Roland Barthes: Punctum - Studium…
Barthes’in semiology alanında yaptığı çalışmalar ve ortaya koyduğu düşünceler de, bu alanda çalışma yapan en önemli isimlerden birisi olarak hatırlamasına neden olmuş. Onun semiology ile ilgili çalışmalarına yer veremeyecek olsam da aslında yukarıda adı geçen iki kavram onun bu konudaki düşüncelerinin ve görüşlerinin bizi, yani fotoğraf ile ilgili sadece çekmek ya da sadece hakkında konuşmaktan fazlasını yapmaktan keyif alanları ilgilendiren sonuçlarından birisidir.
Semiology (göstergebilim), işaretler ve semboller üzerine yoğunlaşmış çalışma alanıdır. Bu alanda, işaretler ve sembollerin belirli işaret sistemleri içerisinde nasıl alt anlamları işaret ettiklerine dair çalışmalar yapılır, anlamın nasıl inşa edildiği ve nasıl idrak edildiği incelenir diyebiliriz. Gerçekten engin bir konudur ve insanın işaretler ve semboller altında düşünce inşa süreçlerini aydınlatmak gibi ütopik bir amacı kendisine yakıştıran insanların omuzları üstünde yükselmektedir.
Bu arada düşünce demişken, ben kulunuzun düşünce ile ilgili düşüncelerini yazdığı şu yazısına isterseniz bir göz atabilrsiniz. Okuyun diye demiyorum, bir ara orada yazanları fotoğraf ile harmanlayıp Barthes imitasyonu bir insan kesilecek ve bu konuda bir şeyler karalayacak bir insan olarak haber vereyim, kaynak göstereyim dedim ;)
Barthes’in 1980 yılında yazmış olduğu, içinde Punctum ve Studium kavramları ortaya attığı Camera Lucida isimli 120 sayfalık küçük kitabı halâ, akademik çevrelerce fotoğraf teorisi ve fotoğraf kritiği konularında yapılmış yüzyılın en önemli çalışmalardan birisi olarak değerlendiriliyor.
Konumuzla ilgisi olmayan fakat bu yoğunlukta bir ilgiye maruz kalmış bir diğer kitap ise Susan Sontag isimli deli bir ablamızın 1977 yılında yazdığı On Photography isimli kitap. Henüz okumadım, fakat çok fazla tartışılan bir kitap. Kimilerinin “fotoğrafa yapılan büyük bir hakaret” dedikleri bu kitap için kimi başkalarının “fotoğrafın mihenk taşlarından birisi” dediğine şahit oldum. Susan Sontag kesinlikle ilgiyi hak ediyor benim gözümde, bizi ilgilendiren kitabını okuduktan sonra bir yorum yazarım, fakat bu hanımefendinin diğer kitaplarının adına bakınca insan nasıl bir düşünce insanı ile karşı karşıya olduğunu kolayca anlayabiliyor: “Illness as Metaphor”, “AIDS and Its Metaphors”, “Regarding the Pain of Others” .. Gel de hastası olma. Her neyse, hala takip eden varsa konumuza dönelim.
Barthes bir fotoğrafçı olmadığı gibi fotoğraf konusunda teknik bir birikime de sahip birisi olmamış hiç bir zaman. Camera Lucida’da da, tamamen kendi kişisel bakış açısı ile fotoğrafın ne olduğunu ve kendisine hissettirdiğini tartışarak irdeler. Fakat bu durum, fotoğraf teorisine kazandırdığı iki kavram ile fotoğraf üzerine çalışan insanların kafasını karıştırmaya ve onları derinlemesine etkilemesine engel olmaz. Meşhur bir söz vardır, “Suyu kim icad etti bilmiyorum, fakat balıklar olmadığına eminim” diye. Her neyse. Kitap bir çok kişinin tekrar ettiği üzere her fotoğraf insanının okuması gereken bir kitaptır.
