />
olanaktan -cogu zaman saldirganca- yararlaniyor. Bir boluk okur, gitgide<br />
daralan vakitler icerisinde &#8216;zahmetsizce&#8217; okumak isteyenlerin safina<br />
katilmak durumunda kalirken, uyarilmaktan kacinmanin kisir dongusune<br />
kapilirken, dilini birkac deyimle birkac yuzu asmayan sozcuge indirgerken,<br />
yaraticilik adina (zaman zaman yayginlasan, birkac hafta ya da ay icerisinde<br />
eskitilesiye de birkac anlam degistiren) &#8216;yeni&#8217; deyimlerle yetinirken,<br />
anlayamadigi yazilarin, metinlerin cogalmasi karsisinda kizginliktan baska<br />
bir sey duymuyorsa sasmamali. Buna karsilik bir baska boluk okur, anlam<br />
sorunlarinin cetinliginden habersiz, terimleri gunluk dile aktariyor, acik,<br />
belirsizligi giderilmis bir soylem kurabildigi duygusu icinde iletisimi,<br />
neredeyse bosalmis kaliplarla yurutmeye cabaliyor. insanlarin<br />
&#8216;anlamadiklarini bilmeleri ama anlama yolunda hicbir caba harcamamalari&#8217;<br />
durumu ile, &#8216;hic anlasamadiklarini anlamamalari, buna karsilik<br />
karsilarindakini anladiklarina, kendilerinin de karsilarindaki insanlara<br />
apacik seyler soylediklerine sarsilmaz bir inanc beslemeleri&#8217; durumu<br />
karsikarsiya getirildiginde, kotuler arasindan en az kotusu diye hangisini<br />
secmeli ki?</p>
<p>(*) Kimi cagin, ozellikle, bu niteligi tasimis<br />
oldugunu saniyorum; gene de sunu eklemeli: tarih boyunca kimi cagin anlama<br />
cabasina olaganustu onem vermis oldugunu dusunduren ipuclari kendi cagimizin<br />
bir kurmacasi degilse&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>insanin duyup dusunebilecegi, dile getirmek, yani iletmek isteyebilecegi<br />
seyler, cok cesitli.</p>
<p>Bunlari iletmek, yani baskasinin da kavrayabilecegi, anlayabilecegi kaliplar<br />
icerisine sokmak cabasinda, bilineni secmek kadar esnekliklerin sagladigi<br />
olanaklardan yararlanma yollarinin yaratma ya da ogrenmenin de buyuk yer<br />
tuttugunu, er gec gorur, anlariz.</p>
<p>Daha iyi bir verici olmak da ogrenilen bir sey, daha iyi bir alici olmak<br />
da&#8230;ilettigimizi daha iyi kurmak, iletileni daha iyi acmak, anlamlandirmak,<br />
elbette ogrenilmek ister, caba gostermege hazir olmamizi gerektirir.</p>
<p>Verici, iletisini, kendi secimini, ayiklamasini yaptiktan sonra verir.<br />
iletisini alacak bir alicinin bulundugunu varsayarak&#8230; Alici da, secimini<br />
yaparak, ayiklayarak alacaktir iletileni.</p>
<p>Her ileti, alici olabilecek herkese yoneltilmis degildir. Her alici her<br />
iletiyi almak zorunda degildir; almak olanagini da bulamaz zaten.</p>
<p>Her iletinin yorumu, cozumu, acimi, ayni bicimde, ayni tutumla yapilmaz.<br />
Alici olarak, cok degisik vericilerin ilettigini anlayabilmek icin<br />
yontemlerimizi cesitlendirmek, esnek kilmak, her duruma uydurmak zorundayiz.</p>
<p>imdi, zorlandigimiz zaman, dile getirme ya da anlama cabamizda bir engele,<br />
bir sinira dayandigimizi duydugumuz zaman, dilin sinirlarindan<br />
(sinirliligindan, sinirli olanaklarindan, baska dillere oranla<br />
yoksullugundan) ya da vericinin (soyleyenin, yazanin) beceriksizliginden<br />
(bilgisizliginden, kafasindaki karisikliktan, kotu niyetinden (**) ) soz<br />
edebiliriz. Sucu, once, &#8216;baskalari&#8217;nda arayanlardan olabiliriz. Blli bir<br />
anda, belli bir yerde hakli olabiliriz de boyle dusunmekle&#8230;Sucu once<br />
kendinde arayanlardan olabiliriz; &#8216;ben beceremiyorum&#8217;, &#8216;ben anlayamiyorum&#8217;<br />
diyenlerden olabiliriz. Bu durumda da hakli olabiliriz elbet, belli bir<br />
anda, belli bir yerde&#8230;</p>
<p>Ama ille de suc arayacak yerde, dile getirmek ya da anlamak icin neler<br />
yapabilecegini dusunenlerden, arastiranlardan da olabiliriz; bu yol da var<br />
cunku&#8230;Elimizdeki aletleri, bilgileri kullanir, yetmedikleri yerde yeni<br />
aletler gelistirmege, yeni bilgiler edinmeye calisiriz; dusunebildigimiz<br />
herseyi denedikten sonra da engeli asamiyorsak &#8216;dile getiremedim&#8217; deriz,<br />
anlayamadim&#8217; deriz. Verici ya da alici olarak basari gosteremedigimizi<br />
soyleriz. Bir oyunu kurallarinca oynamis ama kazanamamis<br />
gibi&#8230;Gerceklenmeyen &#8216;temel&#8217; varsayimlarin aciligi olmayacaktir bu<br />
basarisizlikta. Olsa olsa soyle bir sonuca variriz: &#8216;Sinirli olan, engel<br />
yaratan, dil degil, vericinin kafasi; metin degil, alicinin kafasi&#8230;&#8217; Bizim<br />
dile getiremedigimizi bir baskasi dile getirebilir, bizim anlyamadigimizi<br />
bir baskasi anlayabilir. Cok gorulmustur bu; biraz tarih bilmek yeter.</p>
<p>1982</p>
<p>(**)&#8217;Kotu niyet&#8217; tasima suclamalari, cogu zaman,<br />
karsimizdakini beceriksizlikle suclama anlamina gelir. &#8216;Kotu niyet&#8217;, ancak<br />
fark edilmedigi zaman etkili olur. karsimizdakinin &#8216;kotu niyet&#8217;li oldugunu<br />
anliyorsaniz, ya beceriksizdir, bu kotu niyeti gizlemeyi basaramamistir,<br />
aliklik etmistir; ya da, sizin capinizi kestirememistir ki, ayni kapiya<br />
cikar&#8230;)</p>
<p>BiLGE KARASU<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: A. Murat Eren</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/comment-page-1/#comment-1768</link>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2009 21:41:35 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meren.org/blog/?p=365#comment-1768</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Bir fotoğraf dergisinde yazı da olmalı. Sadece fotoğraflardan ibaret bir dergi bence hakiki bir fotoğraf dergisi değildir, iz gibi.&lt;/blockquote&gt;

