Ara Güler’i Sevmiyorum
Bir ara yazacaktım bu yazıyı, zira uzun süredir aklımda idi. Polemik yaratmaktan ziyade artık içimde kalmasın dediğim düşüncelerimi paylaşmak için yazdığım bir yazı bu, o kadar.
Ara Güler‘i bilmeyen, ne büyük fotoğrafçı olduğunu duymayan kaldı mı bilmiyorum. Kalmamış olmasını dilerim.
Türkiye’de yetişmiş ve adını dünyaya duyurmuş nadir fotoğrafçılardan birisidir kendisi. David Burnett ile tanıştığımda adamın sorduğu ilk şey şu olmuştu: “Ara Güler’i biliyorum Türkiye’den, sen Ara Güler’i tanıyor musun?”. Başka fotoğrafçılardan da adını çok kereler duydum, insan seviniyor tabi ilkel bir güdü ile Türkiye’den birisinin adının yaptıkları ile buralara kadar gelmiş olmasından.
Fakat sırf ortaya harika eserler çıkarmış birisi olduğu için bir insanı sevmek bana nasıl ki anlamsız geliyorsa sırf harika eserler ortaya çıkardığı için her dediğini doğru sanmak o kadar mantıksız geliyor.
Son zamanlarda insanların ağzından söylediklerini daha bir sıkça duyar olduğum ve “bir araştırayım, neler demiş gerçekten bakalım” dediğim Ara Güler, orada-burada sarf ettiği sözleri ile kendisine karşı hissettiğim nötr durumu “bir saniye yahu, özür dilerim lâkin bu beyefendi alenen saçmalıyor” noktasına getirmiştir.
Örneğin bakınırken sözleri hakkında, kendisinin çok talihsiz bir şekilde “Sanatçı olmanın en kolay yolu fotoğrafçı olmaktır. Sıkıysa müzisyen ol!” dediğine şahit oldum bir röportajda. Gerçekten hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim genç bir fotoğrafçı olarak. Bir fotoğrafçı, öyle böyle de değil yılların fotoğrafçısı nasıl olur da “fotoğrafçı” olmak ile “sanatçı” olmak arasında bu kadar sığ ve anlamsız bir bağlantı kurabilir, aklım almıyor. Bir fotoğraf makinesi ile fotoğrafçılık yapmak ne kadar kolay bir yolu ise sanatçı olmanın, bir müzik enstrümanı satın alarak da o kadar müzisyen olabilir insan…
Ayrıca arada bir insanların Ara Güler’i referans göstererek “Fotoğraf sanat değildir ki” dediklerine de şahit oluyordum. Nereden geliyor bunun aslı diye bakmaya karar verdim. Sanırım Aramis Kalay ile yapmış olduğu ve bir günlük gazetede yayınlanan bir ropörtajına rastladım Internet’te. Ara Güler’in verdiği yanıtı okurken tüylerim diken diken oldu:
- Siz “fotoğraf sanat değildir” diyorsunuz, nedir sizce fotoğraf?
- Bu kadar küçük bir şey sanat olmaz. İki adamı yanyana koydum, ben onları çektim biraz da estetik kattım diyelim… Bu sanat olur mu? Sanatçı Mozart’dır, Bethooven’dir, Picasso’dur. Bunların yaptığı sanattır, sanat bir mesaj verir.
İnanılır şey değil. Verdiği yanıt Ara Güler’in sanat hakkındaki derin düşüncelerine ışık tutuyor; yaptığı bence tam anlamı ile cehalet ve cesaret dolu bir açıklama. Kendisinin söylediklerini okuyan birisi de estetiğin böyle fotoğrafın içine “katılacak“, “çıkartılacak” filan bir şey olduğunu, iki adamı yanyana koyarak sanat yapılamayacağını, fotoğrafın küçük bir şey olduğunu filan sanır. Zaten belki biraz da Ara Güler yüzünden, Fotokritik gibi paylaşım siteleri başkalarının fotoğraflarına bakıp ağız dolusu ile “estetik yok burada“, “sanatsal bir tarafı yok” demeyi iş sanan fotoğraf acizleri ile dolu.
“Sanat bir mesaj verir, fotoğraf sanat değildir” diyor Ara Güler. Bir saniye lütfen. Salvador Dali‘nin tablolarına bakıp hiç bir şey anlamayan insanlar Dali’nin eserleri bir mesaj veremediği için mi yoksa onlar mesajı alamadıkları için mi anlamıyorlar? “Onlar” mesajı “alamadıkları” için anlamıyorlar değil mi? Çünkü mesaj verilen bir şey değil, alınan bir şeydir beyim. Benim için şaşırtıcı olan şeylerden bir diğeri de bunca yıl ‘fotoğraf’tan hiç bir mesaj alamamış birisinin, fotoğraf hakkındaki sözlerini onbinlere ulaştıracak bir noktaya gelmiş olmasıdır. Tamam, hoşgelmiş, “fakat bu kadar büyük insanlar da bu kadar içi boş beyanlarda bulunmamalılar” diyesim geliyor, fakat acıdır ki bu da bizim coğrafyanın bir geleneği.
Kendisinin çok mütevazi olduğu, her fırsatta “ben sanatçı değilim, ben sadece gördüğümü çekiyorum” dediği de dilden dile dolaşır. Birisi yaptığı şeyin sanat olmadığını iddia ediyorsa, ona “hayır dur, sen sanat yapıyorsun” denmez elbette. Öte yandan unutmamak gerekir: fazla tevazunun yarısı kibirdendir. Ara Güler’in durumu da biraz bununla ilgili bence.
Ara Güler’in Magnum Photos vasıtasıyla tanışmış olduğu Henri Cartier Bresson da sadece gördüğünü çekerdi, tam olarak tarihe tanıklık eden bir fotojournalist idi o da. Fakat göğsünü gere gere “ben bir sanatçıyım ve yaptığım şeyi de sanat olarak görüyorum” demişti. Bresson’u sadece çektiği fotoğraflara bakıp sevmek ona haksızlık olur. Fotoğraflarını okuduğunuz gibi kitaplarını, ropörtajlarını okumanız gerekir. Çünkü onları okuduğunuzda anlarsınız Bresson’un neden Bresson olduğunu ve neden bu kadar sevildiğini.
Geçen haftasonu New Orleans Museum of Art’ta sergilenen Yosemite serisini izlediğmi meşhur Amerikalı fotoğrafçı Ansel Adams, Ara Güler’in fotoropörtaj yaptığı meşhur fotoğraçılardan birisi. Müzedeki serginin girişinde yer alan otobiyografisinde Ansel Adams, kendisini Yosemite Milli Parkı’na aşık olmuş bir sanatçı olarak gördüğünü söylüyordu. Fotoğraflar açıkça gösteriyordu ki Ansel Adams’ın yaptığı şey sadece Yosemite’e gidip “gördüğünü çekmekmiş”.
Öte yandan bu gün Liu Zheng‘in “The Chinese” isimli kitabını okuyordum. Kendisi Çinli bir fotojournalist. 7 yıl boyunca bir Hasselblad kamera ile Çin topraklarında dolaşıp geriye ülkesini anlatan 120 siyah beyaz fotoğaf ile dönmüş. Bir tanesi de bu örneğin:

Fotoğraflar gayet doğrudan, gerçeğin ta kendisini işaret eden ve belgeleyen fotoğraflar. Zheng’in fotoğraflarında genel olarak gördüğünüz şey Çin’in mutsuz, bitkin ve depresif insanları, mekânları ile ilgili gerçekler, gerçeği yansıtmaktan fazlasını yapmayan kareler, Ara Güler’in deyimi ile Zheng de “gördüğünü çekmiş“, bunu kendisi de kitabında aynen bu şekilde ifade ediyor. Öte yandan kitap içerisinde bir yerde kendisine sorulan soruya da şöyle yanıt veriyor:
- Sizi Çin’in sadece çirkin ve çarpıcı taraflarını göstermek ile suçlayan Çinli eleştirmenlere nasıl yanıt veriyorsunuz?
- Açıkçası bir sanatçı olarak eserlerim ile hiç ilgisi olmadığını düşündüğüm bu suçlamalara bir yanıt vermek gibi bir kaygım yok. Amacım kendi eserlerim ile deneylerime devam etmek. Elbette kendi sanatsal araştırmalarımı daha da geliştirmek için büyük bir yoğunlıkla ve nerede ise obsesif bir şekilde çalışmam gerekecek. Elbette devam edeceğim, bu benim stilim ve bu benim yapmaktan mutlu olduğum şey.
Ara Güler’in tüm sözlerini derleyip toparladığımda görebiliyorum ki, ona göre ne Henri Cartier Bresson sanatçı, ne Liu Zheng sanatçı, ne Ansel Adams sanatçı ne de bu kişilerin çektikleri fotoğraflar sanat eseri. Düşündürücü olduğu kadar hayal kırıklığı ve üzüntü de yaratan bir yaklaşım bence.
Yıllardır fotoğraf ile iç içe olan bir insanın gördüğü onca şeyden sonra bu kadar patavatsız cümleleri ardı ardına kurabiliyor olması için sadece düşüncesiz ya da sadece dikkatsiz olması bence yeterli olamaz. Bu konularda bu kadar sığ düşünebilmek için gereken şey olan cehalete, bunları bu şeklide söylemek için gereken şey olan cesarete de sahip olmalı insan.
Mesela aşağıdaki cümlelerin hepsi Ara Güler’e aittir. Okurken, bu cümlelerin Türkiye’nin en büyük fotoğraf isminin ağzından çıkmış olduğunu düşünün:
Fotograf niye sanat değildir. Çünkü hakikatın parçasınını yakalayan bir şeydir. Hakikat olduğu için fotograf mevcuttur
Aslında ben her zaman söylüyorum. Fotograf o kadar mühim bir şeydir ki… Yani sanat olsa da, olmasa da…
Sanat olmasına lüzum yoktur fotografın. Fotograf tarih olayıdır. Tarihi zaptediyorsun. Bir makina ile tarihi durduruyorsun.