Kimilerinizin “hocam bu yazının amacı kitabın reklamını mı yapmak yoksa şu lanet olası Punctum ile Stadyum’dan mı bahsetmek allansen?” diyerek huysuzlandığını tahmin ettiğimden dolayı konuya giriyorum. Önce Studium ve Punctum’un neler olduğunu tanımlayayım, sonra ne yapacağımı düşünürüm.
Öncelikle Barthes’e göre Punctum ve Studium fotoğraf içerisinde aynı anda bulunan, fakat birbirlerinden tamamen bağımsız ve birbirlerine uzak iki kavramdır.
Studium, fotoğraf içerisinde hangi anlamların yer aldığını anlama, anlamlar arasındaki benzerlikleri ve ilişkileri araştırıp onları kendi bakış açımıza göre değerlendirip fotoğrafı anlamlandırma isteğimizden dolayı hemen hemen her fotoğrafa gösterebileceğimiz ilgiyi anlatır. Yani Studium, inceleme, irdeleme, yorumlama, kafa yorma ve bunların ardından elde edilenler sonucunda fotoğraftaki bir şeye ilgi duymayı, fotoğrafa anlam kazandırma sürecini ifade eder. Studium, fotoğrafın semiolojik (göstergebilimsel) bir incelemesini, fotoğraf içerisindeki simgeler ve semboller ile anlamlar arasında analojiler kurmaya dayalı fikir yürütmeyi kapsar. Örneğin bir fotoğrafın incelenmesi sonucu bulunan her türlü politik, kültürel, tarihi, estetik ya da teknik anlam ve bunlara istinaden yapılan yorum Studium kapsamındadır ve fotoğrafa verilen her türlü tepkinin temelinde “daha önceki bilgilere dayalı anlam bindirme” olayı yatar. Fotoğrafçı ile fotoğraf izleyicisi aynı paydada buluşabilir. Fotoğrafçının fotoğrafa dahil ettiği mesaj izleyici tarafından hemen ve doğru şekilde ortaya çıkarılabilir ya da bunun gerçekleşmesini hızlandırmak için ek bir açıklama ya da spesifik bir bilgi sahibi olmak gerekiyor da olabilir.
Punctum, ise fotoğrafın içerisinden beklenmedik şekilde çıkan ve aniden kişiselleştirilen anlamdır. Barhes Punctum’dan fotoğrafın içinden çıkıp sizi delip geçen anlam olarak bahseder. Bu anlamı barındıran obje fotoğraftaki herhangi bir şey olabileceği gibi bir fotoğraf içinde bu anlamı izleyiciye veren hiç bir şey de olmayabilir. Punctum tamamen kişisel ve açıklanamasına gerek olmayan bir etkidir. Punctum’u analiz edip etkinin sebebini anlamaya çalışmak zaten Studium’a girmeye başlar. Punctum izleyiciyi delip geçen bir esrardır, bir nevi fotoğrafın büyüsüdür. Punctum bence fotoğrafın içerisine gizlenmiş, geldiğini gördüğünüzde çok geç kaldığınız bir yumruktur, bu yumruğu size patlatan fotoğrafların ise sizin için yeri ayrıdır. Punctum tamamen izleyiciye özel bir şey olduğu için bir fotoğraf içerisinde onun varlığı fotoğrafçının insiyatifi dahilinde değildir. Punctum izleyici için sarsıcıdır, fakat bir fotoğrafı sevmek için içinde Punctum ile karşılaşmış olmak gerekmez.
Şimdi bir kaç örnek vermeye çalışacağım.