Aynı fikirdeyim.. Bu gelen dergi önerileri üzerinden bir yazı yazacağım, yeni öneri geldikçe de genişleteceğim. Belki böylece herkes bilmediği, takip edilmeye değer bir-iki ekstra derginin varlığını öğrenir zaman içerisinde. Benim gibi dergi cahili insanlar için de bir hazine olur :)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Bir fotoğraf dergisinde yazı da olmalı. Sadece fotoğraflardan ibaret bir dergi bence hakiki bir fotoğraf dergisi değildir, iz gibi.</p></blockquote>
<p>Aynı fikirdeyim.. Bu gelen dergi önerileri üzerinden bir yazı yazacağım, yeni öneri geldikçe de genişleteceğim. Belki böylece herkes bilmediği, takip edilmeye değer bir-iki ekstra derginin varlığını öğrenir zaman içerisinde. Benim gibi dergi cahili insanlar için de bir hazine olur :)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: bizans</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/comment-page-1/#comment-1761</link>
		<dc:creator>bizans</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2009 07:16:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meren.org/blog/?p=365#comment-1761</guid>
		<description>&quot;Geniş Açı&quot; dergisini hala okuyorum. Daha önce dikkat etmediğim ayrıntıları keşfediyorum. Fotoğraf konusunda en iyi Türkçe içerik Geniş Açı&#039;daydı. Türkçe daha iyi bir dergi göremedim daha. İngilizce olarak ise 8 dergisinin üstüne dergi tanımıyorum. Bir fotoğraf dergisinde yazı da olmalı. Sadece fotoğraflardan ibaret bir dergi bence hakiki bir fotoğraf dergisi değildir, iz gibi. Colors ise yerinde bir tespit olarak fotoğraf dergisi değil fakat iyi bir dergi. Kimi sayıları vasat kimi sayıları harika. 