Biz tarihçiyiz, aslında tarih yazıyoruz. Görsel tarih yazıyoruz. Devir görsellik devridir. Yazı edebiyat devri bitmiştir
Öyle karanlık oda numaraları yapan herifleri de … Bütün bunlar aslında fotografın mikroplarıdır.
Ara Güler, sözleri onbinlere yüzbinlere ulaşsın istememiştir belki. Sadece fotoğrafları ile tanınsın ve anılsın istemiş olabilir kendisi, bilemiyorum. Fakat gerçekten böyle olması gerektiği ortada olduğu halde bunu başaramamış olduğu da bir gerçektir böyle olmasın istemişse bile.
Ara Güler muhakkak saygın bir fotoğrafçıdır, buna bir itirazım olmaz. Eminim harika bir insandır da (kendisini tanıyan en az 4-5 arkadaşım var ve hepsinden Ara Güler hakkında harika şeyler duydum).
Fakat bana göre Ara Güler fotoğraf konusunda ne vizyonu, ne felsefesi, ne de karizması ile takip edilecek bir insan değildir.. Fotoğrafları izlenmelidir, daha sonra tekrar izlemek için bir kenara konulmalıdır. O kadar.



September 22nd, 2006 at 03:16
Bundan iki sene önce kadar amatör ötesi fotoğraf çekmekle kendimi meşgul ederken bir yandan da Ara Güler gibi ustaların sanat eserlerini inceliyor ve araştırıyordum; “vay be, ne büyük adam. Bu nasıl bir sanattır” diyerek…
Yazılarını okur, sergilerini kaçırmamaya çalışırdım. Bir bakıma Ara Güler hayranıydım. Ta ki Ara Güler’in hayat ve fotoğraf hakkındaki görüşlerini öğrenene kadar.
Bu hayranlığın bitmesi ilk olarak, Güler’in NTV’de yayınlanan bir programa katıldığında, programa telefon açan seyircilerden birinin Güler’e “programda bir çok kez fotoğraf kelimesi yerine resim kelimesini kullandınız. Oysa ki bize yeni yeni öğretilen şey fotoğraf ile resim arasındaki farktır” lafına Güler’in cevabı şuna benzer bir şey oldu; Fotoğraf ile resim kelimeleri aynı anlamdadır. Fotoğraf yerine resim kelimesi de kullanılabilir zira ‘resmetmek’ fotoğraf çekmekten gelmektedir.”
Halbuki o güne kadar resimin fotoğraf olmadığı, Fotokritik’te denildiği gibi “fotoğrafın çekildiği, resminse çizildiği” fikriyle fotoğrafı anlamaya başlamıştım.
O günden sonra Ara Güler’in fotoğraf sanatı hakkındaki diğer görüşlerini de öğrendiğimde kendi benim için artık sadece bir blog girdisinde big-photographers olarak etiketlenecek kişi olarak kaldı.
September 22nd, 2006 at 18:31
Fotograf tarih olayıdır. Tarihi zaptediyorsun. Bir makina ile tarihi durduruyorsun.
Biz tarihçiyiz, aslında tarih yazıyoruz. Görsel tarih yazıyoruz.
Görmüşsünüzdür, kendisi sürekli İstanbul’un su anki halini fotograflamayi sevmedigini belirtiyor. (heryer bina, araba vb. sebeplerden - görsel kirlilik.)
nerde kaldi o “görsel tarihçilik”?
September 22nd, 2006 at 19:04
Bu sözler beni gerçekten çok şaşırttı. Zira ben eline maddi imkanları izin verdi diye dijital bir makina alıp şakırt şukurt fotoğraf çeken, sonra bir de onları sanat eseriymişçesine paylaşan insanların çektikleri fotoğraflara baktığımda, eline sırf maddi imkanları elverdi diye bir klasik gitar alıp akortsuz tellerine dangır dungur vura vura “Akdeniz Akşamları” söylenmesinden rahatsız olduğum kadar rahatsız oluyorum.
Her ikisi de benim duyu organlarıma benzer şekilde huzursuzluk ve zarar veriyor. Her ikisinin de güzeli tarifsiz keyif/hüzün veriyor, ve çok şey anlatıyor.
September 23rd, 2006 at 02:25
Merhabalar,
Mehmet S. Çatalbaş şöyle demiş:
“nerde kaldi o ‘görsel tarihçilik’?“
Bu gerçekten bir çelişki, haklısınız. Ben bu sebeple artık İstanbul fotoğrafı çekmediğini bilmiyordum.
Fakat eklemek istediğim başka bir şey var.
Ben fotoğrafın Ara Güler’in dediği gibi sadece “tarih olayı” olduğuna da inanmıyorum. Tamam, fotoğraf tarihe not düşmek için de kullanılabilir, fakat elbette ondan ibaret değildir. Yani rica edeceğim, şu fotoğraf, ya da şu fotoğraf, ya da şu fotoğraf tarihe not düşmek için midir? Tarihe not düşmüyorlar diye bunlar fotoğraf değiller midir? O zaman nedir bunlar?
Biraz karikatürize edersek bir heykeltıraşın çıkıp “heykeltıraşlık nazar boncuğu imal etme olayıdır” demesine benziyor bu tanım bence. Tamam, bir heykeltıraş nazar boncuğu da yapabilir. Fakat bütün heykeltıraşların gayesinin nazar boncuğu yapmak olduğunu ya da öyle olması gerektiğini ima eden tanımlar yapmak, fotoğrafa resim demenin bir sakıncası olmadığını söyleyen, bir de ardından bunu savunmaya kalkan birisinin içine düşebileceği bir talihsizlikten farklı bir şey değildir :(
September 23rd, 2006 at 06:28
tekrar selam;
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=170289
kaynağı burasıdır. (ayrıca o röportajda da bombalar kaynamıyor değil.)
Ara Güler fotojurnalizmi seçtiği, tarihçilik misyonunu yüklendiği için fotoğrafı tarihe not düsmek olarak nitelendiriyor olabilir. örnekleriniz tabii ki fotoğraf.
bu haberi fotokritik’e yollamış (o zaman çok güzel tartışma ortamları oluşuyordu orada) şöyle bir fikir teatisinde bulunmuştuk:
Murat Oruç: Ara Güler o söyleşide çok daha önemli bir şey demiş; “Fotoğraf çekiyor musunuz hâlâ?
Tabii. Ama bozuldu İstanbul’un görselliği. Modern şeyleri çekmeyi sevmiyorum.”
Fotoğrafçı, kendi ifadesiyle tarihe tanıklık ediyorsa, bugün de tarihten bir yaprak değil mi? Yoksa dipnotlarıyla tarihin kaydedilmesinden ileri bir şey mi fotoğraf çekmek? Yahut onca televizyon kanalı, gazete, vs. zaten insanların yatak odasına kadar kaydediyor da ayrıca bir fotoğrafçıya ihtiyaç mı kalmadı?
Bana sanki hergün önünde geçip göremediğimiz, baş döndüren bir hızla akıp giden bugünde yığınla kaçırdığımız var gibi geliyor. Bir gün biri çıkacak ve “işte bunları siz görmediniz ben gördüm” diyecek, o vakit yeni Ara Güler o olacak.
Mehmet Ş. Çatalbaş: mülakatta Ara Güler’in kastettiği “şehirler eski estetik görüntüsünü kaybetti, ondan çekesim gelmiyor” anlamında sanırım. Bunu, eskilerin fotoğraflarına baktığımda (50 ler 60 lar İstanbulları, Parisleri) ben de yaşıyorum. Vızır vızır geçen araba yok, elektrik direkleri yok, insanların kıyafetleri pek afili.
Dediğiniz de doğru, şimdiki hayatı konu alan belgeselciler de, bundan 40-50 sene sonra çok önemli şahsiyetler olacak. Ara Güler kendi görüşünü yansıtmış, dediğiniz gibi geleceğin ustaları da “Ara Güler’in çektikleri o zamanın belgeleriydi, şimdi ben Ara Güler’in çektiklerini çekmeye çalışırsam geriye gitmiş olurum; ben bu zamanı belgeliyorum.” demeli, diyebilmeli bence… Aynı zamanda hem görsel (şehirlerin görüntüleri vs.) açıdan hem de fotoğrafa bakışın değişmesinden, teknolojiden vs. artık ’usta’ olmak zor zanaat bu da bir gerçek.
Ali Baydaş: Murat ve Mehmet’in değindikleri konu önemli. Ara Güler’in söyledikleri, kendisini bir tarihçi olarak görmesiyle çelişkili. çevresel görselliğin bozulmuş olması, tarihçiliğin eskisi kadar keyifli olmasını engellese de, artık yeni şeyler söylemek lazım. tabii, zamanının gereklerini yeterince yapmış birini bu konuda mazur görmeli. iş bize düşüyor. nasıl ki, Alex Webb, yeni bir kadraj anlayışıyla çalışıyor, kalabalık kompozisyonlarda, kollar, bacaklar kesilebiliyorsa, belgeseli amaçlayanların, çevrelerine, artık güzelin penceresinden değil, gerçeğin penceresinden bakmaları gerekiyor. ne göstermek istediğimizden önce, ne gördüğümüzü düşünmeliyiz. kaosun içindeki düzeni, anlatımı bulmalıyız. tabii, bütün bu meli, malılar, tarihçilik misyonunu benimseyenler için.
September 23rd, 2006 at 19:27
Böyle bir tartışma dönmüş olmasına sevindim aslında Fotokritik’te. En azından her söyleneni bir şekilde kılıfına uydurup anlamaya ve özümsemeye çalışan ‘Ara Abi’ciler dışında da birilerine rastlamışım demek ben de :)
Ali Baydaş’ı tanırım, hem sever hem de söylediklerine kıymet verir, dikkatle okurum denk gelince. Yukardaki tartışmayı paylaştığınız için teşekkürler.
Öte yandan Radikal’deki röportaj da içler acısı gerçekten.