Örneğin aşağıdaki fotoğrafı inceleyeip, altında yazan görüşleri ortaya çıkarmak Studium’a doğru bir örnektir (Fotoğraf Erdal Kınacı’ya, naçizane yorum bendenize ait, bu fotoğrafı çok çok beğenmeme rağmen benim Punctum olarak tabir edebileceğim bir şey yoktu içerisinde):
“Fotoğrafın başköşesinde oturan çocuğun, Rönesans dönemi sanat eserleri içerisinde -Hristiyan’lar için ayrı bir önemi bulunan şarabın özü olması nedeni ile de- kendine sıkça yer bulan üzüm meyvesini tutuyor oluşu ve bir heykeli andıran aristokrat estetiği ile, mütevazi üst başı ve sakinlerinden birisi olduğu, samimiyet ve misafirperverliğin simgesi Anadolu evi arasında etkileyici bir kontrast söz konusu. Bize “Sanat için sanat” anlayışını anımsatan bu dönemin değer gören simgelerinden birisi olan üzümün yenmiş ve çöplerinin beyhude şekilde ortalığa saçılmış olması da ayrı bir espiri.
Ayrıca bu ironiye dayalı çocuk karakterinin, Mısır tanrıçalarınca güzelliğin, asaletin ve özgürlüğün simgesi haline getirilmiş ve uzun yıllar boyu saygı görmüş olan, Hristiyanlığın yayılmaya başlaması ile beraber ise uğursuz olduğu ortaya atılan kara kedilerden birisine sahip olması ve onunla aynı evi paylaşması da ayrıca dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı”
Öte yandan aşağıdaki fotoğrafta benim için bir Punctum mevcuttur ve o da sol üst köşedeki ağaçtır (Bu güzel Haydarpaşa Tren Garı fotoğrafı A. Selman Nur‘a ait). Elbette Barthes’in Camera Lucida’da bir hata olduğunu itiraf etmesine rağmen yapmaya çalıştığı gibi bu ağacın benim üzerimdeki Punctum etkisinin nedenlerini irdelemeye çalışmayacağım :)

Söylenecek pek çok şey olmasına rağmen yazıyı daha fazla uzatmamak adına burada kesiyorum, belki daha sonra bu konunun devamı niteliğinde bir şeyler karalayabilrim.




October 22nd, 2006 at 22:46
Tamda Barthes’in Camera Lucida’sini okurken,hatta ardindan biraz Barthes uzerine arastirma yapacakken yine benden once ve de hizli davrandiniz biraz kiskanclikla beraber kendimi tutamadim ek bilgiler icin tesekkurler simdi biraz daha anlamli okumaya devam edebilirim sanirim..
tanla..
October 24th, 2006 at 01:22
“Tamda Barthes’in Camera Lucida’sini okurken,hatta ardindan biraz Barthes uzerine arastirma yapacakken yine benden once ve de hizli davrandiniz“
Güzel bir rastlantı olmuş :) Bir sonraki hedefim de Susan Sontag, haber vermiş olayım :) Size de tavsiye ederim, çok değişik bir kişiye benziyor.
Barthes ile ilgili sizin de kendinize özgü bir hissiyatınız oluşacaktır muhtemelen araştırırken, ben fazla araştırabildiğimi söyleyemeyeceğim. Bu beyefendi hakkında bilmediğim pek çok şey olduğunu hissediyorum. Madem siz de araştırıyorsunuz, rastladığınız detayları daha sonradan paylaşırsınız belki :)
Selamlar.
October 25th, 2006 at 13:47
Yazınızda adımın geçmesi beni çok sevindirdi :) Bunu bildireyim, bu ve diğer güzel yazılar için bir de buradan teşekkür edeyim dedim :)
Bir de yazıyı okurken şöyle bir soru takıldı aklıma:
“Punctum tamamen izleyiciye özel bir şey olduğu için bir fotoğraf içerisinde onun varlığı fotoğrafçının insiyatifi dahilinde değildir.” demişsiniz.
