Pictorialism, Formalism, Modernism…
“Arı fotoğrafçılık, fotoğraf dışındaki herhangi bir sanat dalından türemiş hiç bir tekniği, kompozisyonu ya da fikri sahiplenmemektedir“.
Yukarıdaki cümle, fotoğrafın çeşitli çevrelerce sanat olarak kabul edilmesi için çabalayan erken dönem fotoğrafçılarının çareyi resim gibi görünen fotoğraflar (daha sonra bu akım ‘pictorialism’ (resimsilik?) olarak anılacaktı) çekmekte bulmalarından sıkılan ve fotoğrafın buna ihtiyacı olmadığına inanan Ansel Adams, Edward Weston, Willard Van Dyke ve Imogen Cunningham’ın 1932 yılında kurduğu f/64 isimli grubun manifestosundan alıntı. ‘Arı fotoğrafçılık‘, cümleden anlaşıldığı üzere, kendi kendine yeten fotoğrafı adresliyordu. Daha sonra bir çok fotoğrafçının katılımı ile genişleyen f/64 grubunun yaptığı şey, uzun süre resim etkisi altında kalan fotoğrafın bağımsızlığını ilan etmesi ve ortaya yeni bir sanat dalı olarak çıkmasında bir dönüm noktası idi. Fotoğraf kendi ayakları üzerine doğrulduğunda karşısında formalizmi (biçimcilik) buldu ve o dönemin fotoğrafları yoğun bir şekilde formalizm anlayışının etkisinde değerlendirildi.
Düşünsel anlamda kökleri Plato’ya kadar uzanan ve modern sanatı özellikle 1800′lü yılların sonundan 1960′lara kadar yoğun etkisi altına almış olan formalizm akımı, sanat teorisinde bir çalışmanın artistik değerinin, çalışmanın ortaya çıkarılış yolu (teknik), görselliği ve sunulduğu ortam ile ilintili olduğunu öğretir. Dolayısıyla formalizm, anlatım, bağlam ya da içerikten ziyade renk, şekil, doku gibi kompozisyonel öğeler üzerinde durur. Ayrıca formalizm, bir sanat eseri için gerekli olan her şeyin zaten eserin içerisinde olduğu düşüncesini ön plana çıkarmaktadır; eserin bağlamı, ardındaki hikaye ve tarihi gerçekler, ortaya çıkarılmasındaki gerekçe, ortaya koyan sanatçının hayatı ve düşünceleri gibi nitelikleri değerilmesi esnasında önem derecesi olarak sonraki sıralarda yer alan, ‘ayrıntılardır’. Bu bağlamda örneğin aşağıdaki fotoğraf formalizm bakış açısından çok uzaktadır:
![]() Çocuk Hafızası, Baba |
Formalizm etkisindeki fotoğraf da, fotoğrafın asıl değerini kompozisyon, renk, kontrast, keskinlik, teknik gibi biçimsel özelliklerinin belirlediği görüşü üzerine temellenmişti. Dolayısıyla formalist fotoğraf sanatçılarının, eserleri izleyenleri ile sosyal ya da kültürel bir iletişim kurmak ya da ışığın bir obje üzerine nasıl düştüğü dışında herhangi bir hikayeyi taşımak gibi bir kaygıları yoktu.
Diğer yandan sahneye etkilerini 1900′lü yılların başlarında, endüstri devriminin ardından hissetirmeye başlayan modernizm girer ve formalizm etkisindeki fotoğraf bundan ziyadesiyle etkilenirken, ‘pictorialism’, modernizmin etkisi ile ebediyen yok olur.
Modernizm, kökleri batı medeniyetlerindeki değişimlere dayanan bir anlayışı ifade eder. Bu anlayış teorik olarak ticaretten felsefeye, dinden politikaya kadar gelişimi yavaşlatan ya da durduran her olumsuz etkiyi keşfedip onları yeni, ilerici ve dolayısıyla daha iyi olan ile değiştirmek amacı ile varlığın her yönüyle yeniden değerlendirmesini teşvik eder.
İnsanoğlunun bilimsel bilginin, teknolojinin ya da pratik denemelerin yardımı ile yaratma, geliştirme ve çevresini yeniden şekillendirme gücüne dem vuran modernizm, elbette geri kalan her şey üzerinde olduğu gibi görsel sanatlarda da büyük değişimlere sebep olur; haliyle nispeten genç bir sanat dalı olan fotoğrafın tanımı ve değeri, üzerindeki etkisi formalizden daha baskın hale gelen modernizm anlayışı ile yeniden şekillenir ve değişime uğrar (Modernizm beraberinde güzel sayılabilecek etkilerin yanında kötü sonuçlar doğuran gelişmeleri de getirmiştir. Örneğin modernizm ile kendisine yer bulan ve kendisini her alanda dayatan “form follows function” (”biçim, işlevi takip eder“) anlayışı mimaride ‘işlevsel‘, fakat basma kalıp ve estetikten uzak kutu gibi apartmanların inşa edilmesinin makbul hale gelmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. Politikada ve bilimdeki etkilerini hayal edebilir, isterseniz araştırabilirsiniz. Çok yaygın bir düşünceye göre insanlık tarihinin en büyük ve en köklü değişimlerinden birisi olan modernizm ve onu izleyen dönem dünyayı, içinde insan (ya da hayvan) olmanın pek de keyifli olmadığı bir gezegen haline getirmiştir).