Bir de çok beğendiğim OjodePez var: http://www.ojodepez.org/cgi/php/index.php?lg=en

Imago&#039;yu unutmayayım, dolu dolu bir dergi: http://www.fotofo.sk/imago/

Exit dergisi (bir keresinde Nazif Topçuoğlu&#039;nun bir işini kapak yapmıştı): http://www.exitmedia.net/prueba/eng/index.php</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Geniş Açı&#8221; dergisini hala okuyorum. Daha önce dikkat etmediğim ayrıntıları keşfediyorum. Fotoğraf konusunda en iyi Türkçe içerik Geniş Açı&#8217;daydı. Türkçe daha iyi bir dergi göremedim daha. İngilizce olarak ise 8 dergisinin üstüne dergi tanımıyorum. Bir fotoğraf dergisinde yazı da olmalı. Sadece fotoğraflardan ibaret bir dergi bence hakiki bir fotoğraf dergisi değildir, iz gibi. Colors ise yerinde bir tespit olarak fotoğraf dergisi değil fakat iyi bir dergi. Kimi sayıları vasat kimi sayıları harika. </p>
<p>Bir de çok beğendiğim OjodePez var: <a href="http://www.ojodepez.org/cgi/php/index.php?lg=en" rel="nofollow">http://www.ojodepez.org/cgi/php/index.php?lg=en</a></p>
<p>Imago&#8217;yu unutmayayım, dolu dolu bir dergi: <a href="http://www.fotofo.sk/imago/" rel="nofollow">http://www.fotofo.sk/imago/</a></p>
<p>Exit dergisi (bir keresinde Nazif Topçuoğlu&#8217;nun bir işini kapak yapmıştı): <a href="http://www.exitmedia.net/prueba/eng/index.php" rel="nofollow">http://www.exitmedia.net/prueba/eng/index.php</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Koray Löker</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/comment-page-1/#comment-1756</link>
		<dc:creator>Koray Löker</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2009 19:57:53 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meren.org/blog/?p=365#comment-1756</guid>
		<description>Ben geçen gün &quot;düzgün dergi bulmak istiyorum&quot; diye twit edince, o twit&#039;in facebook&#039;taki yansımasına bir arkadaşım yanıt yazıp &quot;Fotoğraf dergisi değil, ama taş çıkarır&quot; diye Colors&#039;u önermiş. Fotoğraf dergisi kavramını nasıl algıladığımızı tanımlamak da önemli. Ben fotoğraf gördüğüm değil, Barthes okurken yaşadığım duygular gibi, kafamı kurcalayacak, gözümün önünde canlanan ya da canlanamayan yüzünden beni peşinden koşturacak bir şeyler &quot;okuyabileceğim&quot; bir &quot;fotoğraf dergisi&quot; de arıyorum. (hiç yok değil, ama aramanın sonu da yok) yapalım bir liste gerçekten...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Ben geçen gün &#8220;düzgün dergi bulmak istiyorum&#8221; diye twit edince, o twit&#8217;in facebook&#8217;taki yansımasına bir arkadaşım yanıt yazıp &#8220;Fotoğraf dergisi değil, ama taş çıkarır&#8221; diye Colors&#8217;u önermiş. Fotoğraf dergisi kavramını nasıl algıladığımızı tanımlamak da önemli. Ben fotoğraf gördüğüm değil, Barthes okurken yaşadığım duygular gibi, kafamı kurcalayacak, gözümün önünde canlanan ya da canlanamayan yüzünden beni peşinden koşturacak bir şeyler &#8220;okuyabileceğim&#8221; bir &#8220;fotoğraf dergisi&#8221; de arıyorum. (hiç yok değil, ama aramanın sonu da yok) yapalım bir liste gerçekten&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: A. Murat Eren</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/comment-page-1/#comment-1754</link>
		<dc:creator>A. Murat Eren</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2009 16:52:56 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meren.org/blog/?p=365#comment-1754</guid>
		<description>&lt;blockquote&gt;Çok güzel dergiler çıkıyor, bazılarının kapaklarını çerçeveletip duvara asmak istiyorum (http://www.lacan.com/covers2.htm veya http://www.foto8.com/home/content/blogcategory/20/171/).&lt;/blockquote&gt;

foto8.com&#039;un eight isimli dergisini çok beğendim. Herkes varsa takip ettiği dergileri, neden beğendiğini filan yazsa, bir referans noktası oluştursak diye düşündüm. Belki sırf bununla ilgili bir günlük girdisi yazmak daha yerinde olur. &quot;Takip edilesi fotorğaf dergileri&quot; diye mesela, yanlarında da açıklamaları olur..