Peki, fotoğrafçı fotoğrafı çekerken bir nesnenin potansiyel “punctum”luğunu farkedip, o nesneyi “bu da bu fotoğrafın punctum’u olur belki” diye yerleştiremez mi fotoğrafa? Nihayetinde bu kişisel bir durum olsa da, insanların etkileneceği tahmin edilen, ancak konu ile direk bir alakası olmayacak objelerin fotoğrafçı tarafından kadraj içerisine bilinçli bir şekilde alınması da mümkün gibi geliyor bana. Yani yüzde yüzlük bir “punctum” yakalama hadisesinden bahsedemesek de, fotoğrafçı “ben bu objeyi potansiyel punctum olsun diye koydum fotoğrafa” diyebilir sanki.
Bir de çok önemi olmasa gözünüzden kaçmış diye haber vereyim, üçüncü kutucuğunuzun sondan üçüncü satırında “kolayca”yı “koyalca” yazmışsınız :)
Selamlar.
October 25th, 2006 at 14:05
Merhabalar efendim,
“Peki, fotoğrafçı fotoğrafı çekerken bir nesnenin potansiyel “punctum”luğunu farkedip, o nesneyi “bu da bu fotoğrafın punctum’u olur belki” diye yerleştiremez mi fotoğrafa?“
Fotoğraf çekerken böyle şeyler düşünüyor muyuz bilmiyorum.
Fakat fotoğrafçının, izleyicinin karşılaştığında mantıklı bir açıklama getiremeyecek seviyede etkilenme olasılığı olan, fazladan bir şeyleri fotoğraf karesine dahil etmeyi düşünmesi, getirisi pek yüksek olacak bir çaba gibi duyulmuyor kulağa bence. Acaba “o zaman 8mm. fish eye ile çektiğimiz ve içinde neredeyse ve kabaca ‘her şey’ olan fotoğraflarda, herkes etkilenecek bir şeyler bulabilirdi” diye mantık yürütebilir miyiz, bilmiyorum. Sonuçta fotoğrafın konusu içindeki tutuarlılık ve onun fotoğraf içindeki yoğunluğu da önemli tabi. Seçtiğimiz kadraj ile asıl sağlamaya çalıştığımız şey zaten bu tutarlılıktan doğan anlatım gücü değil mi zaten? Bence, fotoğrafta gereksiz olan her şey bir risktir aynı zamanda.. Hiç bir mantığa dayanmayan kişisel hisleri ortaya çıkarsın diye ekstra bir şeyleri dahil etmek, bir amaç olduğunda bu yüzden başarısız olacak bir şey gibi duyuluyor bana.
Bilemiyorum, özetle dediğiniz şey mantıklı. Bu gerçekten yapılabilir ya da insan kendi fotoğrafına baktığında “bu tam punctumluk ayol, kesin birilerini vuracak” diyebilir belki. Fakat mümkün olup olmadığını denemek lazım :)
Şu “koyalca”yı da düzelteyim :)
Selamlar.
October 26th, 2006 at 11:00
Bana fotoğrafı “puctum”la bezemeye çalışmak teoride mümkün, pratikte pek işlemeyecek gibi göründü. Her şeyden önce punctumum bu kadar kişiye özel bir şey olması, fotoğrafçının punctum etkisi yaratsın diye dahil ettiği herhangi bir öğenin izleyici tarafından hiç farkedilmemesi ile dahi sonuçlanabilir. Kimin neyi nasıl algılayacağına ilişkin bir kural olmadığı için, Meren senin dediğin gibi potansiyel punctum diye fotoğrafa belli bir öğeyi dahil edip fotoğrafı kalabalıklaştırmak riskli ve biraz “kasış” gibi geliyor bana :)
Bu arada A. Selman Nur’un fotoğrafında benim punctumum arkadaki sis idi. Ve senin yazdıklarını okuyana kadar ağacın farkına dahi varmamıştım :)
October 27th, 2006 at 12:20
Hazir Barthesi okurken bende ek bilgilerde bulunayim..”Bir fotografi gorebilmek icin en iyisi bir baska yana bakmak, yada gozleri kapamaktir.” yani bu anlamda punctium ilk gozumuze carpan olmaktan cok gozlerimizi kapadiktan sonra ortaya cikandir “susmak, gozlerimi kapamak, ayrintinin kendi ahengiyle etkin bilince yukselmesine izin vermek”..Genelde kadraj icerisindeki bir nesne olabilecegi gibi ufak detay demek daha dogru olur..fotografla bagdastiramadigin bilinmeyen bir seyde olabilir..Barthes buna ornek olarak bir fotograf vermis,fotograftaki punctiumu tam aciklayamamakla beraber fotograftaki bilinmeyen bir seyin onu tuttugunu belirtiyor..