September 24th, 2006 at 16:41
Söylediklerinize katılmakla beraber şunları da eklemek isterim. O övüle övüle bitirilemeyen Ara Güler fotoğraflarının tariherine baktınız mı hiç? 1980 den sonra tek bir karesi olmayan biri olarak çıkıyor karşımıza. Bence en son fotoğrafı da 1 Mayıs 1977 de çektiği bir fotoğraf. Kısacası bir insan düşünün ki yaklaşık 25- 30 senedir üretemiyor ve popülerliği gittikçe de artıyor. Açıkcası aklım almıyor bu durumu.
ikinici olarak Ara Güler in herhangi birini yetiştirmek için yanına aldığı veya o meşhur bağlantılarını kullanarak bir fotoğrafçıyı bir yerlere önerdiğini duydunuz mu? ben duymadım. bunca sene boyunca çıkmadı mı böyle biri? ilginç…
son olarakta madem bunlar sadece tarihi belge neden herhangi bir fotoğrafı için 3000 avro gibi fiyatlar biçiyo. bu ne biçim iştir anlayamadım?
September 24th, 2006 at 18:11
Merhabalar,
Anonymous tarafından gönderilen son yorumu okuyunca kendimi biraz kötü hissettim.
Ara Güler’i savunmak gibi bir gayem yok. Fakat insanları, başka insanlara zarar vermeyen kişisel tercihleri dolayısıyla eleştirmek pek de doğru gelmiyor bana. Çünkü eleştiri ile dedikodu arasındaki farkı belirleyen kritelerden birisi bu bana kalırsa.
Sanatçıya yakışır davranmak, o sorumluluğu taşımak gibi bir kaygısı yok Ara Güler’in, zaten sanatın ya da sanatçılık ile bir ilgisi olmadığını -iyi ki- her fırsatta dile getiriyor (ben bunu yıllar boyu bir jazz gitarist olmak isteyip de bir türlü olamayan Santana’nın jazz’dan özellikle uzak durmaya çalışmasına benzetiyorum, neyse).
Ara Güler bir sanatçı olmadığı için saydıklarınızın hemen hepsine “kişisel tercih” diyerek yanıt verebilirim (fotoğraflarının fiyatı, kimseyi yüceltmemesi, yeni fotoğraf çekmemesi v.s.), yani bunlar aslında Ara Güler’e kızılacak şeyler değiller bence. Bir tanesinin ve en önemli olanının ise zaten Ara Güler ile ilgisi yok:
> Kısacası bir insan düşünün ki yaklaşık
> 25- 30 senedir üretemiyor ve popülerliği
> gittikçe de artıyor.
Bu tespitiniz, toplu halde yaşayan biz 46 kromozomlu canlıların bir gerçeği, Ara Güler ne yapsın?
Bir kişi ne kadar çok insanı etkilerse o kadar ünlü olur, bir kişi ne kadar kolay anlaşılır ve basit şeyler üretirse o kadar çok insanı etkiler. Halâ hayatta olup popülerlik, şöhret gibi kavramların yardımı ile önümüze çıkan şahsiyetlerin hangisini beğeniyorsunuz? Beğenebiliyorsanız tebrik ederim. Uzun lafın kısası zaten popüler olan birisinin bir şey üretmiş olması gerektiğini beklemek doğru değil bence (bu ciddi bir paradokstur ve benim de kafamı karıştırmaktadır, hatta moleschino‘ya bu konu ile ilgili bir yazı yazmayı düşünüyordum).
“Ara Güler hiç bir şey üretmeden popülerliği artıyor” diye kızıyorsunuz. Neden kızgın olduğunuzu anlıyorum. Fakat hiç bir şey üretmeden popülerliği artan diğerlerini bir düşünün. Aklınıza kimler gelecek.. Ara Güler’i onlarla kıyaslamak her şeye rağmen biraz haksızlık olur bence, değil mi? :)
Selamlar.
September 25th, 2006 at 12:29
Kumkapı balıkçılarının limana dönüşü… Bu fotoğraf benim en sevdiğim. Ara Güler fotoğrafları çok güzel. Etkileyici. Adam huysuz. ama büyük… Yaptığım iş sanat değil diyor. Sanat ne? Boşver sanatı. Sen eğer bir AG fotoğrafına 300. kez baktığında hala etkileniyorsan bu önemlidir. Adı sanat olsun olmasın. Sahibi ne derse desin. Fikir adamı değilki. Dali yaşasa neler derdi allahbilir. Kendini beğenir bu adamlar. Ben kendimi beğenirsem kendimden büyük laf edebilirim. Eğer dünya beni beğenirse sapıtabilirim. Söyledikleri sivri tamam. Dikkat etmesi gerek çünkü rol-model, o da tamam. “AraGüler’i seviyorum” demezsin ona da tamam. Ama hiç olmazsa balıkçıların hatrına “Ara Güler’i Sevmiyorum” başlığını atarken kendini durdurabilirsin. Varsın bu başlığında herkesi yakalamasın. Söylediklerinden, tavırlarından, fikirlerinden ötürü büyük adamlara tavır koyacaksak işimiz çok zor. Ben aşık ol demedim, O da küfür etmedi.
September 25th, 2006 at 13:43
Sn. Cem Gedikoğlu,
Bir şeyleri fark edenlerin sessizce bir şeyleri fark eder kalmalarını, hiç bir şeyin farkında olmadan yaşayanların da hiç bir şeyin farkında olmadan yaşamaya devam etmelerini salık veren kadim Türkiye anlayışını bana hatırlattığınız için teşekkür ederim :)
Adam çok büyük. Adam şöyle, adam böyle yapmış. Bir fotoğraf çekmiş 300. bakışında bile bir şeyler buluyor insan. Adam yaşlı. Adam megaloman. Fakat çok büyük. Bu yüzden saçmaladığında hoş görmek lazım. Sevmesek bile söylememek lazım.
Bu yaklaşım tamamen yanlış bana sorarsanız.
> “AraGüler’i seviyorum” demezsin ona da
> tamam. Ama hiç olmazsa balıkçıların
> hatrına “Ara Güler’i Sevmiyorum”
> başlığını atarken kendini
> durdurabilirsin.
Hayır. Benim böyle bir konuda kendimi durdurmam demek, hiç bir fikri olmayan ve öğrenmek isteyenlere “Ara Güler’i Seviyorum” diyenlerden başka aternatif bırakmamam demektir. Onların Ara Güler’i sevenleri ve Ara Güler’i dinleyip bu aptalca fikirleri “hmm” diyerek kabul etmelerine müsade etmem demektir. Buna müsade edemem. Müsade etmem de ne yaparım? Bunu yaparım işte anca, ben de bu kadarım.
Saçmalıyorsa birisi birileri de çıkıp bu adam saçmalıyor diyebilmeli. Ben de saçmalıyorsam birileri çıkar benim için “saçmalıyor” der. Rastlayan insanlar okurlar, değerlendirirler, kendi fikirlerine sahip olurlar.
> Söylediklerinden, tavırlarından,
> fikirlerinden ötürü büyük adamlara
> tavır koyacaksak işimiz çok zor.
Yo, zor değil. Büyük adamlar sırf büyükler diye yaptıkları yanlışları mazur görmemek gerekli.
Selamlar.
September 25th, 2006 at 18:18
Ara Güler söyledikleri, ifade ettikleri, fikirleri üzerinden politika yapılacak taraf olunacak bir popüler kültür adamı değildirki. En nihayetinde ortaya eser koymuş bir sanatçıdır kendisi kabul etmesede. Model alındığında da konuştukları üzerinden değil eserleri üzerinden izlenmelidir. Yani bir siyasetçi değildirki fikirlerini ideoloji bilip ona karşıt eylem içinde olasın ya da arkasından gidesin. Tabiki konuyla ilgili insanlar olarak münakaşa etmemiz abes değildir ama konuyu kadim Türkiye anlayışlarıyla ilişkilendirmek gariptir.
Münakaşa doğru geliyor, hatta katılıyorum söylediklerine ama misyon ve üsluba karşıyım.
Benim fikrim bu…
September 26th, 2006 at 15:20
“Yıllardır fotoğraf ile iç içe olan bir insanın gördüğü onca şeyden sonra bu kadar patavatsız cümleleri ardı ardına kurabiliyor olması için sadece düşüncesiz ya da sadece dikkatsiz olması bence yeterli olamaz. Bu konularda bu kadar sığ düşünebilmek için gereken şey olan cehalete, bunları bu şeklide söylemek için gereken şey olan cesarete de sahip olmalı insan.”
Muratçığım, kusura bakma biraz “haddini aştığını” düşünüyorum.
Tamam, dünyadaki yaşayan 10 Leica-Master‘dan biri olan Ara Güler‘in fotoğraflarını beğenmiyor olabilirsin ama o insanı “cehalet” ile eleştirmek…
Biraz ayıp oluyor.
İşin garibi, fotoğraf işlerine “kıyısından köşesinden” bulaşmış bir insan olarak ben de fotoğrafın başlı başına bir sanat dalı olduğu konusunda ciddi soru işaretlerine sahip birisiyim. Ne yani, ben de fotoğraf cahili; sen ise “münevveri” mi oluyorsun bu durumda?
Kusura bakma ama bu bloga yakışmayan bir yazı olmuş bu. Her şeyden önce ortada ciddi bir üslup sorununun olduğunu düşünüyorum.
Tüm diyeceğim budur.
September 26th, 2006 at 21:45
Ali Kaymağım,
Diyorsun ki,
> Ara Güler’in
> fotoğraflarını beğenmiyor
> olabilirsin ama
> o insanı “cehalet”
> ile eleştirmek…
Bana kalırsa yazdıklarımı üstün körü okumuşsun. Benim gibi her cümlesini üzerinde düşünerek yazan bir insanın hak etmediği bir tutum bu bence. Fotoğraflarını beğenmediğimi nereden çıkardın Ara Güler’in? Hiç öyle bir şey söylemiş miyim? Bir tane bulabilir misin fotoğraflarını beğenmediğimi söylediğmi ya da kötü bir fotoğrafçı olduğunu düşündüğümü ifade ettiğim bir cümle? Yazıya “Ara Güler’i bilmeyen, ne büyük fotoğrafçı olduğunu duymayan kaldı mı bilmiyorum. Kalmamış olmasını dilerim. Türkiye’de yetişmiş ve adını dünyaya duyurmuş nadir fotoğrafçılardan birisidir kendisi.” diyerek başlıyorum, insaf yahu.