&lt;blockquote&gt;Sanat en hakiki iletişim yollarından biri, ancak dil ile aynı sıkıntıyı ve güzelliği yaşıyor.&lt;/blockquote&gt;

Bunun sebepleri hakkında bazı fikirlerim var aslında. Fakat bu fikirlerimi paylaşmaya çalışmam, 200-300 kelime ile sınırlı günlük kelime haznesine ve onun kabiliyetine benzer esaslar ile vücut bulup karşımıza çıkan &quot;günlük sanat&quot; kavramına girip önce onu tanımlamamı gerektireceğinden ve bunun da konunun bir hayli dallanıp budaklanmasına sebep olacağından ötürü bu işi şimdilik erteleyeyim diyorum :) Zaten çok kişiyi sinirlendirme hakkımı önceki yazımda kullandım, biraz kredi biriktireyim şimdilik :p

Bu arada fotoğraf ile ilgili iltifatlardan ötürü teşekkür ederim :)

&lt;blockquote&gt;Zira konstrüktüvist psikolojik terminolojide ilişkilerin ilişkilerle olan ilişkileri bile konu edilirken, acaba insan mükemmel iletişimi kunabilmek için yeterli donanıma sahip değil midir sorusunu da soruyorum..&lt;/blockquote&gt;

Enteresan bir bakış açısı, DeadSea. Belki de gerçekten gerekli donanıma *henüz* sahip değiliz.. Sonuçta insanın gelişimi tarihine baktığımız zaman iletişim kurma yetisi diğer temel kabiliyetlerden daha genç olan, daha sonra ortaya çıkmış bir kabiliyet. Dolayısıyla sahip olduğumuz diğer fonksiyonların geldiği noktaya henüz gelmemiştir belki de. Biyolojik enstrümanların evriminin bu tip doğrusal bir ilerleme ortaya koymasını (yani daha sonra ortaya çıkan fonksiyonun daha önce ortaya çıkana göre daha az gelişeceğini) beklemek de tamamen yanlış duyuluyor öte yandan, bilemiyorum. Bu konuda yazılmış çok sağlam makaleler olduğuna eminim.

Yine de iletişim konusunda alacak çoook yolumuz olduğu ve şu anda sahip olduğumuz yöntemlerin yeterli olmaktan çok uzakta olduğu zaten dünyanın şu anki halinden fena halde belli bence. Biz çoktan moleküllerimize ayrışmış olacağız fakat 10.000 yıl sonra dil, sembolik ifade ve iletişimin etkinliği kim bilir nasıl bir noktada olacak.

Yorumlar için çok teşekkürler.