En sevdigim cumlesi yazamdan gecemicem: Yasam kucuk yalnizlik darbelerinden olusur…
tanla..
October 27th, 2006 at 16:56
ÖNCELİKLE;
Ben bu kitabın türkçeye çevrilmediğini, herkesin ingilizcesinden okuduğunu vs. sanıyordum. Oysa varmış. E üzerine bu kadar şey okuduktan, konuştuktan sonra esas kitabı okumamak olmaz herhalde. İlk fırsatta alıp okumaya niyetlendim, ama o “ilk fırsat” ne zaman gelir, bilemiyorum :)
SONRALIKLA;
Haklısınız :)
Bir müddet düşününce kafa karışıklığımın aslında “studium’un çarpıcı öğeleri” ile “punctum”u karıştırmakla karıştırmamak arasında gidip gelen halimden kaynaklandığını farkettim :)
Mesela son cevapta anonymous’un dediği “punctium ilk gozumuze carpan olmaktan cok gozlerimizi kapadiktan sonra ortaya cikandir” sözünü önce çok beğenip, güzel bir tanım olmuş dedim. Fakat hemen sonra farkettim ki, gözleri kapadıktan sonra ortaya çıkacak şey, studium’un çarpıcı herhangi bir öğesi de olabilir. Hatta çok büyük ihtimalle bu olacaktır. Dolayısıyla punctum’un, “studium’un bir parçası olmaması” gerektiği gibi önemli bir şeyi gözardı etmiş olabilirim.
Dolayısıyla, haklısınız, konuya-hikayeye herhangi bir katkısı olmayacak bir şeyi fotoğrafa almak pek mantıklı bir davranış değil :)
Son olarak, bu son dediklerimde haklılık payı varsa mesela, Duygu hanımın “benim punctumum” diye sahiplendiği “sis” için, “o bir punctum değil, studium’un bir parçası” diyerek itiraz edebilir miyiz? :)
October 27th, 2006 at 18:26
Evet Tanla’nın söyledikleri pek doğru. Fotoğraf içinde “işte şu” diye gösterilecek bir şey olmayabilir Punctum, Barthes Bey’in tanımına istinaden.
“Son olarak, bu son dediklerimde haklılık payı varsa mesela, Duygu hanımın “benim punctumum” diye sahiplendiği “sis” için, “o bir punctum değil, studium’un bir parçası” diyerek itiraz edebilir miyiz? :)“
Elbette itiraz edebiliriz. Fakat pek yerinde olmaz. Duygu Hanım ile Selman Bey’in vizyonu ve birikimi birbirinden o kadar farklıdır ki, örneğin, Selman Bey fotoğraftaki diğer unsurlar ile sis arasında bir bağıntı kurup sise fotoğraf içerisindeki rolü itibarı ile bir anlam yükleyebiliyordur da Duygu Hanım fotoğraftaki diğer unsurları çok farklı bir bakış açısı ile değerlendirdiği için bunu yapamıyordur. Studium hemen her fotoğrafta yaşandığından bahsedilebilecek bir süreçtir ve bence tartışılabilir bir şeydir. Fakat Punctum tamamen bireyseldir. Dolayısıyla elbette itiraz edebiliriz, fakat geçerli olur mu bilemiyorum ;)
Selamlar.