> ben de fotoğrafın başlı başına bir sanat
> dalı olduğu konusunda ciddi soru
> işaretlerine sahip birisiyim.
Fotoğrafın başlı başına bir sanat dalı olduğu konusunda soru işaretlerine sahip olmak ile fotoğraf hakkında “Bu kadar küçük bir şey sanat olmaz. İki adamı yanyana koydum, ben onları çektim biraz da estetik kattım diyelim… Bu sanat olur mu? Sanatçı Mozart’dır, Bethooven’dir, Picasso’dur.” demek arasında bir fark var. Bu farkın ne olduğunu bana söyletme. Ayrıca ben fotoğrafın başlı başına bir sanat dalı olduğunu da iddia etmiyorum zaten..
> Ne yani, ben de fotoğraf cahili;
> sen ise “münevveri” mi oluyorsun bu
> durumda?
Eğer yukarda italik yazılmış cümlenin üzerine el basıyorsan, ben yine kimsenin gözünde fotoğraf münevveri olmam ama sen benim gözümde fotoğraf cahili olursun kaymağım :) Yine müthiş fotoğraflar çekebilirsin, ayrı.
Öperim..
September 26th, 2006 at 22:10
Cem Gedikoğlu demiş ki,
“Model alındığında da konuştukları üzerinden değil eserleri üzerinden izlenmelidir. Yani bir siyasetçi değildirki fikirlerini ideoloji bilip ona karşıt eylem içinde olasın ya da arkasından gidesin.“
Kesinlikle katılıyorum. Fakat insanlar bu kadar büyük bir ismin sözlerine de fazlası ile önem veriyorlar. Onları bu yüzden, söylediklerinize katılsam da, suçlayamıyorum aslında. Çünkü bir Henri Cartier-Bresson, bir Larry Clark, bir Robert Frank, bir James Nachtwey’in fikirlerini okuduğunuzda, fotoğrafla ilgili sözlerine baktığınızda fotoğrafa bakışınız değişiyor, vizyonunuz çalkalanıyor. E insanlar da bu isimler kadar büyük sayılabilecek birisinin fikirlerine ehemmiyet veriyorlar elbette.
Ara Güler’in fikirlerini kopyalayıp kafalarının içine yapıştıranlar varsa onun fikirlerini eleştiren ve yere çalanların da olması kaçınılmazdır..
Kimse bu fikirlerin arkasından gitmiyor olsa idi ben de bu yazıyı yazmazdım zaten :)
Selamlar.
September 27th, 2006 at 17:55
Bu arada bakınız Ara Güler Internet ve Internet’in sundukları ile ilgili ne diyor:
“Bu Bill Gates’in dünyaya armağanıdır. Çok mühim adamdır benim gözümde Bill Gates. İyi olanın altı senin dediğin gibi çizilmiş gibi duruyor ama adamın da elinden alınıyor onlar. Firmanın, Microsoft’un malı oluyor hepsi.”
İlahi…
September 28th, 2006 at 13:46
bir leica-master hakkında konuşmanın zor yanı nedir?
leice öyle bir alet ki, iyi bir leica-master olmanın ilk adımı çok para… haliyle az parası olanlar, çekilen fotoğraflardan ne kadarı leica-master olmadan da çekilebilirdi asla öğrenemiyor…
bence leica-master sıfatını bir kenara atalım ve AG’yi önemli yapan kısma bakalım. Biraz da kıskançlıkla sinir olduğum bir yan, o tonton amca haliyle Türkiye’de entellektüel bir çevrenin içinde kendini var eden Ermeni kökenli bir Türkiye’li olmanın kısıtlı ama olumlu yanlarını, insanlarla kurabildiği iyi ilişkilerle birleştirerek her yere girebilmesi.
Bence onun yeteneği görsel ya da teknik (bu kısmı zaten herkes için arka planda olabilir zaman zaman) değil, insanlarla buluştuğu anı ve o andan deklanşöre bastığı ana kadar kaç sayı geri sayacacağını bilmesindeki ustalıkta…
Yani leica’yı masaya geri alırsak, onu kullanmayı önemseyen herkes gibi olanın içinden bütünü alırken, fetişini gördüğü yöne değil, durduğu ana göre seçiyor.
Ben de tam olarak bu yüzden etrafındaki miti yanlış kurgulanmış, kendisini de bu mite aldanarak çektiği her fotoğrafın aynı şekilde ele alınabilecek birer eser olduğu konusunda kandırmış buluyorum. Zayıf bir yan… ama Türkiye’de bir fotoğrafçıysan buna karşı bağışıklığının olmasına gerek yok, iyi bir çevre senin yerine o bağışıklığı kurgular. NTV’ye çıkar, Eczacıbaşı ile Türkiye’de fotoğraf üzerine anchor’lık edersin…
Türkiye’de fotoğraf denince akla gelen isimlerin neden Türkiye’de çekilen fotoğraf denince akla gelen karelerin sahipleri olmadığı sorusunu ne yapacağız?
October 19th, 2006 at 12:14
Ara Güler ilginç bir kişilik, beğenmesem de kendi içinde tutarlı bir duruşu var: “Sanat dediğin palavradır yalandır. Müziği de öyle, resmi de. bir de çok büyük bir yalan var. O da sinema. Her şey yeniden kurulur, aslıymış gibi oynanır. Fotoğraf yalan konuşmadığı için sanat değildir. Sadece gerçekteki bir parçanın zaptedilmesi, tarihe mal edilmesidir. Bu nedenle belgesel fotoğraf sanattan da mühimdir. Sanat olsun olmasın ne olacak? Evvela belge olmalı. Ben işin palavrasında yokum.” demiş. (28.09.1997, Cumhuriyet)
“Kendimi çok seviyorum. Ben şımarık bir piçim. Neden beğenmediğim yönüm olsun kızım.” (Sabah, 13 Temmuz 1997, Rana Doğruer’in “En beğenmediğiniz yönünüz nedir?” sorusuna yanıt.
November 13th, 2006 at 18:52
Ara gülerin tarzını cok seviyorum. Kendisiyle de tanıstım. Kendisi eger tarihci ise o zaman neden fotograflarini anormal yuksek fiyatlardan satıyor. O zaman satmaması da gerekir. 10000euro almıs 1 fotograf karesine birisinden. Ben buna karsi deilim ancak bu tip beyanatlar bence kamusal masturbasyondur. Anlam icermiyor. Bana göre. Tesekkurler.
November 16th, 2006 at 11:50
Bana kalırsa günümüzü, günümüzün ilerlemesini resmetmeye gerek yoktur. Çünkü bu işi hergün yüzlerce tv kamerası çekmekte, gazeteciler fotoğraflamaktadır. Ara Güler’in kastettiği bütün bu objektif kalabalığı içinde görülemeyeni görmektir. O yüzden sanırım hergün İstanbul sokaklarını adımlıyor ve tarihi dondurmaya devam ediyor.
January 4th, 2007 at 08:35
Arkadaşlar bir kaç sözden yola çıkarak biraz kolaycılık ve tembellik yapıyor gibime geldi.Ara Güleri sevmeniz yada sevmemenizin de çok fazla bir önemi yok. Maksat kendinizi arayışınızsa bu da gayet çirkin bir tarz. Kendiniz için daha faydalı şeyler yapmanız temennisiyle….
December 12th, 2007 at 14:44
sorularim var cevaplarsaniz sevinirim:
1)leica-master ne demek? boyle bir unvan mi var?
2)ara guler magnumphoto ajansinin fotografcilari listesinde adini goremedim. halbuki hakkinda internette oyle yaziyor bazi yerlerde. magnum ile iliskisi, veya baska yurtdisi kuruluslarla iliskisi ne olcude?
February 8th, 2008 at 21:38
Leica master, leica fotograf makinesi kullanan ve tarihe adini yazdirmis fotografcilara Leica tarafindan verilen bir unvandir ve bu unvan oyle her onune gelene verilmemekte oldugu gibi az sayida bu unvani elde edebilmis fotografci bulunmaktadir. Ara Güler magnum fotografcisi degil, magnum fotografcilari ile yakin ve magnum ile iliski icerisinde olan ve zaman zaman birlikte calismis, ama hic bir zaman magnum fotografcisi olmamamis birisidir. bu nedenle listede adini goremezsiniz ki, bunu kendisi de defalarca aciklamistir.
Cok kisa ve ozetle sunu demek isterim ki, Ara Güler’i elestirebilmek icin Ara Güler kadar bilgiye, yetenege ve gecmise sahip olmak gerekir. Amator fotografciyim ben diyip Ara Güler’i elestirmek cok komik ve sacmadir.
Ara Güler’in resmetmek demesinin altinda yatan sey, gecmiste insanlarin onemli bir ani, kisiyi veya olayi resimlestirerek gelecekte insanlara aktarabilme amaclariydi, daha sonra fotograf makinesi icat olunca bu is oradan fotografa gecmis oldu. Kendisi de cok yasli oldugu icin buna resim demesi de aslinda normal. Suan fotograftir, resim degil gibi seyler soyleniyor olabilir. Ama resim derken resmetmekten bahsediyorsaniz cok da anlamsiz degil.
Fotograf dedigi gibi sanat degildir. Cok da kolay birseydir. Dunya’da kac tane Bethoven, Dali gibi insan var? Kac tane Ara Güler gibi fotograf ceken insan var? Aradaki sayi zaten bu isin kolayligini anlatmakta yeterli ve artar.
February 9th, 2008 at 01:50
“Cok kisa ve ozetle sunu demek isterim ki, Ara Güler’i elestirebilmek icin Ara Güler kadar bilgiye, yetenege ve gecmise sahip olmak gerekir. Amator fotografciyim ben diyip Ara Güler’i elestirmek cok komik ve sacmadir.“
Şuraya Ara Güler hakkında iyi bir şeyler söylemek için gelen insanların birisi de mi işkembeden konuşmayan, aklı başında birisi çıkmaz yahu.