Selamlar.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Çok güzel dergiler çıkıyor, bazılarının kapaklarını çerçeveletip duvara asmak istiyorum (<a href="http://www.lacan.com/covers2.htm" rel="nofollow">http://www.lacan.com/covers2.htm</a> veya <a href="http://www.foto8.com/home/content/blogcategory/20/171/" rel="nofollow">http://www.foto8.com/home/content/blogcategory/20/171/</a>).</p></blockquote>
<p>foto8.com&#8217;un eight isimli dergisini çok beğendim. Herkes varsa takip ettiği dergileri, neden beğendiğini filan yazsa, bir referans noktası oluştursak diye düşündüm. Belki sırf bununla ilgili bir günlük girdisi yazmak daha yerinde olur. &#8220;Takip edilesi fotorğaf dergileri&#8221; diye mesela, yanlarında da açıklamaları olur..</p>
<blockquote><p>Sanat en hakiki iletişim yollarından biri, ancak dil ile aynı sıkıntıyı ve güzelliği yaşıyor.</p></blockquote>
<p>Bunun sebepleri hakkında bazı fikirlerim var aslında. Fakat bu fikirlerimi paylaşmaya çalışmam, 200-300 kelime ile sınırlı günlük kelime haznesine ve onun kabiliyetine benzer esaslar ile vücut bulup karşımıza çıkan &#8220;günlük sanat&#8221; kavramına girip önce onu tanımlamamı gerektireceğinden ve bunun da konunun bir hayli dallanıp budaklanmasına sebep olacağından ötürü bu işi şimdilik erteleyeyim diyorum :) Zaten çok kişiyi sinirlendirme hakkımı önceki yazımda kullandım, biraz kredi biriktireyim şimdilik :p</p>
<p>Bu arada fotoğraf ile ilgili iltifatlardan ötürü teşekkür ederim :)</p>
<blockquote><p>Zira konstrüktüvist psikolojik terminolojide ilişkilerin ilişkilerle olan ilişkileri bile konu edilirken, acaba insan mükemmel iletişimi kunabilmek için yeterli donanıma sahip değil midir sorusunu da soruyorum..</p></blockquote>
<p>Enteresan bir bakış açısı, DeadSea. Belki de gerçekten gerekli donanıma *henüz* sahip değiliz.. Sonuçta insanın gelişimi tarihine baktığımız zaman iletişim kurma yetisi diğer temel kabiliyetlerden daha genç olan, daha sonra ortaya çıkmış bir kabiliyet. Dolayısıyla sahip olduğumuz diğer fonksiyonların geldiği noktaya henüz gelmemiştir belki de. Biyolojik enstrümanların evriminin bu tip doğrusal bir ilerleme ortaya koymasını (yani daha sonra ortaya çıkan fonksiyonun daha önce ortaya çıkana göre daha az gelişeceğini) beklemek de tamamen yanlış duyuluyor öte yandan, bilemiyorum. Bu konuda yazılmış çok sağlam makaleler olduğuna eminim.</p>
<p>Yine de iletişim konusunda alacak çoook yolumuz olduğu ve şu anda sahip olduğumuz yöntemlerin yeterli olmaktan çok uzakta olduğu zaten dünyanın şu anki halinden fena halde belli bence. Biz çoktan moleküllerimize ayrışmış olacağız fakat 10.000 yıl sonra dil, sembolik ifade ve iletişimin etkinliği kim bilir nasıl bir noktada olacak.</p>
<p>Yorumlar için çok teşekkürler.</p>
<p>Selamlar.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: DeadSea</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/comment-page-1/#comment-1752</link>
		<dc:creator>DeadSea</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2009 13:12:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meren.org/blog/?p=365#comment-1752</guid>
		<description>Uzun zamandır bloglarınızı takip ediyorum. Fikirlerimi sunmak bile yetersiz kalıyor açıkçası.. Teşekkürler.

Fotoğrafınız hakikaten, dünyanın değişimdeki huzursuzluğunu ve kararsızlığını kompoze eden somut/soyut çizgilerin doğru ve etkileyici bir şekilde tasarlanmış hali. Dünyanın içinde bulunuğu bu durum, herkesin farkında olduğu ama değişime katkıda bulunamayacağını düşünmesi bence bunda önemli etken. Ancak bir çocuk merakındaki, cesaretindeki ve tecrübesizliğindeki bir algı değişime bu kadar hazır olabilir ve ancak bu tip bir dimağ böyle bir çaba gösterebilir. Kendimizi suçlamalı mıyız, yoksa bir sonraki nesli bu gayrete hazır hale getirmemiz mi gerekmekte.. tabii ki en önemli sorulardan birisi de bu..

Dil konsundaki fikrim sizinle hemen hemen örtüşmekte. Dil iptidaii bir iletişim aracıdır, sembollerin gramatik düzenidir. Doğuştan getirdiğimiz bir kabiliyettir. İnsanın içinde bulunduğu çıkmazın dile addedilmesini açıkçası çok doğru bir çıkarım olarak da görmüyorum. Şunu da iyi düşünmek gerekir ki, sanatın herhangi bir dalı, ve aslında sanatın kendisi, bir dildir. İnsanın mükemmel bir iletişim içerisinde olmasını zaten beklemiyorum. Zira konstrüktüvist psikolojik terminolojide ilişkilerin ilişkilerle olan ilişkileri bile konu edilirken, acaba insan mükemmel iletişimi kunabilmek için yeterli donanıma sahip değil midir sorusunu da soruyorum..

Varoluşçu da düşünseniz, Darwinist de olsanız elbette bu soru çok önemli bir noktada hala ehemmiyetini koruyacaktır..