Modernizm, formalizm etkisindeki fotoğraf anlayışını biçimden ziyade öze önem veren bir noktaya çeker. Fotoğraf ortaya çıkarılırken kullanılan yöntemler ikinci plana düşmüş, eser sahibinin izleyici ile kurmak istediği diyalog, aktarmak istediği mesaj modernizm ile beraber ön plana çıkmıştır.
(Böyle bir bölümü “Fotoğrafı Anlamak” projesine eklemeyi düşünüyorum, şu an için taslak sayılır (neticede konu derin, bu konularda hem yanlış olmayan, hem karmaşık olmayan bir şeyler yazmak çok zor), eleştirilerinizi beklerim).





September 19th, 2008 at 16:01
çok güzel açiklamissin fakat fazla teorik ve anlatici olmus. Daha öznel yorumlar eklenebilir diye düsünüyorum.
Ama dedigin gibi konu çok derin..
Nedensellik ilkesiyle ben de derin derin düsündüm durdum.
Sanatta degisik dönemlerin olusmasi, farkli tarzlar ve yeniliklerin yapilmasinin nedeninin
insanlarin tamamen aliskanliklarina bagli olmasi ilginç.
Su ana kadar tüm dünyada yapilmis olan seylere, yani “birikmis bilgiler”e göre sekillenen yaraticiligin
zamana ve yapilanlara bagimli bir mekanizmaya sahip olmasi yani ilginç olan.
Bu da su demek oluyor ki, zamanda yolculuklar yapilsaydi ve sanatciar birbirleriyle tanissalardi ortalik baya bir karisirdi!
(Vivaldi’yle Stockhausen’i ya da Botticelli ile Man Ray’i bir arada görmek isterdim dogrusu.)
Demek ki bu yaraticilik mevzusu, habersiz olsak da dna’miza islenmis sekilde farkli dönemlerde farkli seyler yaratmamizi engelliyor.
Örnegin rönesans döneminde bir ressamin aklina uzun bacakli filler çizmek gelmiyor. :/
Ya da, hiç öyle degil, mesela Bach kendi kendine kaldigi bos zamanlarinda atonal seyler çalip, farkli dünyalar kesfediyor.
O zaman; madem su an bu gelisimin farkindayiz, bundan sonraki yasanacak yüzyillarin sonrasindaki yapilacak isleri de tahmin edebilir ya da üretebiliriz.
Bence zaten su an yapilan da bu. Eskiden farkedilmemis olan teknolojik dünya ve zaman çizelgesindeki sanatin konumunun degisimi su an
daha çabuk benimsenebiliyor ve daha hizli ilerliyor. Hatta örnekle abartacak olursam bu konu kendi kendimle çok sik oynadigim su oyuna benziyor;
“acaba bilmem kaç yil sonra neler icat edilecek ya da falanca ürün en fazla ne kadar gelisebilecek”.
Günümüzde commodore’larin tarih oldugu gibi, yillar sonra modernizm dedigimiz seyin de eskimesi sanat denilen bu garip ve saçma! seyin ne kadar garip ve saçma oldugunu yine gösteriyor.
Ne demis Picasso; “Sanat; gerçegi anlatmak için söylenen bir yalandir”
September 19th, 2008 at 18:31
“çok güzel açiklamissin fakat fazla teorik ve anlatici olmus. Daha öznel yorumlar eklenebilir diye düsünüyorum.”
Biraz daha “öğreten adam” şeysinden çıkarmayı ben de düşünüyorum. Fakat kavram karmaşası yaratmaktan ve her şeyi çorba etmekten korkuyorum. İnsanlardan biraz daha eleştiri toparlayayım, her şey kafamda otursun yeniden ilgileneceğim.
“Su ana kadar tüm dünyada yapilmis olan seylere, yani “birikmis bilgiler”e göre sekillenen yaraticiligin zamana ve yapilanlara bagimli bir mekanizmaya sahip olmasi yani ilginç olan.”
Bu bana da çok ilginç ve hatta aciz geliyor. Öğrenilmiş bilginin ve edinilmiş deneyimin sınırladığı bir yaratıcılık. Bunun dışına çıkmayı başaranlara da baktığında, aslında o kişinin döneminde süregelen, filizlenmiş bir eğilim görüyorsun, bu adam da ses getiren bir eseri ile bu yeni anlayışın bayraktarlığını yapmış oluyor. Madrid’teki sanat müzesinde Dali’nin dönemindeki diğer ressamların, hatta Dali’den önce çizdikleri, Dali’nin aynı olmayan bu resimler ile Dali’nin daha sonradan çizdikleri arasındaki “esinlenme” bağlantısını çok iyi fark edilebildiğini görünce iyice yıkılmıştı hayallerim.
İnsana ait her şey küçük küçük adımlarla ilerleyen bir iterasyonun sonucu. Sanat da dahil buna, bilim de ve hatta din de bence..
September 21st, 2008 at 07:05
Beni de Floransa\\\’daki Uffizi müzesinde hayrete düsûren bir resim vardir,
surada bahsetmistim kendisinden: http://midiyez.blogspot.com/2008/01/aiklayabilirim.html
Diger klasik isa ve meryem portrelerinden ziyade bambaska çagdas bir düsünce ve kompozisyonla yaratilmis bir çalisma.
Dinin zorla dayattigi stilden çok uzak, çok kisisel ve basarili da… Zamaninda o tür isler yapmak kolay olmasa gerek.
Bu zamanlara da bu tür tek tük kalan olmus iste. Gerisi malum…