October 28th, 2006 at 00:54
İyi demişsiniz Murat Bey :)
“Kesin, herkes için geçerli bir studium” yoktur yani, studium da kişinin bilgisi, birikimi, vizyonu doğrultusunda şekillenir ve bu yüzden kişiseldir. Ancak makul, izah edilebilir, fotoğrafı izleyen diğer kimseler için de geçerli olabilecek bir okuma ve etkilenme biçimi olması nedeniyle de “punctum”dan ayrılır. Bu arada punctum’un “işte şu” diye gösterilecek bir şey olmayabilmesi önemli bir ayrıntıymış. Biraz yanlış anlamışım sanırım ben bu kavramları.
Çok daha kesin ve net bir biçimde fotoğrafta ne nedir, ne ne değildir’i ortaya koyan; genel okuma içerisinde anlam kazanana studium deyip, studium’u bozan unsurları dışlayabilme imkanı veren; ancak studium dışında kaldığı halde fotoğrafa zarar vermeyen, hatta kimine göre etkileyici olan nesnelere ise “punctum” deyip, işi öznelliğe vurarak fotoğraftaki bütün unsurları tanımlayabilme ve onlara değer biçebilmeyi sağlayan kavramlar olduğunu düşünmüştüm ben bunların. Halbuki hiç de öyle değilmiş :)
January 8th, 2007 at 13:08
fotoğrafların bağlantıları kopmuş sayfada görünmüyorlar (bu da mı IE bu da mı microsoft :))) ), ancak sırasıyla bunlar olduğunu düşünüyorum…
http://www.fotograf.net/Artist/ErdalKinaci/pages/portfolyo/020.htm
http://www.flickr.com/photos/selman/242319744/
Studium ve punctum’a gelince… Açıkcası ben selman’ın bilinçli potansiyel punctum yerleştirme fikrini o kadar riskli ve olanaksız göremedim. Zira makinası ve algısı bir uzvu haline gelmiş ve sanatsal sezgisi sinsi bir profesyonelliğe dönüşmüş fotoğrafçılar elinde minicik detaylar potansiyel mayınlar olarak çok verimli kullanılabilir.
Punctum (anladığım şekliyle) ilk okuduğum anda aklıma erwin olaf’ı getiren bir kavram oldu. Zira dönem dönem fotolarına baktığımda (sitesini yeni iş var mı diye her ziyaret edişimde dayanamayıp bütün fotolarının üzerinden bi kere daha geçerim) bi yerinden en az bir tanesinin beni yakalayacak bir punctum’u çıkar karşıma ve olaf yalnız da değildir bu özelliğinde (o geliverdi aklıma ilk). Bunun bunca tekrarlaması ve her fotoğrafçının eserinde başıma gelmemesi bunun öznel ve/veya tesadüfi durum olmadığı fikrimi destekler nitelikte.
( http://www.erwinolaf.com/Pages/PP_Frms.htm )
Fotoğrafın tüm işlevselliğini ve metin niteliklerini bir kenara bırakırsak, punctumları olmasa bu kadar da heyecanla koşmayız peşinden fotoların diye düşünüyorum.
Belki de fotoğraftaki estetik arayış sadece o esansın kokusunu daha da ortaya çıkarıcak alkol gibi, izleyeni o punctum’a hazırlayacak bir unsurdur ve o yüzden bu kadar önemlidir.
Kokusuyla sarhoş edip, kucağa aldığı anda tokadı basan bir kareyi ortalığa sürünce daha da okşanmıyor mu fotoğrafçı egonuz.
Bence sinsi bir punctum avcılığı, fotoğrafa samimiyetsizlik boyutuna gelebilecek zihniyete yakınlaşma paranoyasına kapılmadan ama temkini de elden bırakmadan her fotoğrafçının içinde ağır ağır yeşermelidir, yeşermesine izin verilmelidir. .