Bu ilham verici ve bilgilendirici blog yazılarınız çin tekrar teşekkürü bir borç bildiğimi söylemek isterim..</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır bloglarınızı takip ediyorum. Fikirlerimi sunmak bile yetersiz kalıyor açıkçası.. Teşekkürler.</p>
<p>Fotoğrafınız hakikaten, dünyanın değişimdeki huzursuzluğunu ve kararsızlığını kompoze eden somut/soyut çizgilerin doğru ve etkileyici bir şekilde tasarlanmış hali. Dünyanın içinde bulunuğu bu durum, herkesin farkında olduğu ama değişime katkıda bulunamayacağını düşünmesi bence bunda önemli etken. Ancak bir çocuk merakındaki, cesaretindeki ve tecrübesizliğindeki bir algı değişime bu kadar hazır olabilir ve ancak bu tip bir dimağ böyle bir çaba gösterebilir. Kendimizi suçlamalı mıyız, yoksa bir sonraki nesli bu gayrete hazır hale getirmemiz mi gerekmekte.. tabii ki en önemli sorulardan birisi de bu..</p>
<p>Dil konsundaki fikrim sizinle hemen hemen örtüşmekte. Dil iptidaii bir iletişim aracıdır, sembollerin gramatik düzenidir. Doğuştan getirdiğimiz bir kabiliyettir. İnsanın içinde bulunduğu çıkmazın dile addedilmesini açıkçası çok doğru bir çıkarım olarak da görmüyorum. Şunu da iyi düşünmek gerekir ki, sanatın herhangi bir dalı, ve aslında sanatın kendisi, bir dildir. İnsanın mükemmel bir iletişim içerisinde olmasını zaten beklemiyorum. Zira konstrüktüvist psikolojik terminolojide ilişkilerin ilişkilerle olan ilişkileri bile konu edilirken, acaba insan mükemmel iletişimi kunabilmek için yeterli donanıma sahip değil midir sorusunu da soruyorum..</p>
<p>Varoluşçu da düşünseniz, Darwinist de olsanız elbette bu soru çok önemli bir noktada hala ehemmiyetini koruyacaktır..</p>
<p>Bu ilham verici ve bilgilendirici blog yazılarınız çin tekrar teşekkürü bir borç bildiğimi söylemek isterim..</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: bizans</title>
		<link>http://meren.org/blog/2009/03/geez-magazine/comment-page-1/#comment-1748</link>
		<dc:creator>bizans</dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Mar 2009 06:33:18 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.meren.org/blog/?p=365#comment-1748</guid>
		<description>bu fotoğraf zaten müze duvarlarında sergilenecek cinsten bir şaheser, çok seviyorum.
Çok güzel dergiler çıkıyor, bazılarının kapaklarını çerçeveletip duvara asmak istiyorum (http://www.lacan.com/covers2.htm veya http://www.foto8.com/home/content/blogcategory/20/171/).

Sanat en hakiki iletişim yollarından biri, ancak dil ile aynı sıkıntıyı ve güzelliği yaşıyor. Turgut Uyar&#039;ın unutulmaz denemelerinden biri &quot;Çıkmazın güzelliği&quot;nde (1963) aynı endişeyi taşımakla birlikte bir ümit ışığı da görür (şiir kelimesinin olduğu yere dil veya sanat yazarak okuyalım):

&quot;Evet şiir çıkmazda. Çünkü insan çıkmazda. Ama bütün sorun bu çıkmazın bilincine varmakta. Şiirin çıkmazda olmadığını düşünenlerden yana değiliz. Çünkü bu çıkmaz; bilince, bilgiye uygunluğa, çağdaş şiire ve insana yeni bir imkândır.&quot;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>bu fotoğraf zaten müze duvarlarında sergilenecek cinsten bir şaheser, çok seviyorum.<br />
Çok güzel dergiler çıkıyor, bazılarının kapaklarını çerçeveletip duvara asmak istiyorum (<a href="http://www.lacan.com/covers2.htm" rel="nofollow">http://www.lacan.com/covers2.htm</a> veya <a href="http://www.foto8.com/home/content/blogcategory/20/171/" rel="nofollow">http://www.foto8.com/home/content/blogcategory/20/171/</a>).</p>
<p>Sanat en hakiki iletişim yollarından biri, ancak dil ile aynı sıkıntıyı ve güzelliği yaşıyor. Turgut Uyar&#8217;ın unutulmaz denemelerinden biri &#8220;Çıkmazın güzelliği&#8221;nde (1963) aynı endişeyi taşımakla birlikte bir ümit ışığı da görür (şiir kelimesinin olduğu yere dil veya sanat yazarak okuyalım):</p>
<p>&#8220;Evet şiir çıkmazda. Çünkü insan çıkmazda. Ama bütün sorun bu çıkmazın bilincine varmakta. Şiirin çıkmazda olmadığını düşünenlerden yana değiliz. Çünkü bu çıkmaz; bilince, bilgiye uygunluğa, çağdaş şiire ve insana yeni bir imkândır.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