Şu yukarıda söylediğiniz cümlede Ara Güler’i eleştirmek için onun kadar bilgiye, yeteneğe ve geçmişe sahip olunması gerektiğini söyleyerek Ara Güler’i eleştirenleri eleştiriyorsunuz. Ara Güler’i eleştirenleri eleştirmek için Ara Güler’i eleştirenler kadar bilgiye, yeteneğe ve geçmişe sahip olmak gerekli değil mi peki? Gerekli değilse yukarıda ne saçmalıyorsunuz? Gerekli ise siz kendinizi o noktada görüyor musunuz gerçekten?
Birisini eleştirmek isteyen birisinin sahip olması gerektiğinden bahsedilebilecek hiç bir ön koşul olamaz bence. “Budalalık” yapan birisine “budala” demek için budalalık yapanın neci olduğu, ne bildiği ya da budala tespitini yapanın kim olduğu ne kadar yetenekli olduğunun hiç bir önemi yoktur.
“Fotograf dedigi gibi sanat degildir. Cok da kolay birseydir.“
Mesela şu yukarıdaki cümleyi söyleyen birisine aptal demem için onun hayata hangi işlevi ile katkıda bulunduğu zerre kadar umurumda olmaz açıkçası.. Ara Güler ile ilgili durumu da farklı ele almanın anlamı yok.
July 7th, 2008 at 12:13
http://www.fotoritim.com/yazi/gultekin-cizgen-ile-fotograf-gundemi–ara-guler-uzerinden-sozde-kahramanlik
July 10th, 2008 at 09:13
Yazılanların hepsini olmasada büyük bir kısmını okudum. Katıldığım katılmadığım düşünceler haliyle oldu. Ama daha önceden de çok düşündüğüm birkaç konu üstünde bende bir kaç cümle kurmak isterim. Bu cümleleri kurarkende Ara Güler\’in bir hayranı olmadığımı, pek fazla çalışmalarını bilmediğimi, fotoğrafçılıklada çok çok amatör ilgilendiğimi belirtmek isterim. Bunun üstüne o zaman ne konuşuyorsun diyenler bundan sonrasını okumadan geçebilirler.
Öncelikle bir insanı eleştirirken nasıl eleştirmeliyiz. Sadece yaptıkları ilemi eleştirmeliyiz, yoksa bütünü ilemi. Bütünü derken hayatı, yaptıkları ve yaşadıklarını kast ediyorum. Kimsenin mükkemmel olmadığını düşünürsek bir bütün olarak insanları eleştirmek hem çok kolay hemde gereksiz birşey olur. Karşımızda fotoğrafta çok doğru şeyler söyleyip, sözde ise yanlış şeyler söyleyen insanlar çıkabilir. Birde tabi bunlari söylerken ki tutumu önemli. Kesinkes benim dediklerim doğru, ders olarak okutulmali, herkes dediklerime boyun eğmeli şeklindemi söyleniyor. Yoksa fikrim buduri isteyen beğenir isteyen beğenmez şeklindemi. Tabi burada eleştirinin bir başkan nedenide kişinin gerçekten üstad olması yada en azından birçok kişinin böyle görmesi. Yoksa zaten düşünceleri ne bir yerde yayınlanir ne de birçok kişi tarafından kaale alınırdı. İşte sanırım belkide insanlar istemediği halde onlara büyük anlamlar yükleyerek beklentilerimizi fazlalaştırıyoruz. Hayal kırıklıklarıda daha farklı şeyler yaptırabiliyor insanlara. Neyse burda kesip ikinci anlatmak istediğim konuya geçeyim.
Fotoğrafçılık sanat mıdır sorusu yada fikri üstünde konuşmaya çalışayım. Şimdi bilgisayarla ilgili olanlar belki bilir. Tam zamanını hatırlamamakla birlikte işte sonsuz sayıda maymunun onune sonsuz sayıda klavye koyarsak sekspir in bir romanını yazabilirler mi? sorusu vardi. Biz bunu bir fotografci yerine oraya sonsuz sayida kamera koysak ve sonsuz sayida ceksek cektigimiz o fotografcinin cekecegi ile ayni olur mu sorusuna degistirebiliriz. Buna verecegimiz cevaplarda fotoğrafçılığın sanat olarak görülüp görülmediğini belirtebilir. Ben sahsen cekilmis herhangi bir fotografin oraya konacak bircok makine ile cekilebilecegine inaniyorum. Iste tanklara alinana foto muhabirler yerine tanklarin ustune bircok fotograf makinesi koyup cekmek ayni sonucu doguracktir diye dusunmekteyim. Tabi en guzelini sececek olan gene insandir. Ama insanlarin begenme bicimleride modellenemeye basladigindan yakinda artik bizim hosumuza gidecek seyleride makineler secebilecektir. Sonucta insana gerek kalmadan fotograflar cekilebilir diye dusunuyorum. Tabi burda cikan diger bir sorun makinelerin cektiklerini sanat olarak kabul edip etmeyecegimiz. Ben sahsen kabul etmem. Cunku sanat bir anlamda insanin kendini yucelestirmesi demektir. Sadece su anda degil gelecektede hatirlanma istegidir.
Neyse konustukca daha cok sey anlatma ihtiyaci duyuyorum ve gittikce anlattiklarim birbirinden ayrilmaya basliyor. Haliyle konu dagiliyor. O yuzden burda bu konuya noktayi koyayim.
Sonuc olarak, her insan elestirilebilir. Ama elestirenin elestirdigi kisi ve konu hakkinda bilgili olmasi gerekir. Okuma-yazma bilemeyen bir insan bir romani elestiremeyecegi gibi, fotografciligi bilmeyen bir insanda fotograflari elestiremez. Tabi bu sadece elestiri yapanlar icin degil, bir konu hakkinda fikrini belirtenler icinde gecerlidir. Tabi Hıncal Uluc gibi her konuda bilgi ve fikriniz yoksa :)))
Not: Bu yazıda herhangi bir kimse eleştirilmemiştir. Öyle bir sonuç çıkmış ise eleştiriyi hisseden insandan özür dilerim. Burada sadece düşünceler paylaşılmaya çalışılmış ve sıkıcı iş ortamından biraz olsun kurtulma amaçlanmıştır. Türkçe ve Ingilizce karakter karmaşısı içinde simdili kusura bakmayin, her şeyi turkce kullanmaya calisiyorum ama bizim ortamda pek mumkun degil.
Saygılar Sevgiler.
July 11th, 2008 at 17:24
F.Ritm’de yayımlanan yazıya eklediğim yorumdur, yayınlamalarını pek olası bulmuyorum:
“28 senedir elle tutulur tek bir kare üretememiş, yanında kimseyi yetiştirmeye tenezzül etmemiş, habire üyesi olduğu jürilerde kabak gibi sırıtan manipüleleri bile ayırdedemeyen kör cahil birisini ısrarla ovup ovup gündeme almanız…
Evet evet.. Başlığa CUK diye kendiniz oturuyorsunuz, sizi elitistler…
ÖTV de koysalar GÖTV de biz SLR larımızı aldık ve siz koltuk altlarınızı kaşırken fotoğraf çekiyoruz biz!
Unutmayın ki sonsuza dek sürmeyecek saltanatınız, arkanızdan timsah gözyaşlarımızı döküp yerinize geçmek için fırsat kolluyoruz, zevkle !”
July 14th, 2008 at 19:30
bence ara güler “fotoğraf sanat değildir” diyerek -en basit ifadeyle- karizma yapmaya çalışıyor..yapıyor da..
bence herhangi bir konuyla ilgili bir tartışmada o konunun duayenlerinden birinin söylediği bir cümle kanıt olarak kullanılmamalıdır. bu son derece papağanca bir davranıştır. varsa; adam gibi (nedenlerini tam olarak anlayabilmiş olman şartıyla başkalarının ya da) kendi argümanlarını ortaya koyarsın, oluyorsa oluyordur olmuyorsa olmuyordur.. “filanca amca şöyle diyor ama bak” deyip kenara çekilmek terörizmdir…
bence aslında fotoğrafın sanat olup olmadığı tartışması (şayet kötü niyetli olmayan şahıslar tarafından icra ediliyorsa) 10 dakikayı geçecek bir tartışma değildir.. taraflar sanat kelimesinden ne anladıklarını ifade ederler, bu konuda mutabakat sağlanmışsa fotoğrafın bu mutabık olunmuş kriterleri sağlayıp sağlamadığına bakılır, olay biter..ha sanatın ne olduğu konusunda bir anlaşma sağlanamıyorsa zaten “fotoğraf sanat mıdır” tartışmasını icra etmenin bir anlamı yoktur..
böyle değil midir ya? :)
July 15th, 2008 at 13:34
Benzetmemi mazur görün, A. Güler, bohem, ilgisiz nerde akşam orda sabah serseri bir akrabamı hatırlatıyor bana. Çocukluk yıllarım bu serseri büyüğümün maceralarını dinleyerek ve hayli anarşist görünen tavırlarından etkilenerek geçmişti. Yıllar sonra onun serseriliğinin hiçte sevimli olmayan taraflarıyla karşılaştığımda hayalkırıklığım bir kaç sene devam edecek bir öfkeye dönüşmüştü, sonra öfkem geçti. Çünkü, bir kısmında ondan bakarak feyz aldığım fikirlerimi, hayatımı, aslında ondan bağımsız ve bütünlüklü bir şekilde zaten kurmuştum.
Ara Güler\\\’in fotoğraf macerasınıda bu yukarda anlattığım örnekteki akrabama benzetiyorum. Fotoğraflarına yada \\\’resimlerine\\\’ ( benim için gerçekten isimlendirme farketmiyor ) bakarken hissettiklerimle söyleyip yazdıklarındaki sevgisizliği kafamda örtüştürmekte başlangıçta bende güçlük çekmiştim. Bir insan yaptığı iş konusunda nasıl böyle öfke dolu hiçleyici bir tavır içersinde olabilirdi? sonra bu durumu ve söyledikleriyle yarattığı sevgisiz tartışmaları görmezden gelmeye karar verdim çünkü hiçbir derinlikleri yoktu. Herhangi bir entellektüel referansa yaslanmayan nerdeyse deli saçması bu görüşler gariptir türkiye fotoğraf ortamında epey alıcı buldu; hatta zaman zaman hala buluyor.