Özetle punctum ancak belasını arayanın toslayacağı bişeydir, belasını arayana rızkını vermek derinde bir yerlerde her fotoğrafçının isteyebileceği bişeydir :)))
kalın sağlıcakla, çok laf çok iş, D200 işlerini heyecanla bekliyoruz :))) ….
January 8th, 2007 at 18:08
Kırık linkler konusundaki uyarınız için teşekkürler :) Düzelteceğim.
“Bence sinsi bir punctum avcılığı, fotoğrafa samimiyetsizlik boyutuna gelebilecek zihniyete yakınlaşma paranoyasına kapılmadan ama temkini de elden bırakmadan her fotoğrafçının içinde ağır ağır yeşermelidir, yeşermesine izin verilmelidir..“
Pek güzel demişsiniz, yazınızın tümündeki düşüncelere hak verdim zannedersem. Aradaki çizgileri belirginleştirmeye çalışmak yerine geçişkenlik faktörüne biraz göz yummam gerekli sanırım.
Çok teşekkür ederim,
Selamlar.
January 19th, 2009 at 15:57
Derste Hocadan dinlemedik ama saol burdan faydalandık ;) çok karışık böle güzel olmuş..
January 19th, 2009 at 16:07
Sevindim katkısı olduğuna.
Boşverin hocaları. Internet hem görsel, hem içerik anlamında hiç bir hocanın sağlayamayacağı kadar zengin bir kaynak. Bol bol fotoğraf izleyin, fotoğrafçı izleyin, okuyun, Türkiye’nin fotoğrafçı -daha da genel anlamda sanatçı yetiştirmekten aciz eğitim sisteminin mağduru olmayın :)
Bol şans.
February 20th, 2009 at 21:06
Studium Punctum gibi kavramları duymayalı uzun zaman olmuştu. hai-ku gibi anlam yükleme yahut carte de visite ve portre fotoğrafı ilişkisi, yüklenmiş bir anlamın canlanması gibi fotoğrafı okumanın verdiği hazzı hatırlatmanız sevindirici. kavramların göreceli ve esnek yapısı, studium ve punctum kavramlarını, fotoğraf gibi tekrarlanmayacak o anın eşsizliğine tanıklık eden eski kimyasal doku içerisinde ele alırsak, kişinin unutma eylemine ideolojik altyapısına göstergeler ile yapılan hatırlatma anı olarak ele alabilir. ayrım noktası studium kişinin kültürü ve ideolojisi dahilinde göstergeleri anlamlandırması veya anlamlandırılan bilgileri kabul edip etmemesi, punctum ise fotoğrafın vurucu anı, fotoğraftaki heyecan veya acı veren göstergeleri içerisine alır. barthese göre punctum studiumu etkisiz kılar yada yok eder.
fotoğraf eğitimi konusunda katılıyorum ancak katılmadığım noktalar da var. okulda verilen bilgilerin, ne bir sanatçı ne de bir fotoğrafçı yapması mümkün değildir. okul sadece serbest çalışma ve tartışma alanı, ekipman, kuram, kavram ve bilgi verir. gerisi öğrencinin kişisel yeteneği ve kendini geliştirmesi ile ilgilidir. yoksa internette olmayan bir bilgi okulda var diye birşey söz konusu değildir. sadece tek bir noktada birikim sahibi insanlar üzerinden tartışılabilen bir ortamı yaratmaktadır. ancak söylediğim şartların oluşumu birazda yönetimsel bir stratejidir. aynı okuldan mezun olduğum için söyleyebilirim ki şartlar dahilinde o okulda yapılması ve değiştirilmesi gereken bir çok şey vardır. bir sanat okulunda ilk önce üretim yapacak bireyin atmosfere ihtiyacı vardır. o hocadan dinlemedik lafının altında yatan dersi kaçırma ya da girmemenin en başlıca sebebi de budur. o arkadaşın eski gsf binasına gidip bir gezmesini ve ordaki atmosferi koklamasını isterim.
yazılarınızı takip edeceğim, iyi çalışmalar.