Aktif olarak fotoğraf çektiği dönemde A. Güler şu an olduğu kadar populermiydi bilemiyorum, ama olmadığını hissediyorum. Açılan sergiler, yapılan yayınlar ve bunların frekansları bize bu konuda bir şey söyleyecektir. Bu düşüncemi şimdilik bir soru olarak alın, soru şu; 1960 - 90 yılları ( geniş oldu biliyorum ama anlatmak istediğim başka bir şey var ) arasında açılan A.güler sergileri ve 1990\\\’dan günümüze açılan sergiler ve A. Güler için yapılan yayınlar. Genişçe sayılabilecek bu zaman aralıklarının karşılaştırması Ara Gülerden gerçekten populer olarak ne anlamaya çalıştığımızı sanırım açıklayabilir. Yine aynı şey Ara Gülerin yakın tarihin istanbulunu çekmekten vazgeçmesinide açıklayabilir. Bu büyük ihtimalle nostaljik fotoğraflar üzerine kurulmuş bir ilgiyi sönümlendirmemek ve çağdaş fotoğraf sorunlarından uzak durmak için bilinçli yada bilinçsiz ama yönlendirmeye uyan bir tercih olabilir. Birde unutulmaması gereken bir şey var 1990 larda Ara Güler artık 60 yaşının üzerindeydi ve aktif olarak fotoğraf çekmiyordu. ( burda 90 ların ikinci yarısında yaptığı renkli denemelerden bahsedilebilir, ben başarısız bir kaç Selimiye Camii denemesi hatırlıyorum )
Ara Güler\\\’in populer olarak tüketilmesi, ardı ardına açılan sergiler yapılan yayınlar, otellerin lobilerinden kurumsal şirket takvimlerine kadar giden tüketimi ise günümüzün asıl sorunu olabilir bence.
Bu sorun tek başına bir Ara Güler sorunu yada Ara Gülerin kişisel olarak ürettiği bir sorunda olmayacaktır tabii ki.
Bence Ara Güler yaptığı iş hakkında sevimsiz bir şekilde konuşan, yıllar sonra gördüğü ilgiyi bir hayli kızgınlıkla karşılayan birisi. Onu kızgın, aksi bir ihtiyar yapan koşullarda ise bir iyileşme görülmüyor. Bizlerse, onu aksi ihtiyar yapan koşulların aslında bizim içinde geçerli olduğunu fark etmessek yaşlanamadan öfkeli ve hevesli gençler olarak öleceğiz.
July 15th, 2008 at 14:43
Alp Esin demiş ki: “Onu kızgın, aksi bir ihtiyar yapan koşullarda ise bir iyileşme görülmüyor. Bizlerse, onu aksi ihtiyar yapan koşulların aslında bizim içinde geçerli olduğunu fark etmessek yaşlanamadan öfkeli ve hevesli gençler olarak öleceğiz.”
Neredeyse tamamen katıldığım düşüncelerinizi çok kritik bir mesajla bitirmişsiniz. Buraya kadar gelen, bu yazıyı okuyan insanların ve fotoğrafla ilgilenen insanların da üzerine kafa yorması gereken başka bir şeylerin çıktısı aslında bu gün Ara Güler’i bu duruma getiren etmenler.
Ayrıca mesajınızı okuduktan sonra web sayfanıza göz atma fırsatı buldum. Özellikle “Personal” kategorisi içerisinde çok çok beğendiğim fotoğraflarınıza rastladım :) Başkalarına da gidip göz atmalarını tavsiye ederim.
Selamlar.
July 15th, 2008 at 16:41
Çok teşekkür ederim :)
web mekanım bir hayli eskidi ve bilgi verme konusunda açıkları var yakın zamanda değiştirmeyi ümid ediyorum. Bu yüzden bilgi almak istediğiniz bir seri varsa zevkle yazabilirim.
ayrıca daha yeni tarihli işlerim için http://www.duzeltilmis.blogspot.com a da göz atabilirsiniz.
Ara Gülere gelirsek, aslında uzun ve etraflı bir tartışmanın konusu olarak önümüzde duruyor. Buradaki tartışmayı daha fazla konusundan uzaklaştırmak istemediğim için yazamadım.
Ps: Gültekin Bey yine kendince mostralık laflar etmek için bence çok yanlış bir yazı seçmiş; onunla ilgili olarakta A.gülere nasip olan nostalji ticaretinden payını alamadığı için kızgın ve öfkeli olduğunu söyleyebilirim. Zalimlik etmek istemiyorum ama bu büyük ustalar en son hangi işleriyle kendilerine gösterilen saygıyı hak ediyorlar bilemiyorum.
August 10th, 2008 at 01:01
Sanat üretmektir ,sevgidir , dünü ,bugünü ,yarını hissetmektir , fotoğrafçılık sanattır , halı dokumak sanattır , eğer siz güzel şeyler üretiyorsanız bu sanattır , ara güler bazı yorumlar yapmış , bu söyledikleri onun sanatçı olamayacağını gösteriyor , söylediklerini okuyunca şaşırdım. Onun söylediklerine takılmamak gerekli , fotoğraf çekmeye , resim çizmeye ve hissetiklerinizi yapmaya devam edin , hayatta budur zaten , sanatçı olmanın kuralı yoktur.
September 25th, 2008 at 08:59
benim size soracagım soru şu dur BİR FOOGRAF SANAT ESERİ OLABİLİR Mİ
September 25th, 2008 at 10:27
“benim size soracagım soru şu dur BİR FOOGRAF SANAT ESERİ OLABİLİR Mİ”
benim size vereceğim yanıt bu dur EVET OLABİLİR NEDEN OLMASIN Kİ
(katıldığınız için teşekkürler…)
September 30th, 2008 at 10:24
YARILDIM BEN
October 1st, 2008 at 16:05
tek şey geçiyor aklımdan keşke 4-5 dili anadilim gibi konuşuyor olsaydım da diğer Magnum’cuların demeçlerinde bu tarz ifadeler olup olmadığını inceleyebilseydim.
Fotograf ( dragancılar , manüplasyon aşıkları , fotografı mahallinde makineye değilde evde çay ve sigara eşliğinde bilgisayara yaptıranları saymazsak ) gerçektir ve
gerçek hep acı olmak zorunda da değildir. acı olmayabileceği gibi güzel de olabilir bu fotograftaki gerçeklik. bu durumda güzel olan nasıl olacak ta sanat olmayacak ki ???
birşeyin sanat olması için gerçeküstü mü olması gerekiyor ?
October 1st, 2008 at 16:25
“tek şey geçiyor aklımdan keşke 4-5 dili anadilim gibi konuşuyor olsaydım da diğer Magnum’cuların demeçlerinde bu tarz ifadeler olup olmadığını inceleyebilseydim”
Ben de 4-5 dili ana dilim gibi konuşuyor değilim, fakat fotoğraf ile ilgili bol bol okuyan bir insan olarak şu kadarını söyleyebilirim: Ara Güler kadar göz önünde olan, birileri tarafından “tarihe damgasını vurmuş fotoğrafçı” olarak nitelendirilen hiç bir fotoğrafçı görmedim ki bu kadar işkembeden konuşsun. Benden daha çok okuyan bilenler vardır, onlar biliyorlarsa söylesinler. Hem öte yandan Ara Güler minvalinde konuşan bir değil bin tane ünlü fotoğrafçı da olsa, her biri için “ne konuştuğunu bilmiyor bu bunak” demekte tereddüt etmemek gerekir bana kalırsa. Biri de çıkar “bu dünyadaki tek akıllı sen misin?” diye sorarsa, ona da “evet, görünen o ki öyle, başka bir sorun var mı?” diye soruyla cevap verilebilir.
“birşeyin sanat olması için gerçeküstü mü olması gerekiyor ?”
Bir şeyin sanat eseri olarak kabul edilmesi için en önemli şey bence o eseri ortaya koyan kişinin gayesidir. Ayrıca eserler değerlendirilirken içeriklerinin gerçekliğe yakınlığı, bence, olumlu ya da olumsuz bir katkıda bulunmaz. Mesela Duchamp’ın pisuvarı o kadar gerçektir ki çok sıkışan birisi olursa ihtiyacını dahi giderebilir… Neymiş efendim, Fotograf niye sanat değildirmiş, çünkü hakikatın parçasınını yakalayan bir şeymiş. Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.
Zamanında bir şeyin sanat eseri olması için ne gerekir tadında bir girdide bu konudaki düşüncelerimi yazmaya çalışmıştım mesela: http://www.meren.org/blog/2006/11/bir-seyin-sanat-eseri-olmasi-icin-ne-lazim/. Tamamen doğru olduğunu iddia etmiyorum, fakat mantıklı olanın da o civarlarda bir yerde olduğuna inanıyorum.
January 5th, 2009 at 20:42
Ara Guler aksi bir ihtiyar ve bence (afedersiniz ama) cok uyuz biri. Hep ayni yorumlari yapar ve hep insani hayal kirikligina ugratir. Ama bu ozellikleri O’nun sahane resimler, pardon fotograflar cektigi gercegini degistirmez. Demek istedigim bir yanda fotografci Ara Guler vardir (ki bence sadece Turkiye’nin degil Dunya’nin sayili fotografcilari arasindadir), bir yandan da her an sinir eden bir yorum yapabilecek kapasitede olan aksi Ara Guler vardir. Ben konuya fotografci gozuyle baktigim icin ben Ara Guler’i severim, ve cok saygi duyarim. Tipki yonetmen Elia Kazan’a karsi hissettiklerimin, ispiyoncu nankor Elia Kazan’a karsi hissettiklerimi bastirmasi gibi.
February 2nd, 2009 at 05:43
Haklısınız, Ara Güler de yaptığı işi yüceltmeliydi. Kimse fotoğraf çekemez, bu bir sanattır falan demeliydi ve Mozart ile eline makine alıp deklanşöre basanı bir tutmalıydı. Hayatımda Ara Güler’den daha iyi fotoğraflar da çektim. Bunların bir kısmı tesadüftü. O halde ben de bir sanatçıyım. Mıyım? Değilim. Fotoğrafın sanat olduğunu kabul ediyorsanız, bu durumda benim sanatçılığımı da kabul etmiş olursunuz. O zaman 45 milyon sanatçı çıkar bu ülkeden. Ne fotoğraf sanat, ne Ara Güler sanatçıdır. Sanat konusunda Ara Güler’in koyduğu çizgi doğru bir çizgidir. Ama bunların ne önemi var? Adam çekiyor ve biz dibimiz düşerek bakıyoruz işte. Entelektüel yuvarlamasyonlar yaparak Ara Güler’e hönkürmenizin temelinde iki elle bir makineyi doğrultamamanızın etkisi var mı? Zira kendisi bazen tek elle çeker(!)
February 2nd, 2009 at 08:12
Hep söylüyorum bu fotoğrafçılık işi yanlış anlaşılmasın her düzeyde erkek işi! ölçülebilecek, sağda solda gösterilebilecek, kiminki büyük, kiminki tek elle idare edilebiliyor konularında kıraat edilibilecek bi iş!
Efe bey herkese haddini bildirip konuya açıklık getirdiğiniz için tebrik ederim. Yukarda saydığım özelliklere haiz “enstrumanı” olmayanların zaten elini bile sürmemesi gereken bir alan fotoğraf. Eh biz bir grup malumat furuş olarak haddimizi bilemedik, artık iki elimizle yapacak başka işler ararız.
Yazdıklarınızın sizi götürdüğü yerde uzun süre kalmamanızı diliyorum. Ve fotoğraf çekmek için kullanılan enstrumanla başka şeyleri de karıştırmayınız lütfen! Bu uyarımı dikkate almamanız maazallah bir gün canınızın yanmasına neden olabilir. Çünkü burda yazılıp anlatılanlar yaptığımız işi severek yapmak, severek anlatmakla ilgiliydi sanırım siz bir çok şey gibi o kısmı tamamen kaçırmışsınız. Ara Gülerle ilgili söylenenleri bu şekilde anlamaya çalışınız. Daha kolay olacaktır.
February 2nd, 2009 at 14:18
Ara Güler’in söylediklerini değerlendirmek için gerekli birikimden uzak olduğu aşikar olan, yine de onu ‘abimizi nasıl icab ediyorsa öyle” motivasyonu ile müdafaa etmek için gelenlere bakarak Ara Güler’e dair yorumlar yapmak elbette bilgelikten epeyce uzak olur; fakat ben bile bu durumun tamamen bir rastlantı olmadığını hissetmeye başladım. Başkalarının da böyle hissediyor olmasından korkuyorum açıkçası.
Bu yüzden, mesela, eğer Efe Ertem gibi sığ birisi iseniz lütfen Ara Güler’i burada hasır altından a*/s*k/g*t muhabbeti çevirerek savunmaya kalkışmayın. Becerebiliyorsanız “entellektüel yuvarlamasyonlar” yapın. Kendinizi aptal durumuna düşürmenizden iyidir…
Bu arada önce bunu okumak da isteyebilrisiniz: http://www.meren.org/blog/2008/09/bilelim-ogrenelim/
February 4th, 2009 at 11:09
Fotoğraf ve eleştiri üzerine bu kadar bıkbık edenlerin iki tanecik olsun karesini görmemek başka Ara Güler hayranlarını hatırlattı. ;)
Ne kadar kolay değil mi işkembeden sallamak… Pfff… Ayrıca hemen gidip bir Ara Güler eleştirisi yazacağım, blogu tanıtmanın en kolay yolu galiba… Arkadaşın ismini arayıp lüzumsuz fotoğraf paylaşım sitelerindeki performansından hangi kabileden olduğu görülebilir. Ben byte harcamaya değmezler kategorisine salladım.
April 27th, 2009 at 08:26
Yazını okuduğumda aslında daha fazlasını beklerken, biraz temelsiz bir kavgaya , açıkcası , okunanlardan yola çıkara bir sataşmaya girişmiş olduğunu gördüm. Açıkcası birini sevmek ve sevmemek kimsenin tekelinde olmamaması gerekn bir durum olmalı. Seni eleştirenlerin eleştirme yöntemleri en az senin ki kadar temeli sağlam değil. Ara güler’i sevmemek ile sana katılıorum, ama açıkcası bakış açılarının çok farklı olduğunu belkide sanatta algı ve mesajın verilmesi ve alınmasında ki probleme seninde düşmüş olabileceğin kuşkusunu kendinde taşıman gerekmekte. Çünkü Dali’ yi anlamayan seyirci durumuna düşüyor gibi gözüküyorsun. Biraz tuhaf bir ironi yapmış oluyorsun.. Ama bir gerçeğide göztermiş olman sevindirici. İnsanları pohpohlamak zorunluluğumuzun olduğu, bunun dışında verdiğin her beyan sana hakaret olarak dönebiliyor. Ne tuhaf bir durum. Bence eleştirinin temellerini sağlamlaştırmalı ve daha uzun, teknik biraz da karşılaştırmalı bir yazı yazman. Sadece bir öneri.
May 11th, 2009 at 19:19
Fotoğrafın sanat olup olmadığı konusunda Nazif Topçuoğlu’nun görüşünü benimsiyorum: En azından sanatsal öğeler barındırıyor. Ara Güler’in fotoğrafın salt belgelediği, tarihi kaydettiği görüşüne de katılmıyorum. Zira fotoğraf sınırları olan bir karedir, fotoğrafçı o karenin içine dahil ettikleri ve dışarıda bıraktıklarıyla tarihi olduğundan farklı bir biçimde yansıtabilir, bir öğenin, belli bir duygunun altını çizebilir. Fotoğrafçı gerçeğin istediği kısmını kadrajına alır. Bu anlamda Zheng Çin’i mutsuz, bitkin ve depresif insanların ülkesi olarak da gösterebilir, muhteşem bir tarih ve kültüre sahip, enerjik, çalışkan, yeni dünya liderini yaratan insanların ülkesi olarak da. Belgesel fotoğraf, Ara Güler’in söylediğinin tam aksine- öyle karanlık oda numaralarına, hatta çoğu kez kurgulamaya da gerek kalmadan - yalan da söyleyebildiği için en büyük propaganda araçlarından biri olmuştur. Ama aynı zamanda bir duyguyu, insana dair olanı da yansıtabilmesiyle bir sanattır.
Öte yandan tüm bunlar benim Ara Güler’e duyduğum saygıyı değiştirmez. Evet, Ara Güler nobran, nadan bir ihtiyardır. Oturduğu restoranda yanına yaklaşan gençleri tersler, heveslerini kırar, ünlü bir Avrupalı yönetmenin bir film sahnesinin kendi fotoğraflarından birini andırdığını söylediğinizde “benden araklamıştır pezevenk” diyecek kadar ileri gider. Ancak Ara Güler gibi çok işler başarmış ve işinin en iyisi olmuş kişilerin yaşlanınca böyle muzipçe bir terslik tavrı takındığına sıkça tanık oluyorum. Artık yaşamlarının son deminde, bu kadar görmüş geçirmişlikle istedikleri tersliği yapma lüksünü kendilerinde görüyorlar. Nihayet kimseye hesap vermedek zorunda olmadıklarını farkederek özgürleşiyorlar. Belki de “60 yıl çalıştım, ortaya koyduklarımdan bir şey anlamadın da şimdi ağzımdan çıkacak iki laftan mı icazet alacaksın” demeye getiriyorlar. Onların bu müdanasız hallerinden, kabalıklarının altında mutlaka göz kırpan muziplikten hoşlanıyorum. Ve onların bu tercihine saygı duyuyorum. Elbette aynı nedenle bugün söyledikleri sözler benim fotoğrafa bakış açımı etkilemiyor, ancak bugüne bıraktıkları işler mutlaka etkiliyor. Bu tarihi yaratanların işlerini öğrenmeden ve bu işlerden dolayı - sözlerinden dolayı değil - onlara saygı göstermeden “ben oldum” denilemeyeceğini düşünüyorum. Aynı şey tüm sanatçılar - ressamlar, yazarlar, şairler - için de geçerli. Baktığınızda mükemmel insan bulamazsınız, hepsinin kusurları olmuştur. “Bu kadar büyük insanlar” gerçekten “bu kadar içi boş laflar” edebilmiştir. Ezra Pound, T.S Eliott gibi şairlerin ideolojilerinde sakatlık vardır, Dali sanatını iyice ticarete dökmüştür, en sevdiğim yazar Lawrence Durrell Türk düşmanıdır, Althusser karısını boğmuştur vs. vs. Ancak onları büyük kılan kusurları değil, yaptıkları işlerdir.
Ayrıca siz “Ara Güler’i Sevmiyorum” dediğinizde tepki gelmesi normaldir, çünkü bu isim fotoğrafçılıkla özdeşleşmiştir, fotoğraf üzerine bir blogda da bu lafı ettiğinizde doğrudan “Ara Güler’in Fotoğrafını Sevmiyorum” olarak, Ara Güler fotoğrafına bir saldırı olarak alınır. “Ara Güler’in kişiliğini ve sözlerini sevmiyorum” olarak değil. Ve kendini asla bir fotoğraf kuramcısı olarak tanımlamamış, sadece fotoğraf çekmiş ve bu fotoğraflarla varolmuş birinin sözlerine - bu sözler fotoğrafçılık üzerine bile olsa - bu kadar sert saldırdığınızda, - kusura bakmayın ama - ucuz kahramanlık olarak görülmesi normaldir. Kendisi isim yapmış bir fotoğrafçı olup da Ara Güler’in fotoğrafçılık üzerine görüşlerine katılmayanlar - örneğin Nazif Topçuoğlu - eleştirilerini daha yumuşakça, daha hoşgörüyle ve ustanın da hakkını vererek dile getirirken, bu sert çıkışın bir anlamı yok. Çünkü Ara Güler’in fotoğrafçılık üzerine “saçmalıyor” olmasının bir anlamı yok, fotoğraflarının anlamı yetiyor.
Nazif Topçuoğlu örneğini verirken başkalarının yaptığı gibi “önce Ara Güler kadar fotoğraf çekin de…” demeye getirmiyorum, bir üslup meselesinden bahsediyorum. Fotoğraf üzerine düşünmek için fotoğrafçı olmaya bile gerek yoktur. Örneğin Susan Sontag fotoğraf üzerine fotoğrafçıların hazmetmesi zor gibi görünen sözler söylemiştir, ama kişisel saldırılarda bulunmamıştır. (ABD’nin ünlü fotoğrafçılarından Annie Leibovitz’in dostu - hatta sevgilisi - olarak da biliniyor. Sontag’ın fotoğraf üzerine yazdıklarından alınacak biri olsa önce Leibovitz alınırdı.) Fotoğrafla yakından ilgilenen bir amatör olarak Sontag’ın sözlerine değer veriyorum, Ara Güler’in sözlerinin üzerinde ise pek durmuyorum. Ara Güler’in fotoğraflarını ise onun kişiliğinden bağımsız olarak seviyorum.
May 11th, 2009 at 20:21
Ara Güler de onun farkında aslında: http://www.meren.org/blog/2008/09/bilelim-ogrenelim/
Burada saygı duyacak bir şey göremiyor olmam bir şeyi değiştirmiyor ve ben de sizin bu tercihe saygı duymanıza yürekten saygı duyuyorum. Ben kimseye hesap vermek zorunda olmadığımı bilmek için 60 yaşımı beklemeye niyetli olmadığım için onların bu cahil muzipliklerini uygun bir muziplik seviyesinde eleştirmekte bir sakınca görmüyorum. Burada hedef Ara Güler de değil nitekim, onu tabu haline getirmiş insanlar. Ara Güler gelip burayı okur da alınırsa, “senin mikrop diye tanımladığın fotoğrafçılardan daha çok kırıldığın kısmı ne kadar onu söyle, o kadarı için özür dileyeyim” derim kendisine.
Bir yerde “bugün söyledikleri sözler benim fotoğrafa bakış açımı etkilemiyor, ancak bugüne bıraktıkları işler mutlaka etkiliyor” demişsiniz. Zaten bu yazının muhatabı siz ya da sizin seviyenizdeki insanlar değil (bunu sizin de bildiğinizi biliyorum, sadece arkamızdan bu yorumu okuyacaklar için not düşmek istedim). Bu yazının muhatabı daha çok tutunacak hiç bir şey bulamayınca bu güne bıraktığı işlerden haberdar olmadığı kişilerin sözlerinin peşine takılıp önüne gelen fotoğrafçıya yol yordam öğretmeye kalkan dalkavuklar… Yorumları okursanız yukarıda da var bir kaç tanesi.
Kusura bakacak bir şey yok, neyin, kim tarafından ucuz kahramanlık olarak görülmesinin normal olabileceğini ben de biliyorum. Bir argümanı mantık sınırları dahilinde savunmaktan aciz kişiler beni beni ucuz kahraman olarak lanse edecek diye söylediklerime çeki düzen vereceksem hiç bir şey yazmayayım.
İnsanların üslubunu söylediklerinin önüne koyan zihniyetle tartışmanın kıymetsizliğini öğreneli uzun zaman oluyor. Bu tavrım kimi zaman sözlerimin gereğinden daha az insan tarafından doğru şekilde anlaşılmasına vesile oluyor, onun da farkındayım (siz bile yorumunuzda yazı içerisinde üstüne basa basa belirttiğim şeyleri tekrar etmişsiniz yorumunuzda). Üslubunu pek iyi ayarlayabilen bir insan olduğumu düşünüyorum, iki Ara Güler sözü ezberleyip her gördüğü tartışmaya filozof edası ile giren kişiler bunu fark etmese de olur.
Sevgiler.
June 14th, 2009 at 13:05
Onat Kutlar Ara Güler için şöyle bir yorum yapmış;
Genç fotoğraf sanatçıları, onun “Fotoğraf sanat değildir, bir tanıklıktır o kadar..” sözünü anlamakta güçlük çekerler.
Bunu bir şaka, bir alçakgönüllülük gösterisi sanırlar. Oysa bu sözün derinlerinde büyük bir meydan okuma, bir iddia yatar.”
Arkadaşlar, eleştirilerinizin hepsini okudum. Ama çok önemli birşeyi gözden kaçırıyorsunuz. Büyük sanatçıların büyük çoğunluğu
marjinaldir. Ve bu marjinal kişilikleri sayesinde zaten büyük sanatçı olmuşlardır. Marjinal kişiler, senden benden farklı düşünür,
farklı tepki verir, farklı konuşur, farklı görür. Sizin bizim gibi başkalarının haklarında ne düşündüğünü önemsemezler. Bir sosyal
sorumluluk taşıma ihtiyacı hissetmezler. Bir röportajından size örnek vereceğim;
“Bir sürü herif var,” dedi. “Alıyorlar ellerine makineleri, düşüyorlar Anadolu yollarına.
‘Aman aman, dur, bir inek gördüm.’ Durduruyorlar arabayı, şip-şak, ineğin fotoğrafını çekiyorlar.
Sonra yola devam. ‘Aman aman, dur, bir harmanyeri gördüm.’ Şip-şak, harmanyerinin fotoğrafı. Yola devam.
‘Aman aman, dur, bir çoban gördüm.’ Yahu, ben o çobanın fotoğrafını çekmek için onunla dost olmalıyım,
beraber yemek yemeliyim, bir gece çadırında kalmalıyım. Ancak ondan sonra fotoğrafını çekebilirim.”
Şimdi bunu neden örnek verdim? Ara Güler sokağa ben fotoğraf çekeceğim diye çıkmıyor. O önce fotoğrafı yaşıyor. Soruyorum size
kaçınız bu şekilde yaşıyor? Fotoğraf çekip evimize dönüyorsunuz çoğumuz. Bugün fotoğraf çekeceğim diyerek çıkıyoruz. Düşünebiliyor
musunuz siz Ara Güler’in fotoğrafı çekilecek bir an yakalayıp, aa tüh keşke yanımda makinam olsa idi şimdi bunu çekerdim dediğini.
Adam yaşıyor ve yaşarken de resmediyor. Sorumluluk taşıma ihtiyacı yok demiştim. Siz kapıdan çıkıp nereye gideceğinizi bilmeden,
kendinizi Allahın dağı bir yerde bir çobanla sohbet ederken bulur musunuz? Bulmazsınız. Çünkü marjinal değilsiniz. Sorumluluklarınız
aklınıza gelir, evde bekleyen eşiniz. Saati düşünürsünüz, yarın ki işinizi düşünürsünüz. Siz kapıdan çıkıp günler sonra dönmezsiniz. Plansız
hareket etmezsiniz. Bir köy kahvesinde takılıp, birkaç günü burada geçireyim demezsiniz. Ara Güler’i anlamak için onun yaşam tarzını,
marjinalliğini de anlamalısınız ki, saçma dediğiniz sözlerini de anlayasınız. Ya bir soru sordum adam bana küfür etti. Ara Güler’in başına
aynı şey gelse idi, bilin ki sinirlenmezdi bile. O adamı ilginç ve hoş bulurdu.
Siz Ara Güler’i eleştirirken anlayamadığınız, duygusunu yaşamadığınız bir yaşam tarzını eleştiriyorsunuz aslında. Çünkü sizin kurallarınız
var, onun ise yok. O canının istediğini yapıyor, siz ise başkalarının istediğini. Ve sonra kalkıp, onun konuşmalarını ipe sapa gelmez şeyler
olarak yorumluyor ve eleştiriyorsunuz. Arkadaşlar, marjinal insanlardan beklediğiniz sözleri duyamazsınız.
Onların sözlerini olduğu gibi alırsanız çok ama çok yanılırsınız. Sözlerinin ardındaki gizli anlamları anlayamazsınız.
Dijital fotoğrafçılıkla ilgili hiçbirşey bilmiyor demiş bir arkadaşımız. Bunu derken, içinde bir fotoğrafçının eski yeni, teknolojik, son moda,
eski moda her türlü yenilikten haberdar olması gerektiği inancını taşıyor. Ama siz gidin bunu Ara Güler’e söyleyin. Dinler mi sizi, acaba
ipler mi? Onun dijital fotoğrafçılıkla bir derdi tasası yok ki. Umurunda değil ki. Kendini bilmek zorunda hissetmiyor ki. O bilmemkac
megapikseli çıkmış deyip Sirkeci’ye koşmuyor ki. O koşanlar sadece fotoğraf makinası aşığı olurlar ama kendileri bir hiç. Oysa sanatçı
bildiğini okur. Marjinal insanları anlamak ve eleştirmek için, onun yaşam sanatını da anlamak gerekiyor. Yoksa sizin burada söyledikleriniz
sinek vızıltısı gibidir. Öyle kendinizi, hayatınızı garantiye alıp, büyük bir yüreksizlikle yaşıyorsanız o zaman size susup oturmak düşer.
Ara Güler onunla konuşmak istediğinde, sana küfür etti yanından kovdu diye cesaretini kaybediyorsan sen zaten bu işi yapamazsın.
Nice böyle kovulan şarkıcı da vardır ama pes etmeyip yükselip en tepeye çıkmışlardır. Ama bu onların yaşam gücü, yaşam sanatı ve
marjinalliklerinden kaynaklanır. En ufak höt’te oturup pısan birinden beklenmeyecek bir güç. Sizin gibi bizim gibi kişiler
ancak onların yaptıklarını konuşur, eleştirir ve yine konuşuruz. Onlar ise yaşamaya devam eder.
June 15th, 2009 at 19:56
Hastasıyım bu yazının. Şarap gibi, durdukça güzelleşiyor, her gün bu yazıya bir başka yorum daha eklenecek ve günüme neşe katacak heyecanıyla uyanıyorum resmen… Sevdiğim bir dizi gibi…